AYM'nin dershanelerle ilgili kararı yayımlandı

AYM'nin dershanelerle ilgili kararı yayımlandı
AYM'nin dershanelerle ilgili kararı yayımlandı
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM), dershaneler yasa tasarısına ilişkin verdiği iptal kararı Resmi Gazete'de yayımlandı. Kararda, sınavlara hazırlık hizmeti sunan dershanelerin eğitim öğretim politikasındaki yerini, tabi olacakları hukuku belirleme ve bunun sınırlarını çizme yetkisinin kanun koyucuya ait olduğu kaydedildi.

Anayasa Mahkemesi'nin, dershanelerin dönüştürülmesini öngören Kanun'un ilgili hükümlerinin iptaline ilişkin kararının gerekçesi Resmi Gazete 'de yayımlandı.

Yüksek Mahkemenin 5 üyesi, çoğunluğun görüşüne katılmadı. Üyeler Nuri Necipoğlu, Hicabi Dursun, Muammer Topal, Kadir Özkaya ile Rıdvan Güleç'in karşı oy gerekçesinde, eğitim öğretim alanında faaliyet gösterecek özel teşebbüslerin söz konusu faaliyetlerinin eğitim öğretim politikasını belirleme yetkisi olan kanun koyucunun öngöreceği düzenlemelere uygun olması gerektiği belirtildi.

Eğitim ve öğretim koşullarının çağdaş uygarlığın gerektirdiği düzeye ulaştırılması için etkin önlemlerin alınmasının devletin erteleyemeyeceği görevi olduğu vurgulanan karşı oy gerekçesinde, Anayasa'da "eğitim ve öğretim Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılır, bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz" kuralına yer verildiği hatırlatıldı.

Öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edilip, yine kanunla düzenlenmesi ve öğrenimin mutlaka devletin gözetim ve denetiminde yapılması gerektiğine işaret edilen karşı oy gerekçesinde, sınavlara hazırlık hizmeti sunan dershanelerin eğitim öğretim politikasındaki yerini, tabi olacakları hukuku belirleme ve bunun sınırlarını çizme yetkisinin kanun koyucuya ait olduğu kaydedildi.

Anayasa Mahkemesinin önceki yıllarda, özel okullar hakkında yapılan bir düzenlemeyle ilgili verdiği kararda, "Anayasanın 42. maddesiyle, milli eğitim hizmetlerinin, kamu gücünün etkin düzeyde kullanılmasını gerektiren işlerden olduğu, kamusal niteliğinin korunması gerektiği, özel öğrenim kurumlarının ancak kamu yararına ters düşmeyecekleri ölçüde serbest bırakılabileceği ve bunlara ancak bu çerçevede izin verilebileceği"ni belirttiği aktarıldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de eğitim kurumlarının belirlenmesinin devletlerin takdirinde olduğunu kabul ettiği ifade edilen karşı oy gerekçesinde, şu görüşler savunuldu:

"Kanun koyucuya göre, dershaneler tarafından ifa edilen faaliyetler ve dershaneciliğin geldiği fiili durum, devletin bizzat kendisi tarafından veya izin verdiği özel eğitim öğretim kurumları tarafından yürütülen eğitim ve öğretim hizmetlerini olumsuz etkilemeye başlamış, aksatır hale gelmiştir. Bu durum önemli kamusal zararlara yol açmıştır ve açmaya devam etmektedir. Dershaneleri önceki dönemlerde eğitim öğretim faaliyetleri yönünden kamuya yararlı gören ve bu nedenle 'özel eğitim kurumları' kapsamına alan kanun koyucu, aradan geçen süre zarfında dershane faaliyetlerinin eğitim öğretim alanında yol açtığı olumsuz sonuçları ortadan kaldırmak amacıyla dershaneleri 'özel eğitim kurumları' kapsamından çıkarmıştır. Dolayısıyla kanun koyucu, kamusal yarar açısından, dershanecilik faaliyetinin yeni belirlediği milli eğitim politikasına uyumlu yürütülmesi gerektiği kanaatine varmış, eğitim öğretim sisteminin bir bölümünü Anayasanın verdiği yetkiye dayanarak iptali istenen kurallarda öngörüldüğü gibi belirlemiştir. Kanun koyucuya göre dava konusu kurallar dershanelerin eğitim sistemindeki konumu ve rolüyle sosyal ve kültürel anlamda öğrenciler üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkiler gözetilerek kamu yararı amacıyla getirilmiş bulunmaktadır."

