Aydın Doğan: Hükümet yanlısı da karşıtı da değilim

Aydın Doğan: Hükümet yanlısı da karşıtı da değilim
Aydın Doğan: Hükümet yanlısı da karşıtı da değilim
Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan Ahmet Hakan'a geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. Ziyaretin ardından gazetecilere bir açıklama yapan Doğan, "Ben hükümet yanlısı olmaya mecbur değilim. Ama hükümet karşıtı da değilim. Bu hükümet, bağımsızlığı kabul etmiyor" dedi.

RADİKAL - Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, AK Parti üyesi saldırganlar tarafından burnu ve kaburgaları kırılan Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ı dün saat 11.40’ta evinde ziyaret etti. 40 dakika süren ziyaret sonrası gazetecilere konuşan Aydın Doğan, “Sıkıyönetimi yaşadım, baskı dönemlerini gördüm ama bu dönemde gazetecilere yapılanı ilk defa görüyorum. Çünkü gazeteciler, gazetecilere yapıyorlar. Bir taraftaki gazeteciler, ’Sizi sinek gibi ezeriz’ diyor. Kendi grubunda olanlara diyor ki, ‘Sen niye bunların aleyhinde yazmıyorsun.’ Böyle yayıncılık olur mu? Sen gazeteci misin, parti komiseri misin, militan mısın?” dedi ve şunları söyledi:

BÖYLE YAYINCILIK OLUR MU?

“Sizin yerinizde olup, burada gazetecilik yapmak isterdim. Evvela birçok işsiz arkadaşımız var, ama buna rağmen yine de ciddi istihdam yaratıyoruz. Bakıyorum burada hepiniz aslan gibi gazeteciler bekliyorsunuz. Ben 40 yıla yaklaşan yayıncıyım. Bizim mesleğimizde 30 yıl devamlılık arz eden, gazete sahipliği yapan yok. Ben rekoru kırdım. Bu 40 yıla yaklaşan süre içerisinde birçok olay gördüm. Nuruosmaniye’deki gazete binamı mafya bastı. Aşağıda ilan servisinde çalışan kızlarımızı yerde sürükledi. Ama polise haber verdik. Polis geldi, yakaladı, götürdü ve sebebi anlaşıldı. Mafya dedi ki, Drej Ali; meşhur. Dedi ki ‘Siz bizim aleyhimize haber yaptınız, onun için bastık’. Karanlık kalmadı olay. Gazetem daha evvel toplatıldı. Olaylar belliydi ne olduğu. Gazetem kurşunlandı. Hepsinin sebepleri çıkarıldı. Gazetem sıkıyönetim tarafından kapatıldı. 14 gün sonra öğrenebildim. Metin Toker’in bir yazısından kapatıldı, diye. Bütün bunları yaşadım. Sıkıyönetimi yaşadım. Baskı dönemlerini gördüm. Ama bu dönemde gazetecilere yapılan meseleyi ilk defa görüyorum. Çünkü gazeteciler, gazetecilere yapıyorlar.

BÜLENT ARINÇ: AYDIN DOĞAN VE DOĞAN GRUBU'NA YAPILAN VİCDANSIZLIKTIR

GAZETECİ MİSİN, PARTİ KOMİSERİ Mİ?

Bir taraftaki gazeteciler, diyor ki ‘aman diyor öbür taraftaki bağımsız gazetecilerin hepsini dövün’ diyor. ‘Sizi sinek gibi ezeriz’ diyor. Kendi grubunda olanlara diyor ki ‘Sen niye bunların aleyhinde yazmıyorsun?’. Böyle yayıncılık oluyor mu? Sen gazeteci misin, parti komiseri misin, militan mısın? Hepsi militan. Bir de kendilerine göre millicilik uydurmuşlar. Kim milli? Milli benim, ben. Benim gidecek yerim yok. ‘Biz milliciyiz, sen PKK ’lısın’ diyor.

