'Barış dili'yle ilk sözler!

'Barış dili'yle ilk sözler!
'Barış dili'yle ilk sözler!
Radikal'in 'Barış için siz de konuşun' çağrısına yazarlar, gazeteciler, sanatçılar, aydınlar ve okurlarımız büyük ilgi gösterdi. Gelen tepkileri yarın yayınlanacak Radikal'de okuyacaksınız

Bu kritik süreçte Radikal olarak biz de okurlarımıza soruyoruz. Barış için ne yapılmalı? Barış dili nasıl olmalı? Görüşlerinizi barisdili@radikal.com.tr adresine gönderin Radikal.Blog ve Radikal.com.tr’de yayınlayalım. Gelen tepkilerden bazılarını sizinle paylaşıyoruz:


Halil Ergün: Soğukkanlılıkla bakılması gereken bir durum. Ne bundan bir şey çıkmaz saplantısına kapılmak ne de bu sefer tamam çözülecek rahatlığına düşmek lazım. Kürt sorunu Türkiye’deki bütün demokratik taleplerden ayrı düşünmüyorum. Şiddetin durdurulması konusunda hükümete her türlü desteğin gösterilmesinden yanayım. Bütün Türkler, Kürtler, siyasi partiler sürece destek olmalı. Şiddet ve silahla çözüm geleceğine inanmıyorum. Umutlu olmak zorundayım. Ve bu görüşmenin de zevahiri kurtarmak adına yapıldığını düşünmek bile istemiyorum.


Nedim Saban: Çok olumlu bir süreç bu ancak cihanda sulh istemeyen bir hükümete güvenmiyorum. İşçiyle öğrenciyle dünyayla savaşıyorlar. Açılım meselesinde olduğu gibi yüzlerine bulaştırabilirler. Kürt halkı meseleyi kendi barış kaynaklarıyla kendi çözmeli.


Mert Fırat: Diyaloğa dayalı her türlü görüşmeden umutluyum. Yeter ki iki cepheden de yapılan çalışmaların sonucu kısa ömürlü olmasın. Çünkü benzerleri daha önce yapıldı ama inşallah bu sefer bir sonuca ulaşır. İki taraf için de siyaset yapılmayacak kadar önemli bir konu. Sonuçta insanlar ölüyor dillerini unutuyor yerlerini değiştiriyorlar. Benim için oy kaybı önemli değil tamamen meselenin insani boyutuna bakıyorum. Ve konuşulan çözümün net bir şekilde hemen uygulamaya geçmesini temenni ediyorum. Bu savaş ortamının artık hayatı kısırlaştırmamasını umuyorum. Ve son olarak hayatı yeniden üretmek için süreci not etmek ve şahit olmak lazım.



RADİKAL OKURLARINDAN GELENLER


Adem Kurt: Sadece askerde veya dağda olan çocuklarımız için değil aynı zamanda doğacak olan çocuklarımız için de kaygılandığımız bu çatışma ortamı neredeyse nefret ortamına evriliyor. Bir milletin en doğal insani haklarının garanti altına alınmasıyla aşacağımız bu sorun için herkes ümitvar olmalı ve çatışacak, provoke edecek kişi ve durumlara karşı uyanık olmalı. Bana göre eskiden Ergenekon tarzı yapılanmalar böyle durumlar için tehlike odakları olarak dururken günümüzde ise bu çatışmalı ortamdan beslenen bazı Kürt toplulukları(aşiret, cemaat, yasadışı ticaret şebekeleri, Örgütle kan davalı aileler) istihbarat sağlayan kişiler ve aşırı Türk milliyetçileri ya da milliyetçilikten kazanan çevreler bu girişimleri baltalayabilir. Özellikle de düşürücü istihbaratlar karşısında iki taraf da çok uyanık olmalı. 33 yaşında olan ve Diyarbakır’da yaşayan biri olarak hatırladığım 1987 yılından beri böyle bir girişim ve barışın özlemi içindeyim. Bu çatışmalı ortamdan doğrudan etkilenmeyen bir aile çevresinden olmama rağmen bu gerilimi ve kaygıyı yine de iliklerimizde yaşadık. Artık yarınlara dönük “acaba”larla değil güvenle yaşamak istiyoruz. 21 plakalı arabalarımızla ülkenin her yerinde rahatça dolaşmak istiyoruz. Bu savaşın mutlaka bir eseri ve esiri olacak bir çocuğu neden yapalım demek yerine başbakanımız 3 çocuk yapın derken “tamam olur, başbakanım” demek istiyoruz.