KANUN KOYUCU TAKDİR YETKİSİNDE

Karşı oy gerekçesinde, özel yarar gözetilerek veya belirli kişilerin lehine getirildiği saptanmadıkça, bir yasal düzenlemenin kamu yararını gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığını değerlendirmenin, anayasallık denetimi kapsamı dışında kaldığı ifade edildi.

Gerekçede, kanun koyucunun, halkın çıkarlarını en iyi şekilde belirleyebilecek organ konumuyla, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği konusunda takdir yetkisine sahip olduğu kaydedildi.

Dava konusu düzenlemeyle okullarda yürütülen eğitim öğretim faaliyetine alternatif görülmeye başlayan dershanelerin, eğitim sisteminde meydana getirdiği ikiliğin ortadan kaldırılması başta olmak üzere dershane uygulamasının yol açtığı belirtilen sorunların çözümünün amaçlandığının anlaşıldığı vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi:

"Bu sorunlar göz önüne alındığında, dershanelerin özel öğretim kurumları kapsamından çıkarılmasının, söz konusu amaca ulaşmak için elverişli ve gerekli olmadığının söylenebilmesi olanaklı değildir. Dershaneler, öğrencileri bir üst okulun veya yüksek öğretim giriş sınavlarına hazırlamak, istedikleri derslerde yetiştirmek ve bilgi düzeylerini yükseltmek amacıyla faaliyet göstermekte, öğrencilerin okul müfredatında bulunan konularda bilgi eksiklerini giderme ve mevcut bilgilerini arttırma amacına hizmet etmektedirler.

Bir başka deyişle dershaneler, okul müfredatı konularına ilişkin bilgi edinmeye yönelik aracılık faaliyeti göstermektedirler. Buna göre, genel ve sosyal bir hak öğrenim hakkının bir parçası 'bilgiye erişme hakkının' somut kullanılmasına imkan sağlanmasının bir zorunluluk olduğu söylenebilir ise de bilgiye erişimin mutlaka mevcut statüdeki dershaneler aracılığıyla sağlanması gerektiğinin, bunun bir anayasal zorunluluk olduğunun söylenmesi mümkün değildir. Aksinin söylenebilmesi, dershanelerin anayasal birer kuruluş olduğunun kabulünü ve kanun koyucuya 'eğitim sistemini düzenlerken sistem içerisinde mutlaka dershanelere de yer vereceksin' denilmesini gerektirir ki anayasal açıdan bunun söylenmesi mümkün değildir.

DÜZENLEME YAPMA YETKİSİ TBMM'YE AİT

Karşı oy gerekçesinde, devletlerin, kendi temel politikalarından biri eğitim politikasının belirlenmesi amacıyla eğitim sisteminde yer alan kurumları seçme hakkı bulunduğunun tartışılmaz olduğuna dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:

"Hal böyle olunca özel eğitim kurumlarına ilişkin düzenleme yapma yetkisinin aynı zamanda görevinin, TBMM'ye ait olduğu ve eğitim ve öğretim hizmetinin niteliği dikkate alındığında özel ilk ve orta dereceli okullarla birlikte özel öğretim kurumu olarak kabul edilen dershanelerin, 'Türk Milli Eğitim Sistemi' içerisinde 'bilgi arz eden' kuruluşlar olarak yer alıp almayacaklarını tespit etme ve yer alacaklarsa hangi statü içerisinde nasıl faaliyet göstereceklerini belirleme konusunda kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Kanun koyucu söz konusu takdir yetkisi kapsamında dershanecilik faaliyeti ile sunulan hizmeti yeniden tanımlanmış ve bu faaliyet aracılığıyla somutlaşan bilgiye erişim hakkının, var olan diğer yöntemlerin yanında yasada öngörülen yöntemler aracılığıyla kullanılmasını öngörmüştür."

