'Arap kızı'yla yüzleşme zamanı!

Çok duymuşsunuzdur çocukluğunuzda; hatta söylemişsinizdir bile. "Yağmur yağıyor, seller akıyor; Arap kızı camdan bakıyor." Peki, bu 'Arap kızı' kimdir? En azından birini artık biliyoruz. 1880'li yıllarda Kenya'da başlıyor bu öykü. Bilinen ilk kahramanı İbrahim.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Çok duymuşsunuzdur çocukluğunuzda; hatta söylemişsinizdir bile. "Yağmur yağıyor, seller akıyor; Arap kızı camdan bakıyor." Peki, bu 'Arap kızı' kimdir? En azından birini artık biliyoruz. 1880'li yıllarda Kenya'da başlıyor bu öykü. Bilinen ilk kahramanı İbrahim.
Elbette o yıllarda Afrika'daki adı bu değildi ama biz onu 'İbrahim' diye tanıyoruz. İkinci evliliğini 'Tete Nuriye' ile yapıyor Kenya'da. İbrahim'in ilk evliliğinden olan bir oğlu da var: Ahmet.
'Tete Nuriye' kocasının evine gelirken kız kardeşleri Şadiye ve Şemdiye ile erkek kardeşi Ali'yi de yanında getiriyor.
Korsanlar Kenya'nın 'Köle Kıyısı'nı basıp kim var kim yoksa dolduruyor gemilere. Uzun ve çileli bir yolculuktan sonra varılan Girit'te İbrahim ile tüm ailesi zengin bir Osmanlı'ya satılıyor. Burada İbrahim ile Nuriye'nin ilk çocukları dünyaya geliyor: Elmas.
Ancak bir süre sonra ölüyor İbrahim. Sahipleri olan aile karar veriyor ve İbrahim'in dul kalan eşi 'Tete Nuriye'yi üvey oğlu Ahmet'le evlendiriyorlar.
İstemeye istemeye evleniyor Ahmet üvey annesi Nuriye'yle. Ama efendilerin kararına ne pahasına olursa olsun uymak zorunda köleler.
İlk kızları Zeynep 1912'de dünyaya gelir. Üç yıl sonra da ikinci çocukları olur. Her nedense 'Tete' yeni doğan kızına kendi adını verir: Nuriye.
1918'de, 'Tete Nuriye' 48 yaşındayken sahipleri onu satmaya karar verirler. Ahmet eşsiz; Elmas, Zeynep ve Nuriye annesiz kalacaktır.
Feryatlar, figanlar, yalvarıp yakarmalar sonuç vermez. 'Tete Nuriye' İstanbul'da sarayın içine kadar girebilmiş zengin bir aileye satılır. 'Tete' giderken yanına bir tek büyük kızı Elmas'ı alabilir.
Babası İbrahim öldüğünde 'üvey annesi' Nuriye ile evlendirilen Ahmet'e sahipleri yeni bir eş bulurlar: Şadiye. Yani 'Tete Nuriye'nin kız kardeşi. Ahmet "Annem" dediği Nuriye ile evlendirildikten sonra ardından da "Baldızım" dediği Şadiye ile evlendirilir. Ahmet'in 'Tete'den olan ikinci kızı Nuriye dokuz yaşındayken sahipleri tarafından Girit'te yabancı uyruklu bir aileye satılır. Bir süre sonra aile Girit'ten ayrılır ve yanlarında götürdükleri 'küçük Nuriye' ile İstanbul'a yerleşir. Ailesi uzun süre Nuriye'den hiçbir haber alamaz.
Mübadelede azat edilir
Türkiye ile Yunanistan arasında Mübadele Anlaşması imzalanınca sahibi Ahmet'e "Seni ve aileni azat ediyorum. İstediğin yere gitmekte özgürsün. Ama bana sorarsan Ayvalık'a ya da İzmir civarına git. Buradan gidenlerin çoğu oralara yerleştiriliyor. Yabancılık çekmezsin" der.
Yine uzun ve çileli bir deniz yolculuğuna çıkarlar. Ahmet ile Şadiye'nin kucağında 40 günlük bir kız çocuğu vardır. Henüz adı bile konulmamıştır. Ayvalık'a varınca Ahmet, Mustafa Kemal'e hayranlığından, bebeğinin adını 'Kemale' koyar.
İşte Ayvalık'ta kendisine 'Zenci' diyen komşularına sinirlense de sakinliğini koruyarak üstüne basa basa "Biz zenci değil, Arap'ız. Ama biraz koyu Arap'ız" diyen 'Arap Kadın Kemale', 'Köle/Kenya, Girit, İstanbul Kıyısından İnsan Biyografileri' kitabının yazarı Mustafa Olpak'ın annesidir.
Mustafa bulabildiği herkese ulaşmış, konuşabildiği herkesle konuşmuş, danışabileceklerine danışmış, erişebildiği tüm kaynakları araştırmış ve sonunda ailesinin yaşadığı bu akıl almaz öyküyü bir kitaba dönüştürmüştü onu ilk tanıdığımda.
Mustafa'nın ailesinin yaşadığı dram kölelikten azat edilip Ayvalık'a varınca da bitmiyordu. Aile Ayvalık'ta büyük bir ekonomik sıkıntı yaşar. Sonunda Ahmet, yani Mustafa'nın dedesi, büyük kızı Zeynep'i o yıllarda Ayvalık'ta yaşayan ama işleri nedeniyle bir süre sonra İstanbul'a yerleşen bir ailenin yanına 'evlatlık' yani besleme olarak verir. Mustafa'nın 'Köle'sinden ailesinin izini sürelim.
