'Artık konseptler ezberden gelemez'

'Artık konseptler ezberden gelemez'
'Artık konseptler ezberden gelemez'
Haber: ELİF İNCE - elif.ince@radikal.com.tr / Arşivi

Gezi Parkı direnişi güncel sanata nasıl dokundu? Rekor satışlarla, ‘yıldızı parlayan’ mahallelerdeki sergi açılışlarıyla gündeme gelmek istemeyen sanatçılar için bir açık kapı oldu Gezi. Zaten son dönemlerde - galeri vitrinlerinin arkasından da olsa - bir isyan hali başlamıştı. Sermayenin tahakkümüne, ‘müze-dükkan’lara, sanatçılara imzalatılan tuhaf sözleşmelere karşı sesler yükseliyordu. Parkı yalnız bırakmayan sanatçılardan Banu Cennetoğlu, “Son dönemde ‘sanat’taki tıkanmışlık” ve “gülünçleşen sanat ve güç ilişkisi”nden dem vuruyor, “Yazılacak basın bültenleri, sergi ‘konsept’leri ezberden gelmez artık bundan sonra” diye umut ediyor. Söz sanat insanlarında...

Lara Fresko (Yazar): ‘Güncel sanatta da su kaynamak üzereydi...’
“Sanatçıların uzun zamandır, özellikle kentleşmeyle ilgili çalışmalarının yanı sıra kurumsal yapılarda da sol kültür ve estetiği ile yakından ilgilenen sergilerle birlikte kent, kentleşme ve mimari alanında pek çok çalışma yürütülüyor. Kurumların bu süreçte aldıkları eleştiriler ve karşılaştıkları protestolar da elbet hareketlenmenin önemli bir unsuru. Kurumsal yapıların dışında oluşan, sanat emekçileri için veya sansüre karşı birleşen yapılar da cabası. 2013 İstanbul Bienali’ne yöneltilen eleştiriler de belki bunun bir parçasıydı. Zira aynı anda kentsel dönüşümün ardında yatanları, kamusal alanın kullanımlarını sorgulamamıza ve güncel sanatın bununla ilişkilenişini eleştirmemize vesile oldu. Bienalin bunlara verdiği tepkiyse kendine konu olarak seçtiği kamusallık alanında, Gezi Parkı’nda da gördüğümüz üzere, değerli olan direniş, protesto ve işgal kültürüne ne kadar yabancı olduğunu gösterdi. Bu çok sınırlı örnekler bile her alanda olduğu gibi, güncel sanatta da suyun kaynamak üzere olduğuna işaretlerdi.”

Banu Cennetoğlu (Sanatçı): “Sergi ‘konsept’leri ezberden gelmez bundan sonra”
“Tüm bu olanların içinden sanatı ayıklayabildiğimi pek söyleyemem, ama müthiş bir yaratıcılık, çıplaklık ve netlik söz konusu. Son dönemde ‘sanat’taki tıkanmışlığı, gülünçleşen sanat ve güç ilişkisini düşündüğümüzde ette, kemikte, yeşilde, betonda, sözde, sessizlikteki bu enerjiyi gördük ya artık ayni biz olamayız... Kullanacağımız kelimeler, yazılacak basın bültenleri, sergi ‘konsept’leri ezberden gelmez artık bundan sonra. Sanıyorum ve umuyorum hepimiz kendi olanaklarımızın yanı sıra bir arada neler yapabileceğimizi en açık şekliyle gördük ve görmeye devam ediyoruz.”

Seda Yörüker (Sanat Tarihçi, Genç Sanat Dergisi Editörü) ‘Gezi eşsiz bir soru’
“Sanatı sadece elle tutulur, gözle görülür olanla, yani fiziksel anlamda üretilmiş nesnelerle ilişkilendirmek mümkün değil; sanat aynı zamanda hareketin, duygulanımın, ağlar arasındaki bağları yeniden kurgulamanın, bellek oluşturma ediminin ve kendiliğinden oluşanın potansiyellere dönüşmesinin de bir karşılığı. Gezi’yle birlikte ortaya çıkanlar yalnızca toplumsallık adına değil, aynı zamanda kamusal alan üzerine çok düşünüldüğü son dönemde, doğrudan sanat alanında da zihin açıcı. Bu süreçte, 13. İstanbul Bienali artık yapılmasın gibi yorumlar ortaya çıktı ve bunların dile getirilmesi çok doğal. Bugün bienallerin hantallığını ve içeriksel sorunlarını tartışmak önemli ancak hiçbirşeyin, bir diğerinin yerine geçmesi mümkün değil. Etrafında kümelenen çok hacimli bellekle ekolojik ve kültürel bir direnci temsil eden eşsiz Gezi olayı, kamusal alana odaklanmayı seçen İstanbul Bienali’nden çok daha kendiliğinden ve bu nedenle de öğreticidir. Gezi, 13. İstanbul Bienali’nin karşısında muazzam bir soruyla duruyor. Bu sorunun cevabını, bienal aynı sarsıcılıkta ve belki de kendini altüst ederek cevaplandırabilecek mi, bu önemli.”

Volkan Aslan (Sanatçı) ‘Gezi oldu bienal olmasın demek absürt’
“Bence Gezi Parkı hepimiz için bir okul oldu. Bir arada durmayı, paylaşmayı, sahip çıkmayı, mizahı, yardım etmeyi, saygı duymayı, dinlemeyi, konuşmayı, kamu olmayı, kamusal alanda olmayı, kamusallaşmayı ve insana dair ne varsa onu öğrendiğimiz, deneyimlediğimiz bir yaz okulu oldu. Bunun içinde elbette sanat var, sanatsal pratiklerin denemelerini ve ete kemiğe büründüklerini gördük. Fakat bu süreçte kimse ‘Artık evleri yıkalım, okulları kapatalım, hastaneler olmasın nasıl olsa Gezi Parkı var’ demedi. ‘İstanbul Bienali olmasın çünkü Gezi oldu’ demek de absürt geliyor bana. İkisi birbirinden çok farklı şeyler. Gezi Parkı muhakkak çok şey öğretti hepimize. Biz birbirimizden çok şey öğrendik aslında. Ama bu hayatın ta kendisiydi. Karıştırmamak ya da bir forma işaret etmemekte fayda var.”