Avukat Cem Sofuoğlu: "Tazminat değil, iade istiyoruz"

Avukat Cem Sofuoğlu: "Tazminat değil, iade istiyoruz"
Avukat Cem Sofuoğlu: "Tazminat değil, iade istiyoruz"
Kilikya Ermeni Katolikosluğu, Adana'nın Kozan ilçesinde bulunan Azize Sofya Manastırı'nın ile bir kilisenin kalıntıları bulunan arazinin mülkiyetini geri almak için. Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı. Avukat Cem Sofuoğlu, "Bu dava lehimize sonuçlanırsa diğer kilise ve manastırların mülkiyetinin iadesine örnek olacaktır" dedi.
Haber: ARİS NALCI / Arşivi

Ermeni Soykırımı'nın 100. yılında birçok anma, konferans ve sivil toplum projesi yapıldı. Ancak gerçek adımları ya hukukçular ya siyasetçiler atacaktı. Her iki taraftan da bazı noktalarda buluşup 24 Nisan dışında pek de soykırımı gündemlerine almadılar. Uluslararası arenada soykırım yasa tasarıları veya inkâr yasa tasarıları Nisan sonrasında hiçbir yerde neredeyse ne gündeme geldi ne de haber oldu. Sadece Belçika Parlamentosu 23-24 Haziran'da Ermeni soykırımının kabulü ile ilgili yasayı AP'nin 15 Nisan'da aldığı akrara dayanarak gündemine aldı.

İşte bu gelişmelerin gölgesinde bakılması gereken başka bir nokta da hukukçular idi. Onlar soykırımın kabulünden çok tazmini üzerinde çalışıyorlar. Türkiye ile ABD arasında yapılan 2. Lozan Antlaşması'ndan bu yana Türkiye aslında Ermeniler için kime ne kadar tazminat ödeyeceği üzerinden tartışmayı yürütüyor bir bakıma. Yani soykırıma soykırım denmemesinin en temel öğesi ödenecek tazminat ya da kaybedilecek toprak.

Bu yüzden de milliyetçi vatandaşın oy sandığına giden yolu 'toprak talebi', 'tazminat talebi' gibi söylemlerle avlanmaya çalışılıyor.

Ermeniler 2015'te güçlü bir dava dosyası ortaya koyabilmek için iki komisyon oluşturdular. Bunlar çeşitli aralıklarla Avrupa ve ABD'de toplantılar yaparak Ermeni davasını ortaya koymanın en uygun dilini aradılar ve 2014'te bir ön rapor yayınlayarak 100. yılda yapılması gerekenleri derlediler.

Bu raporlar sonrasında ilk harkete geçen dünyadaki üç büyük Ermeni Patrikliğinden biri olan Kilikya Katolikosluğu Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'ne Kozan'da 600 yıldan fazla aktif olan ancak 1915'te kaybedilen Sis Katolikosluğu için bir dava açtı. Katolikos Aram I Haziran ayının ilk haftasonda Paris't3 şunları söyledi: “Bu dava bir parça toprak elde etmeye yönelik bir çaba değil” diyerek Kilikya Katolikosluğu’nun dini, ulusal ve siyası anlamını ve onun ifade ettiği sembolik değeri vurguladı, bu davanın hakların geri alınması sürecinde bir ilk adım sayılması gerektiğini söyledi. Aram I, “taleplerimizi sunarken stratejik veriler uzmanlar tarafından ayrıntılarıyla incelendi. İnanıyoruz ki bu hukuk mücadelesi yeni ivmeler kazanacak ve yeni ufuklar açacaktır”.

Bu sözlerin va AYM'deki davanın takipçisi Aram I'in Türkiye'deki avukatı Cem Sofuoğlu bizler ve sizler için soykırımda inkâr ve tazminat sorunu ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

 

Cem Murat Sofuoğlu kimdir?

Cem Murat Sofuoğlu 1957 doğumlu olup, Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi‘ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun. 31 senedir serbest avukatlık yapmaktadır. Halen İstanbul Barosu Avrupa Birliği Hukuku Komisyonu Başkanı. Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Erasmus öğrencilerine İnsan Hakları Hukuku, İnsancıl Hukuk, Demokrasi dersleri veriyor. Hukuk, tarih ve edebiyat konularında yayımlanan bir çok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır.

Türkiye son dönemde sizi Kilikya Ermeni Patrikhanesi'nin Türkiye'den Sis Katolikosluğu'nun geri iadesini isteyen dava ile tanıdı. Bu dava temelde nedir? Kilikya Kaolikosluğu'nun talepleri neler?

