Balyozu anlama klavuzu: Zihin tutulmasına son vermek gerek

Balyozu anlama klavuzu: Zihin tutulmasına son vermek gerek
Balyozu anlama klavuzu: Zihin tutulmasına son vermek gerek
Balyoz davası sanığı Çetin Doğan'ın kızı Pınar Doğan ve damadı Dani Rodrik, Balyoz belgelerinin gerçekliği hakkında soru işareti yaratan tarih ve mantık çelişkilerini anlatıyor.
Haber: EZGİ BAŞARAN / Arşivi

Balyoz davasının temelini oluşturan belgelerin sahih olamayacağını söylüyorsunuz. Bunları hazırlayan kişiler nasıl bu kadar kendilerini ele verecek bariz hatalar yapabilir?
Dani Rodrik: Biz bunları ortaya çıkardıktan sonra bariz görünüyor. Niye bir tek biz ortaya çıkarıyoruz, hem de bunu ABD’deki ofisimizden yapıyoruz? Bu sahtekârlığı yapanlar arkalarının sağlam olduğunu düşünmüşler ki böyle pervasız davranabilmişler. Binlerce sayfa bilgisayar çıktısı belge var ortada, hepsinin didik didik edilmesi, adı geçen kurumların, birimlerin, şirketlerin tek tek araştırılması gerekiyordu.
Pınar Doğan: Bundan sonra bu CD’leri hazırlayanların böyle hatalar yapmayacaklarına eminim çünkü yaparak öğreniyorlar bana kalırsa.

Bu araştırmaları savcılar da yapmış olmalı, adı geçen yerlere yazıp cevapları da almışlardır. İddianamede yer almıyor mu bu bilgiler?
PD: Ek klasörlerdeki 44 bin sayfanın içinde parmak izleri, sağlık raporları yani savcıların soruşturma sırasında yaptığı her şeyin dökümü var. Ama CD’lerde adı geçen şirketler, kurumlarla ilgili yazışmalar yok.

Bu ne demek?
PD: Savcılar örneğin dernekler kurumuna 2003’te böyle bir dernek var mıdır yahut bir şirkete 2003’te şu isimli bir personeliniz var mı diye sormuş. Ama gelen cevapları o 44 bin sayfalık ek klasöre koymamış.

Gerekçe kişilerin özel bilgilerini içeriyor olması değil mi?
DR
: Evet ama iddianamenin birçok yerinde kişisel bilgiler makul biçimde sansürlenmiş. Burada söz konusu olan kurumların savcılara verdiği cevapların hiçbirinin iddianame klasörlerine konulmaması, adli emanette tutulması.

Halbuki bu cevaplar CD’lerin orijinal olup olmadığıyla ilgili son derece hayati bilgiler taşıyor… Sanık avukatları bu bilgilerin emanetten çıkarılmasını talep etmedi mi?
PD: Çetin Doğan’ın avukatı talep etti. Mahkeme oybirliğiyle reddetti.

Hiç kişi isimleri içermeyen listelere de rastladım…
PD: Tabii, örneğin Kuran kursları, kapatılacak dernekler, ilaç depoları, kontrol altına alınacak hastaneler gibi listeler mevcut. Örneğin listede yer alan Medicalpark Sultangazi adlı hastanenin 2003’te var olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla savcılar da İl Sağlık Müdürlüğü’ne bu hastaneyle ilgili bir yazı yazdığında, ”2003’te bu isimde bir hastane yoktur” yanıtını almışlardır ama bu yanıtlar adli emanette olduğu için göremiyoruz. Yani savcılar soruyu sormuşlar, ama cevaplar gizli.

Siz kurumlar arası organize sahtecilikten mi şüpheleniyorsunuz?
DR: Bizim kafamızda maalesef öyle sorular var. Gerçekleri çıkarmak için uğraşan bir emniyet teşkilatının bizim ulaştığımız bilgilere ulaşmamasına imkân yok. Savcılar da emniyetin onlara verdiği raporları iddianameleştirmişler, yaptıkları bu.