Kanunla getirilen düzenlemelerle öğrencileri bir üst okulun veya yüksek öğretim giriş sınavlarına hazırlamak amacıyla faaliyet gösteren dershanelerin faaliyetlerine son verildiği hatırlatılan gerekçede, bu durumun öğrencilerin ihtiyaç duydukları takviye eğitiminin hiçbir şekilde verilmeyeceği anlamına gelmediği vurgulandı.

Bakanlık yetkililerince öğrencilere okullarda, mezunlara, Halk Eğitim Merkezlerinde takviye kursları düzenleneceğinin açıklandığı, Özel Eğitim Kurumları Kanununda da ortaöğretime veya yükseköğretime giriş sınavlarına hazırlık niteliğinde olmamak kaydıyla sosyal, sanatsal, sportif, kültürel ve mesleki alanlarda çeşitli kursların faaliyet gösterebileceği kabul edildiğinden bu kapsamda takviye kursların açılabilmesinin mümkün olduğu kaydedildi.

Gerekçede, "Öte yandan hem belirtilen durum, hem de dershanelerde halen öğrenim gören ya da ileride görme olasılığı bulunan kişilerin, sınavlara özgü verilen bu eğitimden yoksun kalacak olmaları nedeniyle görecekleri kişisel zarar ile eğitim sisteminden dershanelerin kaldırılmasıyla ulaşılmak istenilen kamu yararı karşılaştırıldığında, eğitim sisteminde gelinen noktada dershanelerin yol açtığı belirtilen ve dava konusu kuralların getirilmesine gerekçe olarak gösterilen eğitimle ilgili sorunların mutlaka dershanelerin mevcut statülerini sona erdirmeden alternatif çözümler üreterek ortadan kaldırması gerektiği söylenemeyeceğinden kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında bir orantısızlık bulunduğundan da söz edilemez."

Eğitim politikasının, bir ülkenin geleceğinin belirleyici niteliği ve bu konuda kanunun koyucunun toplum adına ulaşılmak istenen hedefi belirleme yetkisinin bulunduğu dikkate alındığında, bu hedefe ulaşmak için getirilen düzenlemenin toplumsal ihtilacı karşılamadığı yada başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmadığı söylenemeyeceğinden demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olarak da nitelendirilemez" ifadesi yer alan karşı oy yazısında, ayrıca şu görüşe yer verildi:

"Belirtilen nedenlerle dershanelerin özel öğretim kurumları kapsamından çıkarılmasına ve faaliyetlerinin belirli ölçüde sona ermesini öngören düzenleme eğitim öğretim hakkı bakımından ölçülülük ilkesine aykırı değildir.

Konunun çalışma ve sözleşme hürriyeti yönünden incelenmesine gelince, dershanecilik faaliyeti eğitim ve öğretim boyutu nedeniyle devletin temel görevleri arazında yer alan eğitim öğretim alanına ilişkin bulunduklarından, girişim hak ve özgürlüğü başta olmak üzere birçok bakımdan diğer alanlardaki ticari faaliyetlerden farklılık arz etmektedir.

Anayasa'nın 48. maddesinde de yer alan, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu ve özel teşebbüsler kurmanın serbest olduğu hükmünün dava konusu kurallar yönünden Anayasa'nın 42. Maddesi ile birlikte ele alınması zorunludur. Çalışma ve sözleşme hürriyetinin ilişkin olduğu alanının eğitim ve öğretim alanı olması, yapılacak düzenlemenin 42. Maddenin öncelikle esas alınmasını gerekli kılmaktadır. Anayasa mahkemesi de Anayasa'nın 48. Maddesine çalışma ve sözleşme hürriyeti bakımından bir sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de konuya ilişkin Anayasanın bir başka maddesinin gözetilerek çalışma ve sözleşme hürriyeti alanında sınırlama getirebileceğini kabul etmektedir. Mahkemeye göre, kimi zaman zorunlu olarak birlikte uygulanan iki anayasa kuralından biri diğerinin sınırını oluşturabilecektir."