Kilikya Ermeni Katolikosluğu, bugün Adana‘nın Kozan ilçesinde bulunan 1293 yılından 1915 yılına kadar Katolikosluğun dini ve kutsal merkezi olan, halen üzerinde Azize Sofya Manastırı'nın ve bir kilisenin kalıntıları bulunan arazinin mülkiyetini geri almak istemektedir. Anayasa Mahkemesi‘nde açmış olduğumuz davanın özü bu.

Bu arada, her ne kadar davada mülkiyetin iadesinin yanında 100 milyon TL tazminat talep edilmiş olsa da, bu AYM dilekçesinin hazırlamış olduğu formatı doldurmak zorunda olduğumuz bir hukuki bir zorunluluktu. Davamız hiç bir zaman bir tazminat talebine dayanmamaktadir. Bu davada yegane amacımız mülkiyeti geri almaktır.

AYM YEKTİ BELGESİNİ İSTEDİ

Bu talepler hukuken yerinde mi? Olumlu sonuçlanırsa ne olacak? Dava dosyasındaki son durum nedir?

Türkiye‘de yaşamayan bir kişi ya da kurum Türk Mahkemelerinde dava açabilir. Bu davanın özelliği mülkiyet iddiasinda bulunan Katolikosluğun buranın 600 yıldan fazla sahibi olması ve burayı kesintisiz kullanması. Konuyla ilgili deliller o kadar çok ki. En başta da Kozan'da halen duran kalıntılar en önemli delildir.

Bu dava lehimize sonuçlanırsa diğer kilise ve manastırların mülkiyetinin iadesine örnek olacaktır.

AYM son olarak bizden Katolikosluğun yetki belgesini istedi.

Dünyanın çeşitli yerlerinden uluslarası yargıçların da soykırım tanımları ve inkarı ile ilgili görüşlerini aldık. Sizin "soykırım inkarı"nı suç sayan yasalara bakış açınız nedir?

Bir insanlık suçu olan soykırımı inkâr etmek elbette savunulamaz. Ama bazı ülkeler bu konuda özgürlükçü davranıyorlar. Örneğin ABD'nde ve Ingiltere'de Yahudi Soykırımı'nı yadsıyabilirsiniz. Bu ülkelerde soykırımı inkâr suç değil. Soykırıma bulaşmış ve bu konuda eli kirli olan veya soykırımdan çok etkilenmiş olan Almanya, Avusturya, Fransa, gibi ülkelerde bu yasak. Ben özellikle ülkemizde mevcut olan antisemitizmi dikkate alarak, soykırımın inkârının suç olmasını savunuyorum.

Sizce Soykırımı inkar etmek bir hak mıdır yoksa bir hak ihlali midir? İnkarın cezası ne olmalıdır? 

Ben Ermeni Tehciri'nin bir soykırım olduğunu kabul ediyorum. Soykırım veya Genocide kelimesinin yaratıcısı Polonyalı hukukcu Raphael Lemkin'in, BM Soykırım Sözleşmesini hazırlarken Ermeni Tehciri'ne referans yaptığını ve bu olaydan faydalanarak sözleşmeyi hazirladigini ve bu kelimeyi yarattığını biliyorum. Onun gözünde de bu olay bir soykırımdır. Bu olayın Yahudi Soykırımı'ndan farkı, yaklaşık 30 yıl önce olması ve Uluslararası Nuremberg Mahkemesi gibi uluslararası bir mahkeme tarafından verilmiş bir karar bulunmamasıdır.

Anlatmaya çalıştığım bu hukukî argüman dolayısıyla, Ermeni Soykırımı'nın inkârını yasaklamanın hukuki bir mesnedi olmaktan çok politik bir mesnede dayanmaktadır.

NEFRET SUÇU VAR AMA AÇILMIŞ BİR TANE DAVA YOK

Türkiye gibi soykırımın devlet politikası haline geldiği bir ülkede inkarın cezası olabilir mi? İç hukuk yollarında Türkiye'de soykırımı inkar etmek "herhangi bir halkı aşağılamak" adına bir suç sayılabilir mi?

Bugünkü Ceza Yasamızda nefret suçu bulunmaktadır, ama bu suç ülkemizde hem de üst düzey politikacılar tarafından işlenmesine rağmen, henüz açılmış bir tane dahi dava yok. Bu durumu bir hukukçu olarak kınıyor ve ayıplıyorum.  Umarım yeni dönemde siyasi partiler ve savcılar bu konuya daha hassasiyet gösterirler.

(Bu röporotaj Objective Araştırma Gazetecilik Programı'nın desteği ile hazırlanmıştır.)