Ateş Manisa'ya düştü (7)

Kamuoyunda 'Manisalı Gençler' olarak bilinen olaylarda 1995 yılında bir aralık gecesi gözaltına alındım.

Yazı Dizisi
Haber: HÜSEYİN KORKUT / Arşivi

Kamuoyunda 'Manisalı Gençler' olarak bilinen olaylarda 1995 yılında bir aralık gecesi gözaltına alındım. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıyla kesin hükme bağlandığı üzere; Manisa Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltındaki arkadaşlarımla on bir gün boyunca ağır işkence gördüm.
Buca E-Tipi Kapalı Cezaevi'nde üç buçuk ay tutuklu kaldım. (Editör'ün notu: Yazı dizimizin giriş yazısında Hüseyin Korkut'un üç yıl üç ay tutuklu kaldığını yazmıştık. Düzeltir özür dileriz.) Terör örgütüne üye olmak suçlaması ile dört yıl süren DGM'deki yargılanmam sonucunda beraat ettim.
Cezaevinden tahliye edildikten sonra gözaltı süresince gördüğüm ağır işkenceler nedeniyle, on yıl süren bir depresyon tedavisi gördüm.
Olaylar hakkında şimdiye kadar çok şey yazılıp çizildi, çok kişiler konuştu. Geride kalan o uzun yıllar tek tek tüm arkadaşlarımda olduğu gibi benden de birçok şey aldı götürdü. Ancak yılların götürdükleri kadar getirdikleri de oldu. Birçok değerli insanla tanıştım, arkadaş oldum. Dr. Alp Ayan, Dr. Türkcan Baykal, Dr. Kemal Dumlu, Av. Sema Pekdaş, Av. Pelin Erda, dönemin milletvekili Av. Sabri Ergül ve burada isimlerini sayamayacağım değerli insanlar!
Ancak içlerinden biri var ki hastanede o zor günlerimde telefonda 'yeniden' tanıştığım kişi herkesten farklı olarak bana bir kapı açtı; bu kişi Can Dündar. Moral olsun diye Ankara'ya davet ettiğinde; konuşurken ona "Ben de bir şeyler yazıyorum" dedim. "Yazdıklarını gönder, bir bakayım" dediğinde bunu sırf 'moral' olsun diye yaptığını düşündüm. Yazdıklarımı gönderdim. Telefonla Ankara'ya davet edildiğimde bu kez "Bu yazdığın romanı bitir yayınlatırız" dediğinde sevincimden bayılabilirdim.
Ben romanı üç ayda tamamlayabileceğimi söyledim, Can Abi bana iki ay verdi. Sonunda romanı bitirdim. Ardından İmge Kitabevi Yayınları'nın çok değerli sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Refik Tabakçı ile tanıştık, dost olduk. Yayınevindeki çok değerli ekiple uzun bir çalışma sonucu işkence olaylarını roman üslubuyla işledik ve İmge Yayınları'ndan piyasaya sürülecek aşamaya getirdik.
Başta Can Dündar olmak üzere çok fazla emeği geçen herkese teşekkür ederim. Yukarıda dediğim gibi; Manisa Olayları hakkında çok şey yazılıp çizildi, çok şey anlatıldı. Bu romanla bir de 'olayları yaşayan biri olarak' benim gözümden nasıl görüldüğünü; gözaltında, işkence sırasında, cezaevinde, işkence sonrası dışarıda neler düşünüp neler yaptığımı anlattım. Ardından bu davanın en başından beri takipçisi olan Radikal gazetesinde dizi yazı yazma düşüncemi Can Dündar'a söyledim. O da İsmet Berkan'a konuyu götürmüş. İstanbul'da, İsmet Berkan'la buluştuğumda heyecanlıydım. "Yaparız, memnuniyetle..." dediğinde heyecanım doruğa çıktı.
Ve dizi gazetede sürmanşetten 23 Kasım'da duyurulmaya başladığında yine ilk Can Dündar'dan öğrendim. Telefonum sürekli çaldı sonrasında; önce teşekkürler, tebrikler, 'yanındayız'lar...
Mutlu oldum, sevindim, sevinçten ağladım. Gazeteyi elime aldığımda dizi yazısının duyurusunun altında 'Polisin öldüren tekmesi' başlığı vardı. Sevincim ağzımda kekremsi bir tada dönüştü!
Telefondaki sesler
Ve telefondaki sesler değişti!
Teşekkürlerin yerini 'küfürler', 'yanındayız'ların yerini 'yapılanlar az bile'ler aldı. Üzüldüm mü?
Evet, ama bana hakaret edenlere üzüldüm, hakaretlere değil! Onlar beni tanımıyorlar, işkenceye yatırılan arkadaşlarımı tanımıyorlar.
İnanıyorum ki bizi tanısaydılar böyle düşünmezler, bir insana işkence yapılmasına hiçbir haklı gerekçe bulamazlardı!
Bunca çaba ne diye mi?
Bilinmesini ve asla unutulmamasını istedim. İstedim ki bir daha hiç kimse ama hiç kimse hiçbir nedenle ülkemde ve dünyada 'insanlık dışı, zalimane kötü muamele ya da işkence' görmesindi.
Sizce bu bir düş mü? Belki evet, ama neden bundan sonraki düşlerim soğuk duvarlar, elektrik manyetoları, çıplak bedenler, kanlı coplar, sıkılan hayalar... yerine 'işkencesiz bir dünya düşü' olmasın ki?
Sizlerle bu düşü gerçeğe çevirmek adına, unutmamak, unutturmamak ve siz okurların da 'Ben de varım' diyebilmeniz için yazdım.
İlk 'düşü' uzun yargılamalar sonucunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıyla ülkem insanıyla birlikte bizler bizim davamızla; işkenceyi canım ülkem, Türkiye'de ilk kez mahkûm ettirerek yaşadık.
Şimdi sıra sizde! Bu roman çok yakında çıkıyor, 'İşkencesiz Bir Türkiye' düşünü birlikte büyütelim, yaralarım ve arkadaşlarımın yaraları bu düş gerçeğe dönüşünce kuruyacak!
Hüseyin Korkut



