Araplar bağımsızlıktan bu yana ilerlemedi

BM Kalkınma Programı'nın yeni raporu Arapların geri kalmışlığını bir kez daha gündeme taşıdı. Arap dünyasının bu hali, zar zor elde edilen bağımsızlığı halkın yararına kullanmayı becerememesinden kaynaklanıyor



ABDULMUNİM SAİD


Geçen hafta ‘Araplar niçin uzaya çıkmadı?’ başlıklı makalemi yazdığımda, İngiliz yazar Robert Fisk’in Independent gazetesinde benzer bir makalesinin yayımladığını bilmiyordum. İşin aslı şu ki, ortada Arapların diğer dünya ülkelerinden geri kalmasının sebebini sorgulayan bir Arap ve yabancı makaleler paketi söz konusuydu. Çok geçmeden BM Kalkınma Programı’nın Araplarla ilgili bir rapor hazırladığını fark ettim. Arapların ekonomik, sosyal ve siyasi şartlarının bir tür araştırması olan bu rapor, eski ABD başkanı George W. Bush’un ‘demokrasinin’ Arap dünyasını sözle veya silahla ‘düzeltme’ amaçlı mesajı olmasını kararlaştırdığında kullandığı araçlardan biriydi.
Raporu yayımlayanlarla, raporu yazanlardan Kahire Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Mustafa Kamil el Seyyid arasında yaşanan anlaşmazlık sebebiyle fırsat bu yıl kaçıyordu. El Seyyid raporda yer alan bilgilerin sorumluluğunu üstlenmezken, BM Kalkınma Programı Arap dünyasıyla ilgili yeni acı gerçekleri ele almak için Beyrut’ta bir toplantı gerçekleştiriyordu.

Filistin sorunuyla açıklanamaz
Anlaşmazlığın özü, Arap dünyasındaki musibetin ve temel tehdidinin dışarıdan mı geldiği, yoksa farklı Arap ülkelerinin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısının geri kalmasının sonucu olarak içeriden mi kaynaklandığıyla ilgiliydi. Raporu yazan solcu Arap İsrail ve ABD işgalini kınamak istiyordu; diğer yandan da Arapların temiz sokaklarda yaşamasını veya modern teknolojiyi kullanmayı öğrenmesini engelleyen bir işgal bulunmadığını ifade ediyordu. Genelde Arap milliyetçi ve sol çevrelerde sevilen Robert Fisk’in de söylediği buydu; Arap-İsrail çekişmesi Arap ülkelerini ‘Ortaçağ’a ait’ kılan geri kalmışlığı tek başına açıklayamaz.
O halde, Arapların diğer ülkelerden geride kaldıklarını anladığı 19. yüzyılda ilk defa yöneltilen bu soru daima gündemde. Fakat şimdi farklı bir yapısı var. Bu yapı sadece ilk kez ortaya atılmasının üzerinden iki asır geçmesi veya bağımsızlığın üzerinden uzun yıllar geçmesi sebebiyle değil, aynı zamanda birçok Arap ülkesinin acı deneyimlere rağmen bir şekilde evrensel kalkınma gemisine katılmak için uyanması sebebiyle oluştu.

Siyasi sorumluluk eksik
İstatistikleri dikkate alırsak, Kore savaşında Güney Kore’nin yaşadıklarına veya Çin’in yaşadığı ezici savaşlara benzer veya emperyalist ülkelerin uzun asırlar sömürdüğü Hindistan’a yakın bir Arap deneyimi söz konusu değil. Araplar, irili ufaklı ülkelerin dev ülkelerin yanında yaşadıklarında hissettiği bir yabancı hegemonya deneyiminden de geçmedi. Örneğin, Meksika’da çoğu kimse ABD’den uzak oldukları için Arap ülkelerini kıskanırdı.
Demek ki, sorunun yapısı ve doğduğu çevre değişmiş. Yabancı işgalle Somali’de yaşanan çetin iç savaş arasında bağlantı yok. Örneğin, yabancı müdahale Filistin’deki iç bölünmeye gerekçe sağlamaz. Bu bölünmenin tek açıklaması, Hamas ve Fetih’in birleşmesini sağlayacak ulusal sorumluluk hissinin yok olmasıdır. Belki de değişim, ilerleme, reform ve demokrasiyle ilgili ‘siyasi sorumluluk’ meselesi incelenmeli; örneğin Arap siyasi seçkinleni bağımsızlık konusunda siyasi sorumluluk sahibiydi ve büyük kurbanlar verdiler. Nihayetinde hedefe ulaşıldı, ancak daha sonra bu seçkinlen ve Arap halkları bağımsızlıkla ne yapacaklarını bilemedi.

Vietnam örneğine bakın
Dünyada birçok ülke bu konuda bizimle aynı kaderi paylaştı, ancak aynı siyasiler dönüm noktalarında kendilerine güvendi. Vietnam savaşının bitmesinin ardından güney doğu Asya’da ‘Asya kaplanları’ doğdu. Çin’de 1978’de Komünist Parti kongresi, Hindistan’da 1992 seçimleri yapıldı. Brezilya, Arjantin ve diğer deneyimleri inceleyenler şu tarihi noktaları görür: Hali hazırdaki kötü şartlar devam edemez ve bu durumu aşmanın yolu bilgiden, aklın ve kalkınmanın kullanıl-masından, halkın katılımından geçiyor. Bunların alternatifiyse, patlamalar, iç savaşlar, açlık ve geri kalmışlık. Araplar niçin Ameri-kalılar gibi Ay’a çıkmadı diye sorduğumda, bazıları Ay’a çıkıldığını inkâr ediyordu.
Somali, Sudan, Yemen ve Irak’taki patlamalar ortada. Lübnan ve Cezayir’deki şartlar endişe verici. Filistin şartları ortada. Durum açık, fakat henüz yönetici, sivil ve askeri bürokratlar, kültür ve medya organları durumun farkında değil. Onlar hâlâ sahneye çıkmadılar. O halde soru düşündüğümüzden daha derin, basit bir yanıtı da yok. Dünyanın geçmişteki ve şimdiki deneyimlerini bilmenin faydalı olacağını düşünüyorum, ancak anahtar işaret ettiğimiz seçkinlerin elinde ve onların alışılmışın dışında birşeyler sunma gücünde. (Londra’da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 5 Ağustos 2009)