Artık kimse masadan kalkamaz

Eski dışişleri bakanlarından Prof. Emre Gönensay "Artık referandum ve çözümden kaçış yok. Barış engellenemez. Ege sorunu da bu yıl çözülecek" dedi.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Emre Gönensay
Türkiye tarihi bir virajı dönmüş gözüküyor. Çağdaş dünyayla Türkiye arasındaki en büyük engellerden biri olan ve Türkiye'de statükoculuğun en sağlam kalesi olarak görülen Kıbrıs sorunu çözüm sürecine girdi. Şimdi herkes taraflar arasında iki gün sonra Lefkoşa'da başlayacak olan müzakerelerde ne olacağını merak ediyor. Herkes, KKTC'de Denktaş'ın ya da Türkiye'de iç politikada Kıbrıs'ı bahane ederek pozisyonlarını sürdürmek isteyenlerin çözüm sürecini baltalayıp baltalamayacağını, adada yapılacak referandumlarda Rumların ya da Türklerin anlaşmaya hayır demesi halinde durumun ne olacağını, bundan sonraki dış politika gelişmelerinin ne yönde ilerleyeceğini , Türkiye'nin dünyadaki yeni politik görüntüsünü, Avrupa ve ABD'yle ilişkileri tartışıyor. Biz de, Kıbrıs'ı çözmede kilit rolü oynayan 'referandum formülü'nü ilk kez gündeme getirenlerden biri olan ve bakanlığı sırasında Türkiye ile Yunanistan arasındaki Ege sorunlarını çözmek için barış atağı başlatan eski Dışişleri bakanlarımızdan Prof. Emre Gönensay ile bütün bu soruları konuştuk.



Kıbrıskonusunda ne oluyor şu anda? Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün gelinen noktada, kangren olmuş kırk yıllık Kıbrıs sorunumuzu artık çözdük diyebiliriz. Kıbrıs sorunu çözüldü. Türkiye'nin önü açıldı. Kıbrıs artık Türkiye'nin AB üyeliğinin önünde bir engel olmaktan çıktı. Bu nasıl oldu derseniz... Öyle bir mekanizma kuruldu ki, artık çözümden kaçmak mümkün değil. Çünkü taraflar, anlaşmasalar dahi konunun referanduma götürülmesini kabul ettiler. Referandum, Kıbrıs sorununun çözüldüğünün bir garantisidir.
Referandumlarda sonuç hayır çıkarsa ne olacak?
Sonuç hayır çıksa bile sorun gene çözülmüş olacak. Kıbrıs Rum halkı refarandumda hayır derse, o zaman KKTC meşruiyet kazanacak. Dünyada hiç kimsenin tanımadığı KKTC bir devlet olarak tanınacak. Hatta belki Türkiye'ye bile entegre olabilecek. Adanın yarısını geri dönülmez bir biçimde kaybedecekleri için, bu, Rum ve Yunan tarafı için çok büyük bir cezadır ama Türkiye açısından da Kıbrıs sorununun bir şekilde çözümüdür.
Eğer KKTC halkı referandumda hayır derse, o zaman da Türkiye için değil ama, Kuzey Kıbrıs Türk halkı için çok zor bir dönem başlayacak. Çünkü Türkiye dünya ve Avrupa Birliği kamuoyunun önünde sorumluluğunu yerine getirmiş bir ülke olarak değerlendirilecek ama KKTC halkı bu çözümü kabul etmemiş olacak. Bu noktada artık Kimse kalkıp da Türkiye'ye 'Kıbrıs sorunu senin AB üyeliğinin önünde bir engel' diyemeyecek.
Kıbrıs sorununun çözülmeme ihtimali hiç yok mu?
Ancak Türkiye, KKTC ile birlikte hareket edip, New York'ta girdiği taahhütlerden geri dönerse ve müzakere masasından kalkarsa sorunun çözülmesine engel olur. Ki Türkiye böyle bir şeyi yapamaz. Çünkü bunun cezası çok büyüktür. Bu durumda sadece AB üyeliğimiz hayal olmaz, Kıbrıs'ta binlerce davayla Avrupa'nın hukuki ablukası altına da alınırız. Avrupa Konseyi üyeliğimizi de tehlikeye atarız. Yalnız AB'yi değil Amerika'yı ve Birleşmiş Milletleri de karşımıza alırız. Zaten dünyada kaldı mı başka bir şey? Ama bütün bunlar olmaz çünkü taraflardan hiçbiri artık masadan kalkamaz. Çünkü Kıbrıs'ta iş referanduma kadar gidecek. Halklar ne karar verirse versin, bu karar referandum sonucunda verilen demokratik bir karar olacağı için, anavatanlar açısından bir sorun yaratmayacak.
