Aslolan tankları zihinlerden temizlemek

Aslolan tankları zihinlerden temizlemek
Aslolan tankları zihinlerden temizlemek

Fotoğraf: SELAHATTİN SÖNMEZ/HDN

Prof. Dr. Nevin Ateş, ordu-devlet anlayışının dışavurumu olan bayram kutlamalarının artık değişmesi gerektiğini söylüyor. Ama önce zihinlerde!
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye ’nin bugün en önemli ihtiyacı, ortak bir paydada buluşabilmek. Birinci Meclis bizim açımızdan önemlidir çünkü o mecliste bir araya gelen tüm milletvekilleri çok farklı düşüncelere sahipti: Dincisi, komünisti, liberali, milliyetçisi, kalpaklısı... Fakat en önemli özellikleri ortak bir payda üzerinde buluşmalarıdır ki, o da ülkenin düşman işgalinden kurtarılmasıdır. Buradan yola çıkarak 30 Ağustos, tam bu amaçla bir araya gelen zıt düşünceli insanların, bir araya gelme nedenlerinin gerçekleştiği tarihtir.” İÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Nevin Ateş ile bayramlar üzerine sohbetteyiz…
Milli bayramlar denince nereden başlamak lazım?
İlk resmi bayramımız İyd-i Milli’den. 1886 tarihli Kanuni Esasi Abdülhamit tarafından rafa kaldırıldıktan sonra yeniden, II. Meşrutiyet olarak adlandırdığımız tarihte, 23 Temmuz 1908’de yürürlüğe kondu; Osmanlı milli bayramıydı. 19. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle Osmanlı’da toprak ve insan kaybedilen savaşlar görürsünüz. 19. yüzyılın ikinci yarısında yüz binlerce çocuk öksüz ve yetim kaldı. Milli bayram ‘İyd-i Osmani’dir ama çocuklar için Ağaç Bayramı, Çiçek Bayramı, Mektepliler Bayramı gibi bayramlar vardır. Hem bir bilinç oluşturmak hem de savaşın getirdiği ağır maliyetlerin yaralarını sarmak adına onlar adına bu tür bayramlar düzenlenmiştir. Yani bu cumhuriyetle oluşan bir şey değil.
Cumhuriyete geçerken peki?
Osmanlı’yla Cumhuriyet arasında süreklilik içerisinde bir kopuşun olduğunu görmek mümkündür ve doğrusu da budur. Çünkü Mustafa Kemal ve arkadaşlarının oluşturduğu ya da kurucu lider olduğu Cumhuriyet Türkiye’si, Osmanlı’da 19. yüzyılın ikinci yarısında başlayan modernleşme sürecinin bir sentezidir. Örneğin Lozan’da Osmanlı borçları kabul edilmiştir. Cumhuriyetin kurucuları zaten son dönem Osmanlı paşalarıdır. Bunu dikkate aldığınızda 23 Temmuz 1908’deki İyd’i Milli’nin Cumhuriyet Türkiye’sinde de kutlanageldiğini görürsünüz.
Ancak artık 20. yüzyılın başı, I. Dünya Savaşı’nın bittiği ve imparatorluklar çağının tamamlanıp ulus devletler çağının başladığı bir dönemdir. Bağımsızlığını yeni kazanan ülkeler, ulus bilincini oluşturmaya çalışırken önemli gördüğü tarihleri kendilerine sembol tarihler olarak almıştır. Nitekim Cumhuriyet Türkiye’sindeki ilk milli bayram, henüz daha ne cumhuriyetin adından söz edilmektedir; hatta işgal altındasınızdır...
Yani moral olsun amacıyla mı yapılmış biraz da?
Elbette moral etkisi vardır fakat ilk resmi, milli bayram Hâkimiyet-i Milliye Bayramı dediğimiz, 23 Nisan 1920’deki, yani bugün 23 Nisan olarak kutladığımız bayramdır. 23 Nisan 1920’de Meclis açılır ve ardından 1 yıl sonra 23 Nisan 1921’de parlamentonun açılış tarihi resmi bayram olarak kabul edilir.
