@ismailsaymaz

Baloncuyu dövüp sakat bırakmak işkence değil, dayağa direnmek tahrikmiş! 

Baloncuyu dövüp sakat bırakmak işkence değil, dayağa direnmek tahrikmiş! 
Baloncuyu dövüp sakat bırakmak işkence değil, dayağa direnmek tahrikmiş! 
Yusuf Şirin adlı baloncu, zabıtalar tarafından araçta, sokakta, depoda dövülmüş, bir böbreğini ve dalağını kaybetmişti. Mahkeme, yaralama suçunun işkence sayılabilmesi için eylemin 'ani değil, sistematik' olması gerektiğini belirtti ve baloncuya yönelik dayağın sistematik olmadığı hükmüne vardı. Mahkeme ayrıca, sakat bırakan dayağın, Şirin'in zabıtalara direnmesi nedeniyle meydana geldiğini savundu.
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - İstanbul’da, 50 yaşındaki baloncuyu dövüp dalağını ve böbreğini kaybetmesine yol açan zabıtalara ‘yaralama’ suçundan beş yıl hapis cezası verilmiş, baloncunun dayağa direnmesi ‘haksız tahrik’ sayılarak, cezada indirim yapılmıştı. Mahkeme, gerekçeli kararını nihayet açıkladı. Gerekçeli kararda, yaralama suçunun işkence sayılabilmesi için eylemin ‘ani değil, sistematik’ olması gerektiği belirtildi ve baloncuya yönelik dayağın sistematik olmadığı savunuldu. Ayrıca bu dayağın, baloncu Yusuf Şirin’in zabıtalara direnmesi nedeniyle meydana geldiği iddia edildi. Oysa Şirin, önce sokakta, sonra araçta, ardından da zorla götürüldüğü depoda elleri ve gözleri bağlanarak sopalarla dövülmüştü. Bayıldıktan sonra evinin yakınlarına atılmıştı. Şirin, dayaktan sonra yüzde 50 engelli hale gelmişti.

'YARALAMA SUÇU...'

İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararında, Yargıtay içtihadı ve doktrindeki görüşe göre yaralama fiilinin “işkence” kapsamına girmesi için “eylemlerin bir süreç içerisinde süreklilik arz edecek şekilde, ani değil, sistematik biçimde işlemesi gerektiği” belirtildi. Bu nedenle baloncuya yönelik yaralamanın işkence sayılamayacağı savunularak, “Sanıkların seyyar satıcıya karşı eylemi ani gelişen sistematik olmayan bir eylem kabul edildiğinden işkence olarak değerlendirilmemiştir” denildi. Dayaktan sonra Şirin’in dalağı ve böbreğini kaybettiği anlatılarak, bu eylemin “kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanarak uzuv kaybına neden olacak şekilde yaralama suçunu oluşturduğu” kaydedildi. Şirin’in direndiği ve bu nedenle zabıtalar hakkında “haksız tahrik” indirimine gidildiği anlatılarak, şöyle denildi: 

“Olayın seyyar satıcının balon satmasını men etmek için sanıkların zabıta görevini yerine getirmek, toplum düzenini sağlamak amacıyla müdahaleleri üzerine Şirin’in direnmesi üzerine meydana geldiğinden, direnme olayının haksız tahrik olduğu...”

'VAHİM BİR NİTELEME'

Şirin’in avukatı Gülizar Tuncer, müvekkilinin bir depoya götürüldüğünü, elleri ve gözleri bağlanarak sopalarla dövüldüğünü belirterek, “Bunun neresi ani olabilir? Sistematik işkence değil midir bu? Şirin’in direnmesini haksız tahrik olarak nitelemeleri vahimdir. Bu ülkede mahkemeler kadınların öldürülmesinde bile ‘aşırı tutku’ diyerek haksız tahrik indirimi yaparsa, ağır işkence uygulayan kamu görevlisine direnmek de tahrik sayılır. Tam da bu ülkenin mahkemelerinin vereceği bir karardır” dedi.

NE OLMUŞTU?  

Pendik Balıkçılar Çarşısı 12 Nisan 2008’de, o güne kadar pek karşılaşmadığı bir hareketliliğe sahne oldu. O tarihte 50 yaşında olan Yusuf Şirin, evinin ve tamamı okuyan 8 çocuğunun geçimini sağlamak için balon satmakla meşgulken, karşısında zabıta Selahattin Kılıç, Erdal Küçükgüzel ve Abdullah Aykılıç’ı buldu. Üç zabıta Şirin’e, “Balonları ver!” dedi. Şirin, direnince sokak ortasında dövüldü. Ardından araca bindirilip Ankara Caddesi’ndeki zabıta deposuna götürüldü. Zabıtalar; ayakları, ellerini ve gözlerini bağladıkları Şirin’i dövdü. O kadar çok şiddet gördü ki bayıldı. Telaşlanan zabıtalar Şirin’i evinin yakınlarına bırakıp kaçtı. Şirin, komşuların yardımıyla Kartal Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. 38 gün yatılı tedavi gördüğü hastaneden, sağ böbreğini ve bir dalağını bırakarak çıktı. Tek kalan böbreğinde rahatsızlık baş gösterdi.

10 YIL HAPİS VE MEN CEZASI

Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada zabıtaların avukatları, Şirin’in bıçak çektiğini iddia etti. Zabıtaların iddiasına göre, Şirin bıçak çekip bir zabıtanın üzerine atlamış, ikisi beraber yere düşmüştü. Bıçağı alınan Şirin, kendini yerden yere atarak kendine zarar vermeye çalışmış, böbreklerinden rahatsız olduğunu söylemiş, zabıtaların ‘Hastaneye götürebiliriz’ önerisini geri çevirip eve gitmişti. Zabıtalar 26 balona el koymuştu.

Mahkeme oy çokluğuyla aldığı kararda, TCK’nın işkence suçunu düzenleyen 94. maddesine göre 12’şer yıl hapse hükmetti. Zabıtaların duruşmalardaki iyi halleri nedeniyle ceza 10’ar yıla düşürüldü. Ayrıca beş yıl süreyle memuriyetten men cezası verildi. 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararın onanması yönündeki görüşüne rağmen Yargıtay 8. Ceza Dairesi, kararı bozdu. Daire, bir eylemin işkence sayılması için ‘sistematik olması’ gerektiğini, “mevcut olayın tartışma ile başlayıp kavgaya dönüştüğünü ve yaralama ile sonuçlandığını” savunarak, sanıklar hakkında üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilmesini istedi. 

İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi, TCK’nin 86/3. maddesi gereğince, “kamu görevlisinin nüfuzunu kullanarak organ kaybına yol açacak şekilde kasten yaralaması” suçundan iki zabıtaya sekiz yıl hapis cezası verildi. Yusuf Şirin’in olayın başlangıcında direndiği ve bunun da zabıtalar lehine haksız tahrik yarattığı iddiasıyla bu ceza altı yıla, sanıkların 'iyi hali' nedeniyle de beş yıla indirildi.