Ateş Manisa'ya düştü (4)

Kardeşine sarılamadı

Manisa davasının ünü aydınların ilgisiyle ülke sınırlarını aşmıştı. Mustafa, 26 Aralık gecesi ve sonrasını, savcılığın izniyle ARD Televizyonu'nun Türkiye sorumlusuna anlattı.
Kardeşini gördüğünde işkenceye tabi tutulduğunu anlamıştı. Söz onun: "Gördüğümde sanki kördü.
Ona sarıldığımda o bana sarılamamıştı bile... Hissiz, sessiz, çaresizdi..."
"Hırkasının kol ağzında kurumuş kan lekeleri gördüm. Saçı başı dağınıktı, gömleğinin düğmelerinden sadece biri yerindeydi.. Kardeşim, kardeşim değildi sanki..."

Yazı dizisi
Haber: HÜSEYİN KORKUT / Arşivi

İçeri giren iri göbekli, esmer gardiyan dedi ki: "Altıncı ve yedinci koğuşlara gideceksiniz. Ama içerideki arkadaşlarınız koridora barikat kurdu. On bir gardiyan arkadaşımızı rehin aldı."
Gençler gardiyanın söylediği barikatı gördüler; duvar gibiydi. Ne kadar masa, sandalye ve yatak varsa oraya getirmişlerdi. Barikatın en üstünden, sadece bir kişinin geçebileceği bir yer açmışlardı. Gençler de sırayla oradan içeriye giriyorlardı.
Upuzun koridorda yüzleri maskeli birçok genç erkek ve kız vardı. Gençlere "Hoş geldiniz yoldaşlar!" diyerek sarılıyorlardı. Sanki savaşa hazırlanıyorlardı.
Aralarından bazılarına komutan, çoğuna da yoldaş diyorlardı. Gençlerin yarısını altıncı koğuşa, diğer yarısını da yedinci koğuşa aldılar.
Elde demir sopa
"Bugün iyice bir dinlenin; duş alın isterseniz veya yatıp uyuyun. En emniyetli yer gardiyanların bulunduğu yerdir. Altıncı koğuştan çok önemli bir şey olmadığı sürece çıkmayın. Yarın siz de elinize bir demir sopa alırsınız. Anlaştık mı?"
Gençler kendi aralarında konuşuyorlar, neyle suçlandıklarından, DGM'de hangi maddeden yargılanacaklarından bahsediyorlardı. 168'e 1. madde, 168'e 2. madde ve 169. madde vardı. Vardı ama bu maddelerin ne anlama geldiğini bilmiyorlardı henüz. Sonra öğreneceklerdi içeridekilerden...
Ertuğrul'un kanı donmuştu! Manisa'dan Buca'ya gelirken sivilin söylediği gibi 'cehenneme' geldiklerinin hem farkına varıyor hem de hak veriyordu.
'Yürü üstüne...'
Bir ara gözüne Ahmed Arif'in 'Hasretinden Prangalar Eskittim' isimli şiir kitabı ilişti. Okumaya başladı. Aslında defalarca okuduğu bir kitaptı; neredeyse her şiirini ezbere biliyordu, ama şimdi burada okumak daha bir anlamlı geldi ona.
nerede olursan ol
içerde-dışarıda,
derste-sırada.
Yürü üstüne-üstüne...
Askeri kamp gibi
"Başkomutan, komutan, yoldaş!"
Bu kelimeleri duydukça Ertuğrul'a sanki askeri bir kamptaymış gibi geliyordu. Aklına yatmasa da bulunduğu ortama uyum sağlama konusunda dikkatli olmalıydı. Onlarla artık 'yoldaş'tılar ve iki isteği vardı Ertuğrul'un: Şimdilik jandarmanın koğuşlara bir 'operasyon' yapmaması, cezaevi yönetimi ile 'yoldaşlar'ın anlaşmaları. Günler ağırdı... Geceler uykusuz! Dipsiz bir kuyuydu sanki zaman! Geçmiyordu işte!
Bazen jandarmalar ellerine geçirdiklerini koğuşlara atıyorlardı.
Mahkûmlar iki koğuş arasındaki havalandırmaya çıktıklarında, kulelerdeki jandarmalarla küfürleşiyorlardı. 'Yoldaşlar' slogan atıyor, jandarmalarsa "Kökünüze kibrit suyu dökeceğiz... Belayı siz istediniz, biz vereceğiz..." diyorlardı.
"Komün, yoldaş, komutan, güvenlikçi..."
Bunlar neydi böyle? Kendi aralarında küçük bir devlet mi kurmuşlardı, yoksa kimsenin tam olarak bilmediği bir oyun mu oynanıyordu?
Direniş biterse...