Çalışma ve sözleşme hürriyeti uyarınca herkesin istediği alanda çalışma hürriyetinin bulunduğu ve buna aykırı düzenlemelerin Anayasa'nın 48. maddesine aykırılık oluşturacağının kabulü halinde, konuya ilişkin Anayasa'nın diğer maddelerinin ve dava konusu kurallar anlamında 42. maddede öngörülen ve yukarıda belirtilen düzenlemelerin bir anlamı kaymayacağı vurgulanan yazıda, "Oysa eğitim öğretim faaliyetlerine ilişkin olarak ticari teşebbüslerde 42. madde hükmünün gözardı edilebilmesi mümkün değildir" ifadesi yer aldı.

OLUMLU YA DA OLUMSUZ ETKİLENMESİ KAÇINILMAZDIR

Sermaye sahiplerinin kar amacı güderek dershane açtıklarının kuşkusuz olduğu belirtilen karşı oy gerekçesinde, şöyle devam edildi:

"Dershanelerin herhangi bir ticari işletme olmadığı, eğitim öğretim alanında faaliyet gösterdiği, eğitim ve öğretim alanında faaliyet gösteren işletmelerin işletmecilik anlayışının da diğer faaliyet alanlarından farklı olduğu ve kanun koyucunun bu alandaki faaliyetler için farklı ilkeler belirleyebileceği hususu dikkate alındığında, ülkenin eğitim öğretim politikasını belirleme yetkisi olan kanun koyucunun bu konuda yaptığı ve yapacağı düzenlemelerden özel teşebbüslerin olumlu ya da olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, eğitim öğretim alanında özel teşebbüslerin kurulması, Anayasa'nın 42. maddesine uygun olarak bu konuda kanun koyucu tarafından getirilen düzenlemelerin buna imkan tanıması ve bu düzenlemelerin gereklerinin yerine getirilmesine bağlı bulunmaktadır. Anayasanın 48. maddesi ile devlete verilen özel teşebbüslerin sosyal amaçlara uygun yürümesini sağlayacak tedbirleri alma görevinin de bu konuda yapılan ve yapılacak düzenlemelerin anayasal dayanaklarından biri olduğu da belirtilmelidir. Dolayısıyla, eğitim öğretim alanında mutlaka dershanelerin de bulunması gerektiğini, bu nedenle dershanelerin faaliyetlerini tamamen kaldıracak ölçüde sınırlama getiren düzenlemenin bu bağlamda Anayasaya aykırı olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir."

Gerçek ve tüzel kişiler tarafından devletin ilgili kurumlarından, ilgili dönemde yürürlükte olan hukuk kurallarına dayanılarak alınan izinlerin kazanılmış hak olmayacağı kaydedilen gerekçede, "Bir faaliyet alanının kanunen yasaklanması halinde daha önce bu alanda verilmiş çalışma izni, ilgililerine yasaklanan alanda faaliyette bulunmaya devam etme hakkı vermez. Kanun koyucu bu kişilerden, belirli bir süre tanıyarak, kanunla getirilen bu yeni koşulları taşımasını isteyebilir" ifadesi kullanıldı.

Karşı oy gerekçesinde, öğretim kurumuna dönüşmek için başvurma süresi olarak 1 Eylül 2015 tarihinin öngörülmesinin de bu süre zarfında gerekli koşulları sağlayabilmeleri yönünden ilgililer lehine getirilen bir düzenleme olduğu belirtildi.

Bu nedenlerle dershanelerin, özel eğitim kurumları kapsamından çıkarılması ve faaliyetlerinin belirli bir süre sonra sona ermesini öngören düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığı görüşüne yer verildi. (AA)