Örneğin ben savcıyım… Bu CD’ler gerçek midir diye ülkenin en saygın bilim kurumu olan TÜBİTAK’a soruyorum, o da bana delil olarak kullanamazsın demiyor… Savcı olarak ne yapabilirim?
PD: TÜBİTAK bu CD’ler gerçektir demiyor ama öyle muğlak bir ifade kullanıyor ki ilk okuduğunuzda öyle sanıyorsunuz.
DR: Şöyle diyor TÜBİTAK: ‘Dosyaların oluşturulma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu tespit edilmiştir.’

Organize bir iş
Anlamadım, dosyalar 2003 yılında hazırlanmıştır demiyor mu?

PD: Hayır, CD’deki üstveriler 2003 yılını gösteriyor diyor. Ama bu üstveriler kolaylıkla değiştirilebilir biliyorsunuz. Yani şu anda siz bilgisayarınıza girip bir yazı yazarsınız ve bu yazının üstverilerini (hazırlayan kişi ve hazırlanan tarih bilgileri) istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. İsterseniz 1999 yapın, isterseniz 2020. TÜBİTAK özetle sadece CD’nin üstverisindeki tarihi söylüyor.

Fakat bunu böyle anlamak için yüz defa okumak mı gerek?
DR: Tabii ki. TÜBİTAK raporunda çok ciddi bir kasıt var. Çünkü özellikle üstveri kelimesini geçirmiyor, bir yandan CD 2003’te oluşturulmuştur da diyemiyor.

Savcı TÜBİTAK’tan gelen bu cümleyi pekâlâ dayanak kabul edebilir.
DR
: Zaten biz diyoruz ki bu birkaç kişinin toplanıp yapacağı bir sahtekârlık değil. İddianameden anlıyorsunuz ki, bunun arkasında medya desteği olmasa, emniyet böyle raporlar hazırlamasa, TÜBİTAK tüm bunlara böyle destek vermese ve hükümet üyelerinin davaya destek veren demeçleri olmasa bu iş yapılamazdı. Ülkeyle ilgili Balyoz davasını aşan endişemiz var.

Gerisi gelir manasında mı?
PD: İnsanlar durumun ciddiyetinin farkında değil çünkü bu iş Balyoz’la başlamış ve Balyoz’la bitecek bir ‘proje’ değil. Askeri seversiniz sevmezsiniz, konu bu değil. Sahte belgelerle insanların içeri attırılmasına göz yumarsanız yarın pekâlâ sizin de başınıza gelebilir.

Nasıl?
PD: Çok basit. Bir grup insan sizin fi tarihinde bir suç işlediğinize dair bir kanıt üretebilir. Farz edelim bu kanıt yine bir CD içinde olsun… Eğer ülkede mevcut siyasi çıkarlarla sizin suçlu olmanız örtüşüyorsa, bu kanıt sahte olsa bile sizi içeri tıkmaya yetebilir. Şu anda bu farazi hikâye askerin başına geldi diye ‘Aa ne güzel askerler yargılanıyor, ülkeye demokrasi geliyor’ şeklinde gözardı edilmesi büyük felaketlere yol açacak. Böyle bir çetenin varlığı bu ülkedeki herkes açısından büyük tehlike. Benim uykularım kaçıyor.

Nasıl bir çete?
DR: Bilmiyorum, sorulması gereken soru bu. Kim bu insanlar ve nasıl bu kadar etkili olabiliyorlar?

Çetin Doğan’ın AKP rahatsızlığını o dönemde uluorta anlattığını çeşitli günlükler aracılığıyla öğrendik. Yani Doğan’ın böyle bir darbe planı yapması akla yakın bulunuyor…
DR: Bu mantık silsilesini anlayabiliyoruz. Ordudan birinin hükümete alerji duymasını ve bunu söylemesini doğru bulmuyoruz. Fakat zaten hükümeti sevmiyordu dolayısıyla darbe yapmıştır şeklinde bir hukuk mantığı olamaz. Ha diyorlarsa ki Balyoz o günlerin bir intikamıdır, o zaman bunu bilelim. Hiç demokrasi mücadelesi şeklinde paketlemeyin.
PD: Cuma namazında camilerin bombalanması gibi korkunç iddialara inananları tabii ki suçlayamam. Burada problem şu: Çok uzun süre soruşturmaya ait belgeler, bilirkişi raporları kamuoyuyla paylaşılmadı. Herkes bir kanaat oluşturdu.