YARGIDAN SONUÇ ALINAMIYOR

Ben söylüyorum, öteden beri hem muhafazakâr gazeteciler vardı hem bağımsız gazeteciler hem de liberaller vardı. Hem hükümet yanlısı hem hükümet karşıtı olanlar vardı. Ana akım medya vardı. Ama hiçbir zaman hükümet yanlısı medya mensupları, ‘Sizi ezeriz, sizi sinek gibi ezeriz, sizi döveriz, niye duruyorsunuz, kaçın memleketten, biz miliyiz, siz değil...’ Böyle bir şey yoktu. Zaten bir de meselenin aslı, bunu söyleyenlerin birçoğuna bakıyorum gazeteci değil. Ben 40 yıldır meslekteyim. Bir iki senede türediler bunlar, ortaya çıktılar. Kendilerine biri yazar diyor, her gün bir hayal, bir yalan, bir uydurma... Cevap verince de mektup yazdın diyor. Ne yapayım? Onun için böyle... Mahkemeye gidiyoruz, yargıdan sonuç alamıyoruz.”

VİCDANLI SİYASETÇİLER RAHATSIZ

Gazetecilerin “Saldırı sonrası siyasilerden sizi arayan oldu mu?” sorusuna Aydın Doğan şu cevabı verdi: “Beni arayan olmadı. Başbakan ortaya bir beyanat verdi. Ne olduğunu ben de tam anlayamadım. ‘Basına karşı yapılan saldırıları kınıyorum’ dedi. Onun dışında bizi arayan olmadı. Bazı vicdanlı hükümet yanlısı siyasetçilerin de bu konudan rahatsız olduğunu biliyorum.

HÜKÜMET YANLISI OLMAYA MECBUR DEĞİLİZ

Aydın Doğan, “Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazdınız, devamı olacak mı?” sorusu üzerine de şunları söyledi:

“Hayır. Ben, Cumhurbaşkanı’na o mektubu bir meydan okuma için değil, Cumhurbaşkanı’nı da yalancı çıkarmak için değil, benim Cumhurbaşkanı ile işim değil. Daha doğrusu haddim de değil. Yüzde 52 oy almış, halkın seçtiği birisi. Ama ben böyle bir şey söylemedim, diyorum. Yanlış mı hatırlıyor, olayları mı karıştırıyor; ben onun için yazdım. Cumhurbaşkanı bunu daha evvel de açıkladı. Baktım ki tahammül edilir değil. Her defasında biraz yanlış katarak açıkladı. Ben de onun için yazdım. Cumhurbaşkanı’yla bir polemiğe girmek niyetinde değilim. Ne Cumhurbaşkanı’yla ne ailesiyle. Dikkat ederseniz benim yayın grubum, hem Cumhurbaşkanı’nın şahsına karşı hem de ailesine karşı Türkiye’de en dikkatli olan bir yayın grubudur. Ama biz bağımsızız. Bizi ‘İlla benim yanımda olacaksın’. Ben hükümet yanlısı olmaya mecbur değilim. Ama hükümet karşıtı da değilim. Bu hükümet, bağımsızlığı kabul etmiyor. Yanında olmayan herkese, ‘Bunlar karşıda’ diyor. Birtakım adamlar da türedi. Nereden türedi, nereden çıktı; bilmiyorum. Kendilerini milli sayıyorlar.” 

‘Van’dan geldik yaptık’ derlerse inandırıcı değil

"Ahmet’in işinde beklediğim, kim bunu yaptı? Öyle basit bir şeydi, yok trafik sıkıştı, bilmem ne... Çocuk kandırmayın. Bu geldi, 4 tane mafya bozuntusu mu diyelim, Ahmet’i dövdü. Kim yönlendirdi? Bunu yönlendirenin ortaya çıkmasını arzu ediyorum. Tek istediğim budur. Son zamanlarda basınla ilgili hâlâ açıklanamayan iki şey var. Bir başka gazete yöneticisi kurşunlandı. Gündüz 18 tane kurşun attılar, adam yara almadı. Ama hâlâ kim yaptı bunu belli değil. Diyorum ki ben, 40 yılda çok şey gördüm, hepsi belli. Ne yapıldığını biliyorum, gördüm, açıklandı. Bunların açıklanması lazım... Bu rakip gazetenin yönetim kurulu başkanının kurşunlanma olayının açıklanması lazım. Polis öyle ‘Ucunu bulamadık’ diyemez. Kimdi bu? Gündüz yapıldı, 18 tane mermi aldı aracı. Kendisi yara almadı, şoförü kurtuldu. Ama bir türlü açıklanamıyor. Eğer bu basına karşı yapılmış bir baskıysa, hep beraber elimize bayrakları alalım yürüyelim. Ama ne olduğu açıklanmayan olay... Bu Ahmet’in meselesini de kim yaptı, niye yaptı, ‘Van’ın bir kazasından geldik, biz yaptık’ derlerse, bu inandırıcı değil. "