1940'lı yılların başı. Büyükada'da bir köşkün sahiplerine konuk gidiyor bir aile. Giderken de yanlarında 'siyah' hizmetkârlarını götürüyorlar. Ev sahibi ailenin de bir 'siyah' hizmetkârı var.
Kardeş çıkan iki hizmetkâr
İki 'siyah' saatlerce hizmet ediyorlar. Sahiplerinin dileklerini yerine getirmek için durmadan çalışıyorlar saatlerce. Sonunda da bitkin düşüyorlar. Dinlenebilecekleri tek yer mutfak. İki hizmetkâr başlıyor fısır fısır konuşmaya. Kanları kaynıyor birbirlerine. Sonunda da olan oluyor. Çünkü konuşmalarından ortaya çok çarpıcı bir gerçek çıkıyor; birbirlerinden çok küçük yaşta ayrılmış iki kardeş olduklarını öğreniyorlar. Biri, Girit'te yabancı bir aileye satılan Nuriye, diğeri de Ayvalık'ta 'evlatlık' verilen Zeynep'tir. İki kardeşin 'birbirlerini bulma çığlığı'na 'sahip'leri koşup mutfağa girince öğrenirler bu dramatik öyküyü. İki kardeşi hemen oracıkta azat ederler.
İlk kararları bundan sonra birbirlerinden hiç ayrılmamak olur. İkinci kararları da 'Tete Nuriye'yi yanlarına almaktır. Anneleri buluşma yerine ablaları Elmas'la gelir. Artık bütün bir dünya onların olmuştur.
Ayvalık'ta mermercilik yapan, dedesi Ahmet'in, teyzelerinin, ninesinin öykülerini dinleyen Mustafa Olpak Osmanlı'da köleliği anlatmaya birinci elden, yani içinde yaşadığı ailesinden başlamaya karar vermişti.
Köleliği araştıran üçüncü kuşak
"Ailemin üçüncü kuşağıyım. Benim dedem, ninem bir köleydi. Teyzelerim de hayatlarının önemlice bir bölümünü bir başka tür köle olarak geçirdiler. Yani besleme olarak yaşadılar. Üçüncü kuşak olan bizler özgür bireyler olarak doğduk. Birinci kuşak olayları yaşayan kuşaktır. İkinci kuşak ise bu olayları yadsıyan, unutmak isteyen... Üçüncü kuşağın önemi işte burada çıkıyor ortaya. Çünkü üçüncü kuşak olayları araştıran kuşaktır. Ünlü Amerikan dizisi 'Kökler'in senaryosunu yazan da üçüncü kuşak bir zencidir."
İlk kitabı 'Arap Kızı Kemale'yi 2002'de, ikinci kitabı 'Köle/Kenya, Girit, İstanbul Kıyısından İnsan Biyografileri'ni de 2003'te yazar Mustafa Olpak. Kitap Fransızcaya çevrilir. Olpak'ın amacı, Türkiye genelinde 3 milyon olduğunu tahmin ettiği Afrika kökenlileri bir araya getirmektir.
Afrikalılar Derneği
Bu düşü için yıllarca çalıştı Mustafa Olpak. Sonunda geçen yıl Ayvalık'ta Afrikalılar Dayanışma ve Kültür Derneği'ni kurdu. "Bu, Cumhuriyet tarihinde bir ilk" demişti Olpak derneği kurduğunda.
Büyük bölümü Ege Bölgesi'nde yaşayan yüzlerce Afrika kökenli katıldı derneğin kuruluş toplantısına. Yakında Torbalı, Dalaman, Hasköy, İzmir gibi Afrika kökenlilerin yaşadığı yerlerde şubeleri ve temsilcilikleri açılacak derneğin. Şu anda yaklaşık 2 bin kişiyle ilişki içinde olduklarını anlatıyor Olpak. Şimdiden sözlü tarih çalışmalarına başlamış bile dernek.
"Bölgede, özellikle yaşlılarla görüşmeleri öncelikle başlattık. Bu sözlü tarih çalışmalarında çok ilginç şeylerle karşılaşıyoruz. Bunlar ne kitaplarda yazıyor, ne de tarihçiler biliyor. Bu insanların Osmanlı'ya gelişi gibi, sosyal yaşamları da bir sır olarak saklanmış. Anadolu halkının bilmediği birçok yön çıkıyor ortaya."
Mustafa Olpak'ın başlattığı bu süreç şimdi de TRT tarafından belgesele dönüştürüldü. 'Arap Kızı Camdan Bakıyor/Osmanlı'da Kölelik' belgeselinin yapımcısı ve yönetmeni Gül Munyan, ekibiyle Ayvalık'ta, Girit'te, İzmir'de, Büyükada'da ve İsrail'de gerçekleştirdi çekimleri. Olpak da belgeselde 'Anlatıcı' olarak görev üstlendi.
Bu gece 02.05'te TRT 2'de gösterilecek bu çalışma 'resmi tarih'in genellikle görmezden geldiği Osmanlı'da kölelik sisteminin de ilk belgeseli olma özelliği taşıyor.
Demek ki bu toprakların yakın tarihinde yüzleşilecek bir 'Arap kızı' da varmış!