Bana bakmasınlar klarnetimi dinlesinler

Bana bakmasınlar klarnetimi dinlesinler
Bana bakmasınlar klarnetimi dinlesinler
Hüsnü Şenlendirici'yle 16 Ocak'ta New York Gypsy All Stars'la vereceği konser vesilesiyle sohbete oturduk. Şenlendirici, "Berkeley'de ders veriyorum ama kimse duymuyor" diyor.
Haber: SİNEM DÖNMEZ - snmdnmz@gmail.com / Arşivi

İtiraf edeyim, bu röportaja giderken oldukça önyargılıydım. Röportajda uzun uzun konuştuğumuz, magazin haberlerinden dolayı doğan Hüsnü Şenlendirici antipatisine yıllardır sahiptim. Müziğini sevip de kendisini sevmediklerimden olmuştu artık Şenlendirici. İtiraf edeyim, fikrim değişti. Kendisi de o dönem magazin haberlerinde çok fazla yer aldığını kabul ediyor, bu durumdan pek de hoşlanmıyor aslında. Kendisini tanımak isteyenlere de “Konserlerime gelin” diyor, “ben orada her şeyi klarnetimle anlatıyorum.” 16 Ocak’ta, İş Sanat’ta New York Gypsy All Stars ile birlikte sahne alacak Şenlendirici’ye “O halde, konserde görüşmek üzere” dedim ben de, ciddiydim…

New York Gypsy All Stars’la ilk konseriniz değil bu.
Evet ama bu defa çok daha geniş, repertuvarın tümünün çalınabileceği ve daha farklı bir dinleyici kitlesine hitap edeceğiz.

Nasıl bir araya geldiniz?
Amerika’ya konsere hele de orkestranla gitmek zor, çok masraflı oluyor… Biz de New York Gypsy All Stars’la çalışmaya başladık o zamanlar. Hepsi de birbirinden önemli müzisyenler. Çok seviyorum onlarla çalmayı, güzel olacak.

Bildiğimiz Çingene müziği mi yaptıkları peki?
Her Çingene toplumu yaşadıkları ülkenin müziğini benimseyip, ona kendilerinden bir şeyler katarak bir farklılık yaratır. Türkiye ’de yapılan Çingene müziğine ‘Çingene müziği’ demek biraz ayıp aslında; ‘Türk-Çingene müziği’ demek lazım. Çünkü Türk müziği makamlarına, ritmlerine ve formlarına uygundur genelde. Duygularında belki de biraz aşırısını yaşıyorlar sevinç ve hüzünlerinin.

Ama bu biraz da Türkiyeli hali değil midir?
Yok, Türkiye’deki Romanlar çok asimile olmuş, “Türküz biz” diyorlar, güzel bir şey bu... Ama New York Gypsy All Stars’ın müziğine baktığınızda Türk sanat müziği tınıları var, 9 8 Roman parçaları da var ama tamamen Roman müziği yapmıyorlar. Balkanlar’a gittim; köyleri, kentleri, dağları dolaştım, müzisyenleri çektim. Onların müziği de hep Türk müziği makam ve ritmleri üzerine ama tabii bulundukları ülkenin müziğine de bir şeyler katıyorlar. O zaman da Balkan müziği oluyor işte.

Garip bir asimilasyon var yani?
Biraz birbirine geçmişlik olsa gerek. Asimile olmak; Romanların yaşadıkları ülkenin müziğine, katkıları derken şöyle bir şey: Yenilenmesinde, değişmesinde payları vardır çünkü müzik hiç aynı kalmıyor. Özellikle müzik piyasasında, Türkiye’de gerçekten Romanların ağırlıklı olduğunu söyleyebilirim. Kaset, plak camiası, albüm kayıtları, her yerde etkililerdir.