Peki şu anda Türkiye'nin izlediği politika sizce başarılı bir çizgide ilerliyor mu?
Çok başarılı ilerliyor. Kırk yılda çözemediğimiz bu sorunu ne oldu da çözdük derseniz... Demokrasiyle bağlantılı işler bunlar. Birincisi Türkiye'de Meclis'te çoğunluğu olan bir parti tek başına Türkiye'de iktidara geldi. Ve bu parti, AB'ye üye olmaya birinci önceliği verdi. AKP'nin Kıbrıs sorununu çözmekte gösterdiği siyasi irade, cesaret ve kararlık hep demokrasinin getirdiği sonuçlardır. Ayrıca KKTC'deki seçimlerde çözüm isteyenlerin nispi bir çoğunluk sağlaması da işi çözüm yoluna soktu. Görüyorsunuz, demokrasi dünyanın her yerinde barış getiriyor.
Denktaş aslında ne istiyordu, New York'a giderken asıl amacı neydi?
Eski defterleri karıştırmak istemiyorum ama... Denktaş, Annan Planı'nın KKTC vatandaşlarına zararlı olacağı kanaatini taşıdığı için Rumların AB'ye tam üye olacağı 1 Mayıs tarihini geçirmeye ve böylece Kıbrıs'taki statükoyu muhafaza etmeye çalışıyordu. Bir oldubittiyle ada bölünmüş olsun istiyordu. Ama dünya kamuoyunun bunu kabul etmesi mümkün değildi. Ayrıca Kıbrıs, Türkiye'nin önünü tıkayan çok önemli bir sorundu. Sanıyorum Denktaş bunları anladı ve başka bir çare olmadığını görüp çok kritik bir dönemde gerçekçi bir pozisyona geldi. Esneklik gösterip masaya oturdu ve müzakere etti. Tarihi bir anda liderliğini sergileyen Denktaş'ı şimdi kutlamak lazım.
Peki New York'a gidilirken, Türk hükümeti ne istiyordu?
Kıbrıs meselesinin çözülmesini istiyordu. Annan'ın şartlarını, hakemliğini ve referandumu Türkiye kabul etmişti. Annan bir yıl önce Lahey'de de aynı şeyleri istemişti ama Türkiye'de hükümet o zaman çok yeniydi ve meseleyi bilmiyordu. Siyasi risk alamadı. Çünkü Dışişleri bürokrasisi ve diğer danışmanları 'Kıbrıs'ta çözüme gitmek çok tehlikelidir' diye onları ürküttü. Zaten Kıbrıs meselesinden bugüne kadar bütün siyasi iktidarlar ürktü. Hiçbiri Kıbrıs'a dokunmak istemedi.
Hükümetler Kıbrıs'a dokunmaktan neden ürktüler?
Çünkü içeride çok otoriter, milliyetçi, devletçi bir kesim var. Bunlar Kıbrıs'ı bir milli dava, hatta bir kan davası olarak görüyor. Kıbrıs meselesini her çözmek isteyenin üstüne vatan haini diye çullanıyorlar. Siyasi iktidarlar, bu kesimi karşılarına almak istemedi. Kıbrıs da bu yüzden bugüne kadar çözülmedi. Türkiye Kıbrıs'ı çözer ve AB'den de müzakere tarihi alırsa bambaşka bir platforma sıçrayacak. Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alma ihtimali şimdi yüzde 85, yüzde 90'a çıktı. Bugüne kadar Kıbrıs'ta çözümü engelleyenler ve AB'ye karşı çıkanlar, Türkiye'de ve Kıbrıs'ta yaşanan olumlu gelişmeleri gördükten sonra,
'Kaybedilen bunca zamana yazık etmişiz' diyecekler. AB'ye üyelik müzakerelerinin dört sene mi, on sene mi süreceği hiç önemli değil. Müzakere tarihi aldıktan sonra dünya artık Türkiye'yi AB üyesi bir ülke olarak telakki edecek.
