Atalay, Hakkâri'de hayal kırıklığı yaratmış

Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasının ardında yeterince durmadığını düşünen Hakkârililer arasında Atalay'ın açıklamalarıyla hayal kırıklığı kol gezmeye başlamış


TARIK IŞIK



HAKKARİ - Hükümet’in önce ‘Kürt açılımı’, daha sonra ise, ‘Demokratik açılım’ adını verdiği çalışmanın neler içerdiği henüz netleşmiş olmasa da Hakkâri’de günlük hayat açılıma kilitlenmiş. Hakkâri’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı ve Kürt sorununun demokratikleşme ile çözüleceğini söylediği konuşmasının ardında yeterince durmadığını düşünenlerin sayısı oldukça fazla. Şimdi en çok dile getirilen soru ise, “Bi işin arkası gelecek mi?”
Doğan Haber Ajansı’nın tecrübeli muhabiri Behçet Dalmaz ile görüştüğümüz vatandaşların önemli bir kısmının ‘Kürt açılımı’ndan beklentisi hayli yüksek. Akıllarda soru işaretleri olmasına karşın hükümetin çıkışı sevinçle karşılanmış. Ancak, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın kazanımlara Anayasal güvence verilmesine kapıyı kapatan açıklaması beraberinde hayal kırıklığı da getirmiş. Kentte, 29 Mart 2009’da yapılan yerel seçimlerde yüzde 80.2 oy alan DTP’nin siyasal etkisini hissetmemek elde değil. DTP’den sonra ikinci siyasi güç, seçimlerde yüzde 15.1 oy alan AKP. CHP ve MHP ise ‘tabela partisi’ konumunda.

‘Artık söz senet değil’
Hakkârili, sorunun çözümü için ‘senet’ olarak gördüğü Anayasa’da değişik yapılarak kazanımların güvence altına alınmasını istiyor. Sanayi üretiminin sıfıra yakın olduğu, ticaretin, şehirdeki memurların bakkal alışverişi ile döndürülmeye çalışıldığı bir ortamda esnaflık yapmaya çalışan Metin Besi’nin, “‘Türkiye Türklerindir’ söylemi Kürtleri rahatsız ediyor. Türkiye; Türkler, Kürtler ve diğer halklardan oluşmalıdır. Anayasa’da yapılacak düzenleme Kürtler için garanti kağıdır. Artık söz senet değil. Bayrakta Kürtlerin de kanı var. Ama devlet, beni ‘ben’ olarak kabul ederse bayrak Kürtler için de anlam kazanır” sözleri Hakkâri’den açılıma bakışı özetliyor. Parçalanma söylemleri ayyuka çıktığı için soruyoruz; Kürtler ayrı devlet mi istiyor? Hemen hemen her aileden ‘dağa çıkan’ birilerinin olduğu göz önüne alındığında verilen cevap da dikkate değer: “Her Kürt İstiklal Marşı’na ve bayrağa saygı duyar. Onlara yapılacak saygısızlık içimizi incitir. Artık AB’de olduğu gibi sınırlar ortadan kalkıyor. Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında sıkışmış bir Kürt devletçiği yerine Türkiye içinde dünya ile entegre olmak istiyoruz.”
Mezopotamya’da Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği (MEYA-DER) Yürütme Kurulu temsilcisi Mikail Atan, ise Kürt sorununun çözümünün çıkış nedenini artaştırmaktan geçtiğini söylüyor. Kardeşini ‘dağda’ kaybeden, oğlu da cezaevinde olan Atan’ın, “Kürtlerin devletin bütünlüğüne, üniter yapıya, bayrağına, sınırlarına bir şey dediği yok. ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yerine ‘Ne Mutlu Türkiyeliyim diyene’ söylemi kullanılmalı” sözlerini pek çok Hakkâriliden duymak mümkün.
Hakkâri Esnaf Ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Arif Koparan ise İçişleri Bakanı Atalay’ın Anayasa’da değişiklik ve genel af olmayacağı yönündeki sözlerinin etkilerini şöyle anlattı: “Atalay’ın açıklaması çok yetersiz. Dağ pire bile doğuramadı. Açılım burada heyecan yarattı. Halen 12 Eylül yasaları ile Türkiye’nin yönetilmesi en büyük sorun. Bakan ‘Anayasal değişiklik olmayacak af olmayacak’ diyor. Peki ne olacak? Çok büyük beklentiler içine girdik. Türkiye’de Kürtler hor görüldü, ‘öteki’ görüldü. Bakanın konuşmasından sonra devletin ciddiyetinden şüphe duymaya başladım. Başbakanın konuşmasının ardından çok umutlanmıştık. Sonrasında bir umutsuzluk dalgası geldi. Yarın çok geç kalmış olabiliriz.”
Emekli Kerimullah Bekirağaoğlu, beklentileri sıralarken Kürtçe eğitim ve koruculuk sisteminin kaldırılmasını saydıktan sonra ekliyor: “Eğer Türklerle Kürtler birlikte yaşayacaksa Türklerin de, Kürtlerin de her dediği olmaz. Türklerin ve Kürtlerin uzlaşması gerekir. İki halk kendini karşısındakinin yerine koyup düşünmeli.”

‘Tek dille sorunum var’
Nevzat Durmaz ise, “İstanbulsuz, İzmirsiz kalmak, Antalya’ya pasaportla gitmek, Türk arkadaşsız kalmak istemiyorum. Bayrakla Türkiye ile sorunum yok. Türk’ün ne hakkı varsa benim de o hakkım olsun. Tek vatanla değil tek dille sorunum var” diyor. Nazım Kurt’un, “Hakkâri’nin köylerine giderken asker, domatesleri kolaları bile sayıyor” sözleri bölgede yaşamayanlar için pek birşey ifade etmese bile olağanüstü durumun traji komik bir örneği.
Kentin tek otelininin de sahibi olan Hakkari Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Şen ise, kentte ekonomi ve siyasetin açılıma kilitlendiği anlatıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın geçtiğimiz aylarda Berçelan Yaylasına gelmesinin bile bir rahatlama getirdiğini söyleyen Şen, “Devlet güvenlik bahanesiyle bölgeye ambargo yaşattı. Hakkâri öcü olmaktan çıkarılmalı. Çukurca-Üzümlü ve Şemdinli-Derecik sınır kapıları kapalı. Yüksekova-Esendere kapısı açık ama altyapı sorunları var” diyor. Hayal kırıklığına karşın Hakkâri’de iyi şeyler de olmuyor değil tabi. Şen, maden şirketlerinin bölgede etüt çalışmalarına başladığını söylüyor. Hakkâri’ye günlük gazeleler öğleden sonra gelse bile, Hakkârili’nin gözü kulağı Ankara’da. Hakkâri, akan kanın duracağı günün müjdesini bekliyor.