'Arka bahçe'de kurulan ilişkiler

Uluslararası planda çok ilginç bir işbölümü
öne çıkıyordu: Uyuşturucu tüketiminde zengin ülkeler kendi aralarında yarışıyordu. Silah kullanımı alanındaysa yoksul ülkeler.
Haber: ERBİL TUŞALP / Arşivi

Uluslararası planda çok ilginç bir işbölümü
öne çıkıyordu: Uyuşturucu tüketiminde zengin ülkeler kendi aralarında yarışıyordu. Silah kullanımı alanındaysa yoksul ülkeler.
Siyasi cinayetler için uyuşturucunun, siyasi cinayetleri gizlemek için de siyasetçinin önemini hiç kimse yadsıyamıyordu. Uyuşturucu-siyaset ilişkisinin 'olmazsa olmaz' özelliği noktasında da güvenlik ve haber alma örgütleri vardı.
Türkiye'de haşhaş ekiminin kaldırıldığı yıllarda TBMM'de Adalet Partisi milletvekili olarak konuşma yapan Murat Bayrak,
'hükümetin tam bir sorumsuzluk içinde' olduğunu vurguluyor ve "Amerikan milleti için haşhaşın arz ettiği tehlikenin, Sovyet balistik füzelerinden gelecek olandan farkı olmadığını" söylüyordu (10 Temmuz 1974).
CIA ile ortak iş
Daha sonraki yıllarda MHP'li kimliğiyle siyaset yapacak Bayrak'ın, ünlü Amerikan istihbarat örgütü CIA ajanı Ruzi Nazar'la birlikte çalıştığı ortaya çıkacaktı.
CIA ajanı Frank Terpil'in 'Ona silah sattım' dediği MHP Genel İdare Kurulu üyesi Murat Bayrak'a 12 Eylül askeri yönetimi bile bir şey yapmadı/yapamadı. 12 Eylül'den sonra bir süre ABD'de yaşayan Bayrak, 1990'lı yılların ortalarında Ruzi Nazar'la birlikte Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın danışmanıydı.
Uyuşturucu-silah-siyaset üçlüsündeki çarpıklığı çok açık ortaya koyan bu örnek aslında tam bir 'arka bahçe ilişkisi' örneğiydi.
Çürük raporu
Hüseyin Baybaşin'in de Kolombiya, Bolivya, Uruguay yöntemleriyle oluşturulan uyuşturucu-siyaset pazarını anlatan örnekleri olacaktı. Baybaşin'e göre, 1982 yılında dönemin
İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı kendisinden 'uyuşturucu işlerini Avrupa'da yürütmesini' istiyordu.
Uyuşturucu kazancı, Avrupa'da yaşayan Türkler için kurulacak sosyal kültürel derneklere aktarılacaktı. Baybaşin 1984'te bir ihbar üzerine Londra'da tutuklanıncaya kadar işleri söylendiği gibi yürüttü.
İngiltere'de Necdet Yılmaz sahte ismiyle cezaevindeyken devletle ilişkisi kesilmiyordu. Hüseyin Baybaşin İngiltere'de cezaevinde yatarken Türkiye'de bir askeri hastaneden çürük raporu alıp, askerlik şubesine gönderebiliyordu. (Radikal 12 Kasım 1996, Gazete Pazar 26 Ocak 1997).
Para trafiği
Gündeme getirilmesi gereken işler elbette bu kadarla sınırlı değildi. Örneğin uluslararası BCCI Bankası'nın ortaklarıyla karanlık işler yapan Lübnan asıllı bir 'Robert Tamraz' olayı da vardı.
Tamraz, TYT Bank aracılığıyla 1990'larda Türkiye'ye bulaştı. Önce Erol User ve Ahmet Özal'la iş ilişkilerine girdi. Türkmenistan'da petrol aramak için Lapis Oil Capital kuruldu ve bu şirketle TYT Bank dolandırıldı. Tamraz daha sonra Alpaslan Türkeş ve oğlu Tuğrul Türkeş aracılığıyla Başbakan Tansu Çiller'le temas kurdu. ABD'de Beyaz Saray'a girmesi yasaklanan Tamraz birdenbire Çiller'in yakın dostu oldu.