"Neyse, şu direnişimiz biterse konuşmak için çok vaktimiz olacak" dedi. Ömer Komutan ve yanından kalkıp uzaklaşırken, "Eline demir bir sopa al, en azından kendini korumak için. Ne olacağı belli olmaz!" diye bağırdı. Ertuğrul da eline ucu çaputla bağlanmış demir sopalardan birini aldı.
Ama aklına gözaltındaki o iğrenç cop olayı gelince, demir sopa ona bir copmuş gibi göründü. Aldığı gibi yere attı sopayı!
'Aman oğlum, anarşist olma'
Manisa-İzmir arası kırk beş kilometre; garajdan Buca da yaklaşık on beş kilometreydi. Evden çıktıkları saati tahmin edip "Annemlerin gelmesine az kaldı" dedi Ertuğrul içinden...
Güvenlik komutanı Akif, Ertuğrul'un beklediği cümleyi söyledi: "Gözün aydın yoldaş, seni görüş kabinlerinde bekliyorlar."
İlk kabinde başka biri vardı... İkincisinde bir başkası... Üçüncüde de yok... İşte dördüncü kabinde annesi karşısındaydı.
"Hoş geldin canım anam!" dedi kalın camın arkasındaki annesine Ertuğrul.
Annesi konuşmaya başladı: "Aman oğlum gözünü dört aç! Sen gelmeden az önce bir kız emperyalizm-memperyalizm gibi bir sürü şeyler söyledi. Suçlusu devletmiş burada olmanızın. Onların beyni yıkanmış; sen de katılma onlara; 'He he' de geç. Devletle cenklenilir mi hiç? 'Polisler yaptı kızım oğluma işkenceyi' dedim; 'Emri veren devlet' dedi. Sakın ha! Böyle şeyleri sen de söyler olma! Suçsuzken suçlu olursun. Bak, 'Biraz sonra şehit olan üç arkadaşımız için anma yapacağız' dedi o kız. 'Nerde şehit oldu arkadaşlarınız?' dedim. 'Burada' dedi. Jandarma koğuşlara girmiş, demir çubuklarla kafalarına vura - vura öldürmüşler. Jandarma kim? Senin benim evladımız, nasıl yapar böyle bir şey? Buraya girmeseydin sen de asker olacaktın şimdi! Sen öldürür müydün kendi kanından birisini? Sen karıncayı bile incitmezsin... Suçluysa suçlu! Cezasını yatar çıkar. Devlet işkence yapar mı? Devlet adam öldürür mü? Ama sen al eline silahı... O zaman tabii onlar da öldürür... Benim anam ağlayacağına onun anası ağlasın olur... Anarşist olma!"
'Kardeşimi tanıyamadım'
Birçok gazetenin manşetten verdiği 'Manisa'da gençlere işkence' haberiyle, işkence olayı tüm Türkiye'nin ilgisini çekmişti.
Gazetelerin ilk sayfalarında gençlerin boy boy fotoğrafları yayınlanıyor, köşe yazarları bu konuda yazılar yazıyorlardı. Aydınlar, yazarlar ve demokrat sanatçılar hep bu konuyu gündeme getiriyorlardı.
'Çıt çıkmıyordu'
Manisa Emniyeti'nden 'çıt' bile çıkmıyordu. Aslında avukatların ve Sabri Beyin, Manisalı gençlerin aileleri adına, Manisa Terörle Mücadele Şubesi'nde gençlere işkence yapıldığına dair başvuruları vardı, ama henüz bir yanıt gelmemişti. Bu olayla ilgilenen herkesin kafasında, polisler hakkında işkence davasının açılıp açılmayacağı vardı. Açılsa bile sonucun polisler aleyhine olması zor gibiydi. Çünkü ancak bir elin parmakları kadar polis şimdiye kadar kötü muameleden ceza almış, ancak o küçük cezalar da hep ertelenmişti. Oysa işkence gördüğünü iddia eden binlerce kişi vardı. Davaların birçoğu açılamadan geçiştiriliyor, çoğu da 'zamanaşımı'na uğruyordu nedense!...
'Sanki kördü'