Beytullah Özdemir: Evet bu günleri en iyi şekilde tüm halkların sahiplenip iktidarı zorlamasını diliyorum.Anadolu halkları barışı hak ediyor.Barışı savaşmaya tercih etmeyenler halklarımızın çocuklarını yeteri kadar çarpıştırmadılar mı? Evet sen genç , sen ana, sen baba, sen ihtiyar, sen gazeteci ,sen teyze , sen hala, sen dede barışı anlatsanıza siyasetçilere ..barışın hayatlarınıza renk katıp, endişelerinizin yerine sevgi, dayanışma, kardeşliği getirdiğini sadede söylemekle mi kalacaksınız..Ölen her insanın bu topraklardan olduğunu size anlatmamışlar mıydı? Allahın izniyle, barış hemen, Bismillah..


Dr. Abuzer Meral: 2013 te en çok ihtiyacımız olan şey. BARIŞ BARIŞ BARIŞ...Hiç bir demagojiye, hiç bir çarpıtmaya, hiç bir duygu ve milliyetçi sömürüye pirim verilmeyecek şekilde, sonuna kadar inadına barış. Tüm koşullar zorlanmalı, silahlar susmalı, kan ve anaların göz yaşları durmalı, Kardeşlik ortamı yeniden tesis edilmelidir. Bu süreçte her iki taraftan da şiddetli itirazlar olması kaçınılmaz. Ama cesur davranıp sokak psikolojisi ve sıradan milliyetçi sömürüler ciddiye alınmamalıdır.. Akan kan ve şehitler üzerinden siyaset gelecek kuşaklara fayda getirmez. Akan kanı durduran, barışı sağlayanlar tarihe geçecektir... 2013 yılı Barış ve kardeşlik yılı olsun...


Sinan Gerçek: Barışın dilini konuşabilmemiz için öncelikle AKP eliyle yürütülen askeri ve siyasi operasyonların durdurulması gerekmektedir. Hükümet hem savaş ortamından şikayet edip hem de Doğu'da Güneydoğu'da askeri operasyonlara hız vermektedir..Hergün yeni ölüm haberleri duymaktayız..KCK operasyonlarıyla dışarıda yasal siyaset yapacak insan bırakılmadı..Yasal siyasetin olmadığı yerde silahlar konuşur.. Silahların sustuğu bir ortamda barış konuşulabilir ancak..
Barış görüşmelerinde BDP kadar PKK ve Öcalan'da dikkate alınmalıdır… PKK ve Öcalan'ın dışta bırakıldığı görüşmelerden bir sonuç çıkmaz… Geçtiğimiz yıllarda "Abdullah Öcalan siyasi irademdir" adı altında yapılan imza kampanyasına 3.5 milyon kişinin imza koyduğunu unutmamalıyız. Takiyeden uzak, samimi bir ortamda yapılacak görüşmelerde barışın inşası çok zor olmasa gerek.


Serhad Güngör: Barışın süş olmadığı bir ülke için atılacak adım gerçekten samimi olmalı. Dillerden tamil taktiğini düşürmemek değildir marifet. Asıl marifet gençlerin daha fazla ölmemesi için yapılacak taktiklerdir. Bugün hükümet adım atarsa bu taviz vermek değil, tam tersi azizliktir. Hükümet adım bir atarsa PKK'nın iki adım atacağından eminim...