New York'a gidilirken Türkiye'nin askeri ve sivil bürokrasisi ne istiyordu Kıbrıs konusunda?
Sivil bürokraside yani Dışişleri'nde Annan Planı çerçevesinde bir çözümün Türkiye'nin stratejik menfaatlerine zarar vereceğine ve adadaki Türk varlığını eriteceğine inananlar vardı. Bunlar çözümü engelliyordu. Keza aynı durum askeri bürokrasi içinde de söz konusuydu. Bu görüştekiler için statükonun devamından başka çare yoktu. Ama her iki bürokrasinin içinde de sonunda çözümden başka bir çare olmadığı ve bazı eksikliklerine rağmen Annan Planı'nın hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türkler için en iyi çözüm olduğu konusunda bir konsensüse varıldı. Hükümet, bu konuda sivil ve askeri bürokrasinin tepesindekileri ikna etti. Zaten Denktaş New York'ta anlaştıktan sonra, Türkiye'nin iç siyaseti açısından ilginç bir açıklama yaptı.
Ne dedi?
'Biz anlaşma konusunda Türkiye hükümetinin onayını aldık. Hükümet bize bu onayı Genelkurmay Başkanlığı'na ve Cumhurbaşkanlığı'na danışarak verdi' dedi. Türkiye'deki muhalefet, Denktaş'ın bu beyanatından sonra acaba ne diyecek? Kıbrıs'ta anlaşma isteyenlere bugüne kadar 'Kıbrıs'ı satıyorlar' diyorlardı. Denktaş'a da mı Kıbrıs'ı sattı diyecekler? Muhalefetin elinden çok önemli bir koz gitti.
Görüşmeler Lefkoşa'da başlayacak. Denktaş, bu sürecin herhangi bir noktasında bütün barışçı gelişmeyi engelleyebilir mi?
Yapamaz. Bu bedeli kimse tek başına göğüsleyemez. Birleşmiş Milletler'e verilmiş bir taahhütten geri dönmenin yaptırımı çok ağır olur. Muhakkak ki bu müzakerelerde tartışmalar ve kavgalar olacak ama artık çözümden ve referandumdan kaçış yok. Bu süreci ne tek başına KKTC ne de tek başına Kıbrıs Rum tarafı sabote edebilir. Yavru vatanlar, anavatanlarından bağımsız hareket edemez.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'nın Rumların lehine olduğunu iddia etti hep. Ama şimdi bu planın Rum tarafını Türk taraafından daha fazla rahatsız ettiği ortaya çıktı. Denktaş bu gerçeği bilmiyor muydu?
Biliyordu ama statükoyu devam ettirmek istiyordu. 'Annan Planı Enosis'tir. Bu planla adadaki Türk halkı eriyip gider' diyordu. Ama bugün gelinen noktada Denktaş'ı da alkışlayalım. Tarih nasıl olsa bunların incelemesini yapacak, bu soruları soracak ve yazacak. Bırakın Denktaş'ı, Türkiye'deki gelmiş geçmiş siyasi iktidarlara da bu sorular sorulacak. Kıbrıs sorununu cesaret ve siyasi irade gösterip bugüne kadar çözmedikleri için onlara da büyük sorumluluk düşüyor.
Denktaş, son ana kadar Türk hükümetine direnen bir görüntü çizdi. Halbuki Denktaş, neredeyse bütün gelirini Türkiye'nin yardımıyla sağlayan bir devletin başkanı. Denktaş, kime güvenerek Türk hükümetine karşı böyle davranabildi sizce?
Herhalde Türkiye'deki muhalefete ve çözüm istemeyen kesimlere dayanıyordu. Cumhurbaşkanı'yla, Genelkurmay Başkanı'yla görüşüyordu, bütün bu görüşmeleri yapıyordu. Fakat Denktaş sonunda gördü ki, Türkiye'de bu makamlar arasında çözüm için bir konsensüs oluştu. Biliyorsunuz, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Adası'nın stratejik önemi olduğuna inanıyordu. Bugünkü statükonun, yani adanın bölünmüş halinin ve Türkiye'nin adanın kuzeyinde 30, 40 bin asker bulundurmasının en iyi, en ideal stratejik durum olduğunu düşünüyordu. Bu bence tamamen yanlıştı.