Çiller-Tamraz dostluğu Bakü-Ceyhan boru hattının imtiyazlarını Tamraz'a devretmeye kalkışacak ölçüde gelişti. Los Angeles Times'a açıklama yapan bir CIA ajanı,
Tamraz'ın, Özer Çiller'le akçalı ilişkiler içinde olduğunu savlıyordu (27 Eylül 1997).
Bir kıyı bankası
Kısa adı BCCI olan Bank of Credit and Commerce Internationale'in kurumlaştırıp yaygınlaştırdığı kıyı bankacılığı buluşu, kara para aklamada büyük rol oynuyordu. 2000'li yıllarda fona devredilip Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından satışa çıkarılan bazı bankalardan, örneğin Demirbank'a talip olan BCCI bu alanın yıldızı olmuştu.
Arap prenslerin, şeyhlerin, feodal beylerin yasadışı servetleri de, özellikle mafyanın uyuşturucu paraları da akıllara durgunluk veren bir organizasyonla aklanıyordu. Yapılan işlem aslında hiç de karmaşık nitelikte değildi.
Kabaran faturalar
Sık kullanılan bu yöntemde, devlet ihalelerine giren herhangi bir firma, göz koyduğu işi alabilmek için BCCI ya da bir başka kıyı bankasından bir kredi paketi alarak ihale başvurusunu yapıyordu.
Dünya Bankası kredilerinin kullanılamayacağı yatırımlar için ideal bir yaklaşım olan bu yöntemin getirdiği kredi paketinin içinde avantajlı teminat mektuplarından, ucuz birim fiyatlarına kadar istenen her şey oluyordu. İhaleyi bu paketle kazanan mafya kökenli işadamı, iş için gerekli mal alımlarını, kendisine kredi paketi hazırlayan kıyı bankasının bir yan kuruluşundan yapıyordu.
Böylece, örneğin fiyatı 6 lira olan bir mal Türkiye'ye 10 liradan fatura ediliyordu. Bu yöntemle banka bir yandan elindeki karaparayı aklayacağı bir yer buluyor, bir yandan da büyük kazanç sağlıyordu.
***
Bir kilit adam: Yalçın Özbey
Türkiye'nin son 35 yılını altüst eden ilişkilerin birçok kilit adamı var; Abdullah Çatlı, Oral Çelik, Mehmet Ali Ağca ve Haluk Kırcı gibi isimlerle birlikte anılan Yaşar Özbay da bunlardan biri. Özbey'in akılda kalmasına yol açan en vahim olay ise, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi'nin katli.
İpekçi suikastının sanığı Özbey, 1978 sonu ve 1979 başlarında İstanbul'da Çatlı liderliğindeki ekipte Çelik ve Ağca'yla birlikteydi. Ağca ve Özbey, Taksim'de aynı evde kalıyordu. 1 Şubat 1979'daki suikasttan sonra Ağca, İpekçi'ye Özbey'in ateş ettiğini söyleyecekti.
Özbey, Ağca'nın 1979'da Kartal Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırılmasında rol oynadı: Firarda kullanılan otomobil Özbey' aitti. 1979'dan sonra siyasi mülteci olarak bulunduğu Almanya'da birçok kez eroin ticareti yüzünden tutuklandı. Son olarak 1994'te tutuklanan Özbey, 1995'te Türkiye'den
giden MİT ve Emniyet mensuplarınca sorgulandı. Özbey'in ifadeleri, 'imha edildi'
denilerek İpekçi davasının görüldüğü mahkemeye yollanmadı.