Balyoz’la ilgili ciddi bir bilgi eksikliği ve karmaşası olduğunu ben de iddianameyi okuyunca gördüm...
DR
: Çünkü müthiş dezenformasyon yaratıldı. Fakat biz hiç soru işareti bırakmayacak şekilde belgelerdeki sahteciliği ortaya çıkarmamıza rağmen bazı basın kuruluşları ve gazeteciler görmezden geliyor.

Bir numaralı sanık Çetin Doğan’ın kızı ve damadı olmanız, bulduğunuz bu bilgilere biraz temkinli yaklaşılmasına sebep oluyor olabilir mi?
PD: Ama biz araştırmacıyız. Hazırladığımız kitabın tek bir satırında Çetin Doğan’ın kişiliğine dair bilgi yok. Bu araştırmaya girişmek için bizim motivasyonumuz vardı, evet. Çetin Doğan’la ilişkimiz bizi buna itti. Fakat sonuçta ortaya çıkan malzeme bizim onunla ilişkimizden tamamen bağımsız.
DR: Herkes bunu ortaya çıkarabilirdi, iddianame açık. Bize inanmıyorsanız siz inceleyin. Sahte olduğunu kanıtladığımız her belge ve bilginin iddianamedeki sayfa numaraları mevcut kitapta. Sırf isteyen teyit edebilsin diye. 5 dakikalık bir zaman ayırmanız yeterli.

Sahiciliği su götürmeyen Plan Semineri’nin ses kayıtlarındaki vahim ifadelere ne diyorsunuz?
DR
: Olay şu: Ordunun bir dış tehdit karşısında yapacakları bir jenerik senaryo üstünden Egemen Harekât Planı adlı belgede belirtilmiş. Ses kayıtları bulunan Plan Semineri ise Egemen Harekât Planı’nın işlerliğini sınayıp güncellemek için yapılıyor.

Madem bu mutat bir seminer niçin Aytaç Yalman, Çetin Doğan’a “Bu planın iç tehdit kısmını konuşmayın” mealinde bir emir veriyor?
PD: Çetin Doğan, Kara Kuvvetleri’ne (KK) bu plan semineriyle ilgili bilgi veriyor. Bunun üstüne KK da iç tehdidi ileri bir tarihte tartışın diyor. Çetin Doğan “Burada bir yanlış anlaşılma var. Biz sadece iç tehdidi konuşmayacağız, dış tehdidi ve sonucunda oluşabilecek iç tehdidi konuşacağız” diyor. Ve KK’ya bunu anlatan daha ayrıntılı bir belge gönderiyor. Bundan sonra KK’dan başka bir belge gelmeyince de seminer planlandığı şekliyle yapılıyor.

Yani KK’ya rağmen yapmıyor bu semineri Çetin Doğan?
PD: Hayır. Zaten KK dahil ordunun her biriminden toplam 15 gözlemci katılıyor seminere. Ve bu gözlemciler hazırladıkları raporlarda seminerin başarılı geçtiğini söylüyorlar.

Yalman’ın yanıtı
Yalnız Yalman-Doğan arasındaki bu münasebeti ortaya koyan Sedat Ergin’e Yalman’ın verdiği cevap biraz muğlak… Yani Çetin Doğan emre itaat etti de demiyor, etmedi de…

DR: Burada asıl sorunuz orduda seminerin içerigi ile ilgili bir disiplinsizlik oldu mu? Gözlemci raporları ve elimizdeki yazışmalar böyle bir şey göstermiyor. Bakın savcılar bunu anlamak için ne Aytaç Yalman’ın ne de darbeyi önlediği iddia edilen Hilmi Özkök’ün ifadesine başvurmuş. Bu çok tuhaf. Keşke başvursalardı da muğlaklık kalmasaydı. Unutmayalim ki, Özkök, sonunda “Ben Balyoz darbe planıyla ilgili bilgi ve belgeye sahip değilim dedi basına.

2003’teki bu Plan Semineri’nden sonra ordu içinde başka bu tür seminerler de yapılmıştır. Niye özellikle o plan semineri seçilip Balyoz Çetin Doğan üzerine kurulmuş?
DR: Benim mantığıma göre ellerinde kozmik odadan sızmış bir tek bu plan seminerinin ses kaydı vardı ve ses kaydına uyumlu bir senaryo yazıldı. Ayrıca Çetin Doğan’ın belli bir görüşü temsil ettiği konusunda bir fikir birliği var. Dolayısıyla inandırıcı olma potansiyeli çok yüksek.