Kıbrıs sorunu, aslında Türkiyenin Avrupa üyeliğini engellemek isteyenler tarafından bir araç olarak mı kullanılıyor Türkiyenin iç siyasetinde?
Şüphesiz.
Türkiye'de yaşayan insanların ve KKTC'de yaşayan insanların daha mutlu ve zengin olması, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle mi yoksa çözülmemesiyle mi mümkün?
Çözülmesiyle mümkün. Adada insanlar arasında çok ilginç bir kaynaşma ve ekonomik gelişme yaşanacak. KKTC halkı zenginleşecek ve mutlu olacak. Çünkü Kuzey Kıbrıs AB'nin en ayrıcalıklı devleti olacak. Güneyle kuzey arasındaki farkı ortadan kaldırmak için AB'nin fonları, sübvansiyonları, yatırımlar buraya akacak.
Neden Kıbrıs sorunu konuşulurken hep 'topraktan, kimin nereyi yöneteceğinden, tavizlerden' söz ediliyor da, insanların geleceğinden, mutluluğundan söz edilmiyor peki?
Bu, küçülmüş, çökmüş bir imparatorluğun refleksi olabilir. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu gerileye gerileye gelmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş. Bunu birçok kişi hazmedememiş. Mesela bugün Kıbrıs'ı konuşurken, hep Girit'i de kaybettiğimiz hatırlatılıyor. Irak Savaşı'nda da Musul ve Kerkük gündeme getirildi. Bunları aşmak lazım. Dünyada bir tek Osmanlı'nın değil ki, imparatorlukların hepsinin kaderi aynı oldu, hepsi dağıldı. Artık bundan sonraki imparatorluklar ekonomik ve siyasi etkinliğe dayanan imparatorluklar olacak. Toprak elde tutmaya dayanan imparatorluklar değil.
Amerika neden Kıbrıs'ta bir çözümü bu kadar çok istiyor?
İki nedeni var. Amerika, kendisinin çok önemli müttefiki olan Türkiye'nin yalnız kalmamasını ve AB'yle bütünleşmesini istiyor. Türkiye'nin, Avrupa'nın siyasi, sosyal, ekonomik ve stratejik perspektifi içinde olmasını arzuluyor. Çünkü bu, Türkiye için olduğu gibi Amerika için de büyük bir garanti. AB'yle köprüleri atmış, AB'ye küsmüş bir Türkiye unutmayalım ki, otoriter, devletçi, milliyetçi ve izolasyonist bir rejime gider. Suriye'nin, Irak'ın başına gelenleri görüyoruz. Türkiye de Batı'ya karşı tavır alan, dünyadan kopan, savunma gücü zaman içinde sıfırlanan, ekonomisi çöken, fakir bir Ortadoğu ülkesine dönüşür. Bu Amerika'nın da menfaatine değildir. Amerika'nın Kıbrıs'ta çözüm istemesinin ikinci ve daha tali nedeni ise, stratejik açıdan Doğu Akdeniz'de barış istemesi. Bunun için de Türk-Yunan meselesinin halledilmesi gerekiyor.
Ege sorunu da çözülür mü peki?
Kıbrıs'taki bahar havası Ege'ye de yarayacak. Bu yılın sonuna kadar Yunanistan'la aramızdaki Ege sorunları çözülmüş olacak. Zaten iki yıldır Türk ve Yunan heyetleri gizli olarak bu anlaşmanın altyapısını görüşüyor. Duyduğuma göre, Ege sorununun yüzde 70, 80'i çözüldü.
Peki Kıbrıs'ta çözüm sağlanması dünya politikasında nasıl bir değişiklik meydana getirecek?
Türkiye şu anda dünyada model olarak parlayan bir yıldız. AB yolunda ilerleyen hem Müslüman hem demokratik bir ülke. NATO toplantısı haziranda İstanbul'da yapılacak. Bu toplantıda NATO'ya yeni bir şekil verilecek. Türkiye NATO'da çok öncü ve kritik bir rol üstlenebilir. Lider konuma gelebilir. Kıbrıs'ı çözen Türkiye artık bu platforma geldi. Zaten hazirana kadar Kıbrıs'ta da referandumlar yapılacak. Böylece Türkiye, NATO toplantısına kadar dünya çapında bir güvene ve kredibiliteye ulaşmış olacak.