@sarikayaercan

'Barış anası'na son veda

'Barış anası'na son veda
'Barış anası'na son veda
Darbe sonrası başlayan 'Barış Derneği davasının' tek kadın tutuklusu olarak kadın tutukluların direnişinin simge ismi Reha İsvan son yolculuğuna uğurlanıyor.
Haber: ERCAN SARIKAYA / Arşivi

12 Eylül darbesi sonrası başlayan ‘Barış Derneği davasının’ tek kadın tutuklusu olarak kadın tutukluların direnişinin simge ismi olan ve geçen hafta yaşamını yitiren Reha İsvan Yalova’nın Taşköprü Mezarlığı’nda geride ‘barış’ ve hüzün bırakarak sonsuzluğa uğurlanıyor. Dün İstanbul ’da düzenlenen törene ise 63 yıllık hayat arkadaşı Ahmet İsvan, çocukları ve sevenleri katıldı. 

Mücadeleci ve kararlıydı 

Hayat ve yol arkadaşını uğurlayan Ahmet İsvan’a eşini sorduk. Acısı o kadar büyüktü ki sesi titredi ve “Öyle zor bir durum ki... Aslında şu an konuşacak çok şey yok” dedi ama yine de söyleycek sözleri vardı, dilinden şu sözler döküldü: “Birbirimizle isteyerek evlendik, müstesna bir kadındı. Çok değerli bir eş ve anneydi. Baskı ve zulme hiçbir zaman boyun eğmedi. Sıkıntılı yaşamı beraber paylaştık. Birbirimize destek olduk. Mücadeleci ve kararlıydı. Duruşmalarda onurlu duruşu sergilerdi. Bu mücadeleci ve kararlı kişiliği sayesinde hep kazandı. Hayatımız hiç kolay olmadı.”
Reha İsvan, Atatürk ’ün silah arkadaşının kızı, general Kemal Doğan’ın iki çocuğundan biriydi. 1925 yılında Şehremini’de dünyaya geldi. Cumhuriyet’in ikinci yılında doğduğundan ilk adını ‘Cumhuriyet’ koydular. Babasının görevi nedeniyle çocukluğu Anadolu’da geçti. 1950’de daha sonra İstanbul belediye başkanlığı yapacak olan Ahmet İsvan’la evlendi. Üç çocukları oldu. 

Kadınlar için çalıştı 

İstanbul Çağdaş gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Eşiyle birlikte modern tarımın gelişmesi için projeler üretti, kadınların eğitimi için de yıllarca mücadele etti. İsvan, Barış Derneği davasında tutuklandığında 57 yaşındaydı ve davanın tek kadın tutkulusuydu. Metris Cezaevi’nde 38 ay yattı. Savunmaları sert ve vakurdu. Sadece kendisini değil; hukuku, insan haklarını da savunuyordu. Mücadelesini, gazete ve dergilerdeki yazıları, kitaplarıyla sürdürdü. Cezaevi anıları ve mahkemelerde yaptığı savunmaları kitaplaştırıldı. Gazeteci Zeynep Oral’ın İsvan’ın cezaevi anılarını yazdığı ‘Bir Ses’ isimli kitabında İsvan’ın tutuklanma öyküsü şu sözlerle anlatılıyor: 

Onur bileziklerim 


“Selimiye Kışlası’nın geniş merdivenlerinden aşağıya inerken, yanına çok güzel, gösterişli bir kadın polis yaklaştı. Sıcak bir gülümsemeyle, “Özür dilerim, size kelepçe takmak zorundayım” dedi. Mavi gözlü, kalın kaşlı, saçlarının önü belli belirsiz ağarmış kadın, kollarını uzattı, gülerek, “Buyurun, hemen kelepçeleyin” deyip ekledi: “Onlar benim onur bileziklerim. 1982 yılının 27 Şubat günüydü. Reha İsvan’a, 57 yıllık yaşamında ilk kez kelepçe takılıyordu ve o, henüz, arkadan değil de önden kelepçelenmenin ne büyük bir nimet olduğunu bilmiyordu. Son birkaç basamağı elleri kelepçeli indi. Kendisini bekleyen cezaevi aracına bindirildi. Küçük camdan dışarıyı görebiliyordu. Metris Cezaevi’ne götürüldü.”