Dosyası ayrı
1997'de Almanya'da cezaevinden çıkan Özbey, bir süre Londra'daki dayısının oğlunun yanında kaldı. Daha sonra Belçika'nın başkenti Brüksel'e giden Özbey, arandığı gerekçesiyle gözaltına alındı, fakat Türk hükümetinin istemesine fırsat kalmadan serbest bırakıldı.
Bu arada İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde
İpekçi'nin öldürülmesiyle ilgili dava karara bağlandı ve ülkücü Oral Çelik 'delil yetersizliği'nden beraat etti, karar Yargıtay'da kesinleşti. Özbey'in dosyası,
'yakalanamadığı' için ayrıldı ve soruşturması
gıyaben devam etti.
Yakalandı mı?
İstanbul Savcılığı'na, Ünye Kapalı Cezaevi'nde kalan Yusuf Çelikkaya isimli bir mahkûmun gönderdiği mektubun ardından dava açıldı, Özbey'in 'Taammüden adam öldürmeye katılmak' suçundan 20 yıl hapsi istendi.
Hâlâ Avrupa'da yaşadığı bilinen Özbey'in önceki gün Belçika'da 'yakalandığı' öne sürüldü ancak bu haber, Özbey'in yakalanmasına ilişkin diğer haberler gibi, doğrulanamadı.
***
Susurluk'tan ilginç bir kesit
MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Yahnici
'Eroine polis yol verir' yargısı irdelenirken, gözler ister istemez yeniden Susurluk dosyasına takılıyor. Çok azı yargı kararıyla kesinleşmiş, büyük çoğunluğu da yargının önünü tıkayan bakan ve milletvekili dokunulmazlığı, her düzeydeki memurların sahip olduğu yargıya karşı yasal zırhlar ve zamanaşımı gibi nedenlerden ötürü 'havada' kalmış iddialar birlikte değerlendirildiğine çok ilginç 'fotoğraf'lar oluşuyor. İşte Susurluk dosyasında yer alan ve bir kısmının davası geçen hafta içinde zamanaşımından düşmüş olaylardan bir kesit:
1) Özel harekâtçı başkomiser İbrahim Şahin'in Susurluk'un önemli isimlerinden biri olduğu biliniyor.
2) Lokman Kudsi Mahbup Alan belki tanınmıyor ama, polis kayıtları onun uyuşturucu patronu olduğunu gösteriyor.
3) İranlı Mahbup Alan birkaç kez yakalansa da her sefer paçayı kurtarıyor.
4) İbrahim Şahin, Mahbup Alan'ı Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden Ayhan Çarkın ve Fethi Bozkurt adlı özel timci polislerle teslim alıyor ve Güneydoğu'da kullandıktan sonra serbest bırakıyor.
5) Şahin bu arada Emniyet Genel Müdürlüğü'ne Mahbup Alan'ın sınır dışı edilmesi için
sahte bir yazı göndermeyi ihmal etmiyor (30 Mart 2000).
Çıkan sorunlar, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar'ın girişimiyle çözümleniyor (27 Mart 2000).
6) Alan'ın Türkiye'deki işi pek belli değil ama, İspanya'da iş ilişkileri var.
7) İspanya kurye kız Dilek Örnek'in
İranlı Mahbup Alan'a bavul bavul para taşıdığı bir ülkeydi.
8) İnanması güç olsa da yargılama belgeleri Türkiye'de bir yılda İspanya'dan gelen 3.6 milyon Alman Markı'nın aklandığını gösteriyordu.
9) Dilek Örnek yakalandığında Ayhan Akça'yla buluşacağını söylüyordu. Ayhan Akça, İbrahim Şahin'in korumasıydı.
10) Hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan Şahin, ülkücü baba Zeki Saral'la yakınlığı olan Emir Alpaslan'ın evinde yakalanıyordu.
11) Şahin'in ülkücülüğü aslında genç bir polisken görev yaptığı Nevşehir yıllarına dayanıyordu.