Rejimsel olarak baktığınızda çok ciddi bir parlamento geleneğinin var olduğunu görürsünüz ki bu gelenek ta 1876’da başlamıştır. Nisan 1921’de iç isyanların olduğu Anadolu’daki işgal sürecinin başladığı dönemde parlamento, 23 Nisan 1920’nin açılış tarihinden 1 yıl sonra bunu resmi bir bayram olarak kabul eder.
Bayramların kutlanış şekilleri arasında nasıl bir fark var?
Örneğin Mektepliler Bayramı’nın o coşkuyu, o birlikteliği daha çok yansıtmak amacıyla mekteplerin açıldığı tarihlere denk getirildiğini biliriz. Aynı şekilde 23 Nisan Hâkimiyet-i Milliye Bayramı, 1927’de Himaye-yi Etfal yani bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu’nun da işin içine girerek bir çocuk bayramı niteliğine dönüştüğü bir süreç görürüz. Yakın zamanda biz resmi bayramların nasıl kutlanacağına ilişkin yönetmelik değişiklikleri geçirdik. 20. yüzyılın başında, parlamentonun yani Meclis’in açıldığı dönemde Meclis’in çıkardığı 2 numaralı yasa, Vatana Hıyanet Kanunu’dur. 20. yüzyılın başında asker kaçakları, ordudan kaçanlar, vatana hıyanet suçuyla yargılanırken bugün 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye’de vicdani reddi konuşuyoruz. Yüz yıllık bir süre içerisindeki siyasal, toplumsal, ekonomik ama bütün bu değişimlerin zihnimizde yarattığı değişime bakmak lazım.
1071’ neydi, 30 Ağustos ne?
Malazgirt Savaşı yıldönümünün Alparslan isimli 1071 gençle kutlanmasına yorumunuz nedir?
Hükümetin tam da, 1935’ler dünyasının yansıttığı milli bayramları kutlama şablonlarını, 21. yüzyılın halkının gönüllü olarak katılabileceğini düşündüğü bir sürece dönüştürdüğü bir dönemde 1071 kutlamalarını anlamlandırmak zor. Ama düşündüğüm şey şu: Seçim döneminin yoğunlaştığı bir dönemde merkez sağ partiler içerisindeki temel ayaklarından biri olan milliyetçilik bazı içerisinde, kendine bir alan yaratmak istedi.
Türkiye çok ciddi bir siyasi süreç içerisindeyken bu bayramlar kimin umurunda peki?
İnsanların bu konudaki nabızlarını analiz edecek gücüm yok ama şunu söyleyebilirim: Sakarya Meydan Muharebesi, 30 Ağustos’a giden bir süreçtir ve yeni Türkiye’yi oluşturacak askeriyle, siyasetiyle bütün toplumun tüm bireyleriyle ortaya konulan bir zafer olmasaydı, biz bugün bambaşka koşullarda olabilirdik. Bugün 30 Ağustos’un 91. yılını kutlamaktayız, her şeyden önce o tarihte bağımsızlığını kazanan bir ülke ve savaşlar boyunca kırıla kırıla gelmiş bir avuç insanın hayatlarının anılması çerçevesinde bunu yaşıyoruz. E bu da az önemsenecek bir şey değil.
Tank yürüterek neyi anıyoruz?
O dönemin Türkiye’si bir ordu-devlettir. Ama bu, sadece cumhuriyetin harcında olan bir şey değil, Osmanlı’dan gelen bir süreçtir. Bugün gelinen noktada, özellikle askeri vesayetin kaldırıldığı söylemleri içerisinde zihinlerinizi temizlemedikçe, yaşam pratiklerinizi hayata koyamazsınız. “Şöyle olmalı, böyle olmalı” diyoruz ama bu zihinsel bir dönüşümdür. 21. yüzyıl ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir anayasanın yapıldığı varsayımı altında bu anayasayı uygulayabilecek zihinsel dönüşümü yapamadıktan sonra bunun hiçbir karşılığı yok. O yüzden de tanklar yürür ama şimdilerde kimsenin tankları yürütmeye ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Tanklar bir sembol ama bu sembollere artık ne kadar ihtiyaç olduğu tartışması yapılabilir. Ama aslolan, o tankların zihinlerimizden temizlenebilmesi.