Ben kendi adıma konuşursam sizi Laço Tayfa’dan itibaren biliyorum, ama birçok insan sizi magazin haberleriyle tanıdı. Yani müzisyenden magazin figürüne dönüştünüz. Bu sizi rahatsız ediyor mu? Yaralı bir durum o. Evet, o figür oldum artık ben. Beş sene çıkmasam sokağa, beş sene sonra yine varım. Biraz insanların kafasına kazıdılar böyle. Herhalde beni magazin izleyicileri de seviyor da bu adamlar bu kadar peşimden koşuyor. Ama son dört yıldır falan özellikle dikkat ediyorum hayatıma. Ama arada tuhaf şeyler çıkabiliyor. İşin kötü tarafı, bir haber çıktı mı, ta milattan önceden başlayıp buraya kadar geliyorlar.

Ama yani hepimizin aklında kaldı, evlendiniz, boşandınız, boşanamadınız, mahkeme oldu, mahkeme düştü...
Tek başıma da değil, ailecek tanınıyorum. Bunlara engel olamazdım ben. Çünkü kafamda sadece müziğimi yapmak vardı.

Öyle miydi?
Evet, basın, tanıtım anlamında kendimi profesyonel birine emanet etmedim. Beni o tür krizlerde kimsenin yönetmesine izin vermediğim için, böyle sıvadım. (Gülüyor)

Sizi nasıl etkiledi?
Müzikalitemde eksi puan oldu. Sırf magazinde görüp, irite olup konserime gelmeyen, albümümü almayan insanlar var. Kiminin işine yarar, herkesin eksiği olmaz, bir şekilde orada görünmek işine yarar. Ama benim her bir yerde göründüğümde bir iki konserim iptal oluyor. Üç senede en çok yayımlanan haberler oldu. Niye ki? Orada bir bak bakalım, klarnetle ilgili kaç tane haber var? Dünyanın her yerine gidiyorum, Berkeley’e gidip ders veriyorum, kimsenin haberi yok. Bir üniversitede beni tez konusu yapıyorlar, Londra Caz Festivali’ne gidiyorum, 3 bin 500 kişiye çalıyorum, Queen Elizabeth salonunda kimse duymuyor. Dönerci açılışına gidiyor insanlar, “Yıktı geçti Almanya’yı, Fransa’yı” oluyor.

O zaman sizde bir hata var bence.
Bende bir hata yok, bu dokümanları toplayıp insanlara sunmam lazım. Ama ben bununla mı uğraşacağım, klarnetimle mi uğraşacağım? Her gazetenin sanat sayfası var, hiç mi internete girmiyor bu insanlar? Öbür haberler daha çok işlerine geliyor tabii.

Özellikle kadın arkadaşlarıma sizinle röportaj yapacağımı söylediğimde, fark ettim bende bir antipati var, evet... Olabilir, kadınların derdi başkadır. Kadınlar geçmişte olanlardan dolayı sevmiyorlardır ama beş dakika benimle oturmayan insan beni tanıyamaz ki! Eskiden daha az konuşuyordum o zaman da sert zannediyorlardı. Çok da kafama takmıyorum yani, ne yapayım? İnsanlar yan komşusunu tanımıyor, beni nasıl tanıyacak? Boş ver... Nasıl olsa bir gün bir konsere denk gelirler, o zaman fikirleri değişir. İnsan biraz da gönlünü çalar enstrümanla. Hiç bana bakmasınlar klarnetimi dinlesinler. Orada her şeyi anlatıyorum ben.

Şarkı söyleyecek misiniz?
Solo albümünün son iki parçasını söyleyeyim diyorum ama başımıza iş alır mıyız diye de düşünüyorum açıkçası.

Peki son olarak bir sonraki albüm ne zaman? Altı yıl ara verdiniz iki albüm arasında?
O arada her şey karmakarışıktı, müziğe fırsat kalmadı. O dönemde biriktirdiklerimi çaldım işte son albümde. Şimdi önümüzde ilk Taksim Trio var, epey ara verdik. Sonra solo albüme gireceğim. Yine kışı bulacak. Olsun altı seneden iyidir.