12) Şahin solculara işkence yapmaktan hapis cezası alıyor, dosya Yargıtay'a eksik belgelerle gönderiliyordu. Çatlı'dan Ağca'ya tam kadro ülkücülerin tümü Şahin'in davaya hizmetini biliyordu.
Örnek'ten Göleli'ye
İstense de onları bu tür olaylardan soyutlamanın ne yazık ki olanağı yok:
1) Belgeler 'kurye kız' Dilek Örnek'in getirdiği paraların Mikail Göleli tarafından pay edildiğini işaret ediyordu.
2) Göleli 1995 seçimlerinde MHP Iğdır adaylığında 'birinci sırayı' kapıyordu.
3) Bir ayağı Belçika'da bir ayağı
İran'da olan ilginç bir MHP'liydi Göleli. Çatlı ve Şahin'in birlikte göbek attıkları ünlü düğün fotoğrafında Göleli de vardı.
5) Göleli, Türkiye'ye döndüğü günlerde Oral Çelik'in yanında duruyordu.
6) Göleli'nin, oğlunun sünnet düğününe MHP'li Mehmet Gül, Hayrettin Özdemir ve Abbas Bozyel katılıyordu.
7) Düğünde Abdullah Çatlı'nın ve İbrahim Şahin'in yakın arkadaşı Kumkapı Ay Işığı Restorant'ın sahibi İbrahim Sungur polis tarafından yakalanıyordu.
8) MHP'nin Kayseri'de komando kampının sorumlusu olan Sungur'un, MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevkat Çetin'in yakını olduğu biliniyor.
Adresler kaldı
Tüm bu bilgilerin ışığında Türkiye'de artık temiz toplum imajından yararlanarak oy toplamaya kalkışmanın eskiden olduğu gibi kolay olmadığı görülüyor. Türkiye 'eroin için polisten yol isteyenlerin' siyasi adreslerini artık biliyor. Geriye bir tek adreslerin açıklanması kalıyor.
***
Bir itiraf: İsteseydik 10 ton da yüklerdik
Adı uyuşturucu işlerine karışan, yurt dışında bu nedenle tutuklanan Oral Çelik, savunmasında bile kendi kamplarının bu işe yatkınlığını anlatıyordu: "Biz 100 gram eroinle uğraşmayız. Bu adamların dediği gibi uğraşmayız. İsteseydik 10 ton yüklerdik, ama bu işlere karışmayız."
Onların öteden beri küçük işlerle uğraşmadığını herkes biliyor ama kimse yaptıkları işin ne olduğunu anlamak/anlatmak istemiyordu. Tarık Ümit'in ortadan kayboluşunu izleyen günlerde olaya neden olan '4 milyon dolardan' söz ediliyordu. Tarık Ümit olayında Abdullah Çatlı'nın, Yaşar Öz'ün, Korkut Eken'in, Ayhan Akça'nın, Ziya Bandırmalıoğlu'nun, İbrahim Şahin'in adları geçiyordu...
'4 milyon dolar' Ümit'in sonunu getiren ve paylaşılamayan bir karaparaydı. Anlaşılan bu karaparanın çok küçük bir bölümüydü:
"Karaparayla ilgili, Kazakistan, Pakistan ve Afganistan'dan gelen uyuşturucunun Azerbaycan'dan Nahcivan kanalıyla Türkiye'ye girdiğini; eroinin Türkiye'den Hollanda ve Almanya'ya çıktığı konusunda ailesi bana bilgi veriyordu. Bir kısım paranın Kazakistan'da aklandığı, Kazakistan'da 450 milyon dolarlık para olduğunu, bunun Kıbrıs'taki bir bankada aklandığı yolunda beyanları oldu kendilerinin. Bu uyuşturucu trafiğinden gelen bir paraydı. Ve Tarık Ümit bu işin içindeydi" (17 Ocak 1997).
Yeraltı isterse uzun süre uyuyor, uyurken de elbette siyasete el atıyordu.