Manisalı gençlere işkence olayı ülke sınırlarını aşmıştı bile... Almanya ARD televizyonunun Türkiye Sorumlusu Cemal Bey de 'ne olup bittiğini öğrenmek' için Manisa'ya gelmişti. Gençlerin yakınları artık Manisa CHP il binasından ayrılmıyorlar, tüm gelişmeleri oradan izliyorlardı. Zaten Buca'ya gitseler bile, cezaevi yöneticileriyle mahkûmlar arasında bir anlaşmaya varılamadığından, görüşme de yapılamıyordu. Mustafa 26 Aralık gecesini ve sonrasını, Cumhuriyet Savcısı'nın izniyle kardeşini gördüğü güne kadar her şeyi ARD Televizyonu Türkiye sorumlusu Cemal Bey'e anlattı. Kardeşini gördüğünde işkenceye ya da kötü muameleye uğradığını anlamıştı:
"Kardeşimi içeride gördüğümde sanki kördü, beni görmüyor gibiydi. Ona sarıldığımda o bana sarılmamıştı bile. Hissiz, sessiz, çaresizdi... Belki de ona ve arkadaşlarına yapılanları anlatmamaları yönünde telkinde bulunulmuştu. Hırkasının kol ağzında kurumuş kan lekeleri gördüm. Saçı başı dağınıktı, gömleğinin düğmelerinden sadece biri yerinde duruyordu; o da ha koptu ha kopacaktı. Karşımdaki kişi, kardeşim değildi sanki..."
Anatomi atlasına çizilen işkence
Bugün ilk haber olarak Ulucanlar'daki aydın ve sanatçıların basın açıklaması verildi. Basın açıklamasını yapan Yaşar Kemal'di.
Haberi duyan herkesin yüzü gülüyordu. Havaya "Biz kazandık!" sesleri yükseliyordu. Koğuşlarda ve salonda kurulan barikatlar sökülüyor, barikatın üzerindeki masa ve sandalyeler asıl yerlerine koyuluyordu. Rehin alınan gardiyanlar cezaevi yönetimine teslim ediliyordu. O gün CHP il binasında toplanan gençlerin aileleri de anlaşma olduğunu, direnişin son bulduğunu sevinçle karşılamışlardı. Zira çocuklarını on iki gün gözaltında, dokuz gün de cezaevindeyken görmemişlerdi. Sanki aylar, yıllar olmuştu görüşmeyeli. Bir heyecan, bir bağırış vardı ki sanki bayram havasıydı esen...
Avukat Safiye Hanım konuştu:
"Arkadaşlar şimdi yapacaklarımız çok daha önem kazandı. Tüm yazılı ve görsel medyanın ilgisini çektik. Hem polislerin çocuklarımıza işkence yaptıklarını mahkemede ispat edeceğiz hem de işkence yapan polisleri mahkemeye çıkartacağız. Zor işler bunlar, ama biz başaracağız.
Çocuklarımızın cezaevinden hastaneye sevk yaptırılabilmeleri için Sabri Beyin İçişleri Bakanı'yla görüşme yaptığını biliyorum. TİHV' nin (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) çocuklarımıza vereceği anatomi atlaslarından nerelerinde ne var yazmalarını isteyeceğiz. Buna göre uzman doktorlardan bilgi alma fırsatımız da olacak... Ama ilk olarak çocuklarınızla görüşün. Bunları yarın da yapabiliriz.
Manisalı Gençler davası artık çok önemli bir dava oldu. Herkes ne olacağını merak ediyor. Birileri de bu davayla prim yapmaya kalkışacaktır!
Provokatörlere imkân vermeyelim lütfen! Yasal yollardan yapabileceğimiz çok şey olacak. Mesela sevdiğiniz köşe yazarlarına ve hatta duyarlı aydın yazarlarımıza mektuplar atabiliriz.
Muhabirlerle konuşacağız, aydın ve sanatçılara mektup yazacağız, televizyon kanallarında açıklamalar yapacağız. Çocuklarımızın suçsuz olduklarını biliyoruz ve bunu her yerde, her platformda açıklamaya devam edeceğiz.
Gençlerimiz içerideyken yani gözaltındayken X numaralı sağlık ocağı nöbetçiymiş, ama çocuklarımıza Y numaralı sağlık ocağından doktor ve hemşire gelmiş. Bunları araştırıp bulduk. Gelen doktorlar, gençlerin kötü muamele ya da işkence görmedikleri yönünde rapor hazırlamışlar. Eğer polislere işkence yaptıkları iddiası yönünde dava açtırabilirsek Y numaralı sağlık ocağından gözaltındaki çocuklarımızı nasıl muayene ettikleri, nasıl bu raporları tuttuklarını anlatmalarını mahkemeden isteyeceğiz."

  • YARIN: Bu iş yerinde işkence vardır