Gençlere beraat, işkenceci polislere 85 yıl ceza
Gerek Manisalı 16 gencin yargılanması, gerekse onlara işkence yapan polislerin davası kamuoyunca yakından takip edildi. Yapılan yrgılamalar sonunda gençler beraat ederken işkenceci 10 polis toplam 85 yıl hapis cezasına çaptırıldı

Manisalı 16 genç duvarlara yazı yazmak, bildiri dağıtmak, molotofkokteyli atmak, gizli örgüte üye olmak suçlarından yargılanıyordu. Manisa Terörle Mücadele Şubesi'ndeki görevli 10 polis ise gözaltındaki gençleri çırılçıplak soymakla; cinsel organlarına, meme uçlarına, kulak ve burun deliklerine elektrik vermekle; erkeklere makattan cop sokmak, hayalarını burmakla; kızlara copla ve değişik biçimlerde cinsel tacizde bulunmakla; dayak atmak, ölümle tehdit ve küfür etmekle; gözleri bağlı tutmak, yiyecek içecek vermemek, vücudu 45 derecelik eğik biçimde ve çıplak olarak saatlerce bekletmekle suçlanıyorlardı. İşte yıllarca süren hukuk savaşımının önemli aşamaları:
26-31 Aralık 1995: Çoğu lise öğrencesi 16 genç gözaltına alınarak Manisa Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanmaya başlandı. Aileler savcılık izniyle gördükleri çocuklarının işkence gördüğünü anlayarak kamuoyunu harekete geçirdi. Dönemin İzmir milletvekili Sabri Ergül ile aileler ortak bir basın toplantısı yaparak polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.
12 Mart 1996: Gençlerin İzmir DGM'de ilk duruşmaları yapıldı. Gençlerden birinin 14 yaşından küçük olması nedeniyle 'gizlilik' kararı alındı.
16 Mart 1996: Doktor raporlarını inceleyen İzmir Tabip Odası hazırladığı alternatif raporunda gençlerin işkence gördüğü sonucuna ulaştığını açıkladı.
28 Mayıs 1996: Manisalı gençler, tren vagonlarına yazı yazdıkları, bir berber dükkânına molotofkokteyli attıkları suçlamasıyla ayrıca Manisa Sulh Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başladı.
30 Mayıs 1996: İzmir DGM'deki duruşmada tanık olarak dinlenen tren garı nöbetçisi vagonlarda hiç yazı görmediğini, itfaiye görevlileri de berber dükkânının tüplü sobadan dolayı yandığını açıkladı.
4 Haziran 1996: Manisa Cumhuriyet Savcılığı, gençlerin soruşturmasını yürüten 10 polis hakkında işkence yapmaktan dava açtı.
10 Eylül 1996: İzmir DGM'deki duruşma günü en küçük sanığın doğum günü yapıldı. Sanık 15 yaşını doldurduğu için 'gizlilik kararı' kalktı.
16 Ocak 1997: İzmir DGM, dokuzuncu duruşmasında beş sanık için beraat, 10 sanık hakkında da 2,5 yıl ile 12,5 yıl arasında değişen hapis cezası verdi.
14 Mart 1997: Manisalı gençler 'izinsiz yazı yazmak' suçundan Manisa Sulh Ceza Mahkemesi'nde beraat etti.