Seminerin ses kaydını kozmik odadan çıkaran kişinin bir asker olması kuvvetle muhtemel olduğundan sahte belgeleri de bir askerin hazırlamış olabileceği gibi bir mantığa ne dersiniz?
DR: Kaydı kozmik odadan çıkaran kişinin asker olduğunu tahmin etmek için kâhin olmak gerekmiyor. Ama bu, sahte belge hazırlayıp sahici plan semineri yazışmaları ve ses kaydıyla birlikte paketleyen kişinin asker olduğunu kanıtlamıyor.
PD: Olabilir de olmayabilir de. Yalnız 3 bin sayfalık askeri bilirkişi raporunun sayısız yerinde belgelerdeki ifadelerin askeri yazışma yöntemlerine uymadığı cümlesi geçiyor.

Tüm bu çelişkileri anlattığınız yeni çıkan kitabınız için “En kesin olarak sonuca vardığımız ama en az ses getiren yayınımız” dediniz...
DR
: 25 yıllık akademisyenim, beni bu kadar kesin sonuçlara götüren olgulara daha evvelki hiçbir araştırmamda rastlamadım. Öte yandan bir araştırmacı için de bulunmaz bir fırsat çünkü rekabet yok, kimse ilgilenmiyor. Bu da işin ironisi.

Bu kitapla akademik kariyerinizi tehlikeye attığınızı söyleyenler var.
DR: Bence saygınlığını kaybedecek olanlar bize bunu söyleyenler. Elimizdeki bulguları kamuoyuyla paylaşmasaydık kendi değerlerimizle çelişirdik

Birçok darbe görmüş bir ülkenin bazı vatandaşları bu iddialara inanmayı tercih ediyor olabilir mi?
PD
: Elbette, bunu anlıyorum ama bu kadar net ve somut bilgiler ortaya konulduktan sonra bu zihin tutulmasına da bir son vermek gerek.

Bütün bu gayretlerinizle ilgili babanız ne düşünüyor?
PD: Sadece Çetin Doğan değil, duruşmada karşılaştığımız birçok sanık takdir etti. Çünkü birçoğu sesini duyurabilecek ya da bunu tercih edecek kimseler değil.

‘Birçok konuda farklı düşünüyoruz’
Araştırmaya nasıl bir hissiyatla başladınız, babanızın böyle bir plan hazırlama ihtimalini gözönünde bulundurarak mı?
PD: Taraf’ta bu korkunç planlar yayımlandığında bunların doğru olmadığına dair bilgimiz Çetin Doğan’ın bize söylediklerine dayanıyordu. Ortada iddianame filan yoktu çünkü. O noktada haklısınız, Çetin Doğan’ın söylediklerini doğru kabul etmemiz ona yakınlığımızdan kaynaklanıyordu.
DR: Ben Çetin Doğan’ı çok dürüst bir insan olarak tanıyorum, böyle bir belge altında benim imzam yoktur dediğinde ona güvendim. Ama bu güvenin üstüne gidip de yayın yapmam. Zaten biz o noktada çıkıp da bu iddialar yalandır demedik, kitap da yazmadık.

Ama blog ’unuzda yazdınız?
DR: Çok bariz yalanlarla ilgili: Mesela Star gazetesi Çetin Doğan Meksika’ya kaçıyor diye yazdı ya da benim asker kaçağı olmamla ilgili bir haber ... Biz de hayır bunlar doğru değil dedik. Belgeler sahtedir demedik.

Sizin demokrasi anlayışınız ve siyasi fikirleriniz babanızınkiyle uyuyor mu?
PD
: Böyle şeyler genetik kodlarla aktarılmıyor. Türban konusundan ordunun siyasi konumuna kadar birçok konuda babamla farklı düşünüyoruz.
DR: Türkiye’de laikliğin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda anlaşmazlıklarımız var. Ama aynı görüşte değiliz diye haksızlığa uğrayan bir kişiyi savunmamak demokrasiye sığmaz.