30 Nisan 1997: Manisa Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden polislerin işkence iddiasının görüşüldüğü duruşmaya sanık polislerin hiçbiri gelmedi. Emniyet Müdürlüğü'nden sanık polislerin teşhisi için fotoğraflarıyla gözaltı nezaret defterlerinin, sağlık ocağından belgelerin istenmesine ve diğer eksiklerin giderilmesine karar verilerek duruşma ertelendi.
14 Mayıs 1997: En küçük 'Manisalı genç' hakkında Çocuk Mahkemeleri Yasası uygulandı. 'Manisalı genç' suçlamalardan beraat ederek kurtuldu.
21 Mayıs 1997: Manisalı gençler 'kasten bina yakmak' suçundan Manisa Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada beraat etti.
4 Haziran 1997: Sanık polislerden duruşmaya gelen olmadı. Fotokopisi gönderilmiş belge asıllarının gönderilmesinin ve kimlik belirtmeksizin gönderilen sanık polislerin fotoğraflarının kimliklerinin belirtilmesinin istenmesine ve eksiklerinin giderilmesine karar verildi.
3 Eylül 1997: Sanık polislerin hazır bulundurularak teşhis yaptırılmasına, gelmeyen sanık polislerin fotoğraf üzerinden teşhislerine karar verildi. Sanık polisler duruşmaya gelmedi.
23 Aralık 1997: Sanık polislerden gelen olmadı. Mağdurların sanık polisleri fotoğraftan teşhisi işlemlerine başlandı.
20 Ocak 1998: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, gençler aleyhine karar veren İzmir DGM'nin kararını, polislere karşı açılan dava sonucuyla sulh ve ağır ceza mahkemelerinde eylemlere ilişkin açılan davaların sonuçlarını beklemeden ve göz önüne almadan eksik inceleme yaparak karar verdiği için bozdu.
21 Ocak 1998: Sanık polisler yine duruşmaya gelmedi. Müdahiller son sözlerini sundu.
11 Mart 1998: Manisa Ağır Ceza Mahkemesi, gençlere işkence yapmaktan sanık polislerin delil yetersizliğinden beraatlerine karar verdi.
12 Ekim 1998: Yargıtay 8. Ceza Dairesi polisler hakkındaki beraat kararını bozarak işkence yapmaktan ceza almaları gerektiğini belirtti.
27 Ocak 1999: Manisa Ağır Ceza Mahkemesi polisler hakkında Yargıtay'ın verdiği bozma kararına karşı direnerek yeniden beraat kararı verdi.
15 Haziran 1999: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Manisa Ağır Ceza Mahkemesi'nin direnme kararını bozarak, Manisa'da görevli polislerin işkenceden mahkûm olmalarını istedi.
15 Ekim 2000: Manisa Ağır Ceza Mahkemesi, uymak zorunda kaldığı Yargıtay kararı gereğince 10 sanık polisi toplam 85 yıl hapis cezasına çarptırdı.
28 Ekim 2000: İzmir DGM, Manisalı gençlerin ifadelerinin işkence altında alınması ve başka bir kanıt bulunmaması nedeniyle beraatlerine karar verdi.
4 Nisan 2003: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 'Manisalı Gençlere İşkence Davası" olarak bilinen, biri başkomiser 10 polisin 60 ile 130 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmasına ilişkin kararı, zamanaşımı süresinin dolmasına üç ay kala onadı.

- BİTTİ -