Murat Serdar Arslantürk:  Doğu’da Sokaklar Neden Mendille Doludur?
Batı’da çocuklar ışıklarda cam silmek, sakız, çiçek, oyuncak ve balon gibi atraksiyonlu işportalar satmak, ayakkabı boyamak ve kucaklarında bir teraziyle sizi tartmakla para kazanmaya çalışırlar. Batı’da bunların müşterisi çoktur. Ama Doğu’da çocuklar sadece mendil satarlar. Gözyaşının çok olduğu yerde, mendilin de alıcısı çoktur.

Doğu’da Neden Cizlavet Giyilir?
Batı’da çocuklar bir yerden bir yere gitmek için otobüsü, minibüsü, yer altı trenini, tramvayı ya da okul servis aracını kullanır. Doğu’da ise pek çok köy ve beldeden ulaşım, 5–10 km.’lik patikalarda, toza çamura bulanarak gerçekleştirilir. Batı’daki çocuklar Adidas, Reebok, Nike giyerler. Doğu’daki çocuklar ise dayanıklılığı, esnekliği, zemine uyumu ve bedava denecek kadar ucuzluğu sebebiyle cizlavet giyerler.

Doğu’da Kar Ne İşe Yarar?
Batı’da yarım gün kar yağınca, büyükleri rahat rahat işe gitsinler diye, çocukların okulları tatil edilir. Oysa Doğu’da kar günlerce yağar, yolları kapatır, geçitleri örter ama okullar tatil edilmez. Çocuklar karlara bata çıka okullarına giderler. Bu yüzden Doğu’da kar hiçbir işe yaramaz.

01 Ocak’ın Doğu’da Ne Önemi Vardır?
Batı’da Yılbaşıdır. Chrismas’tır. Yeni senedir. Süstür, hediyedir, Noel Baba’dır, geyiktir, masaldır, evde eğlencedir. Ama 01 Ocak Doğu’daki çocuklar için daha önemlidir. Çünkü çoğunlukla evde dünyaya gelmiş, çok sonra şehirdeki hastaneye götürülebilmiş ve dolayısıyla çoğunluğunun doğum tarihi, o yılın 01 Ocak’ı olarak kaydedilmiştir. Bu yüzden Batı’daki çocuklar 01 Ocak’ta yeni yılı kutlarlarken, Doğu’da tahmini doğum günlerini kutlamak zorunda kalmış çocuklar vardır.

Doğu’da Çocuk Ne Olmak İster?
Batı’da çocuk oyunla, okulla, bilgisayarla, internetle, dersaneyle büyürken, en nihayet bir gün doktor, öğretmen, mühendis, asker olmak ister. Doğu ise çocuk, ağılla, tarlayla, töreyle ve çatışmayla büyürken, en nihayet bir gün ‘çocuk’ olabilmek ister.

Doğu’da Neden Silgi Çok Defterse Azdır?
Doğu’da çoğu çocuk okula bir defterle başlar. Defteri yazıp bitirdiğinde yenisini alamaz. Bu yüzden aynı defteri baştan aşağı silerek tekrar kullanır. Bu o kadar uzun zamandır böyledir ki; Batı’daki büyükleri de Doğu politikaları için sadece tek defter kullanırlar. Ve aynı defteri bol bol silip tekrar yazarlar. Yani Doğu’da silinen çoktur ama yazılan yeni bir şey yoktur.
O yüzden; Çocukları rahat bırakın. Onlar bize bunları yazdırmayacak bir dil bulup, hepimize öğretirler.


Yusuf Günay: Barış dili eğer bir Türk kendini bir Kürdün yerine ve bir Kürt kendini bir Türkün yerine koyup düşünürse sorun cözülür diye düşünüyorum.


Gönül Yaman: Kendi içsel değerlerinin gücüyle bireysel iç huzurunu elde edemeyen bireyin, tümel barışı algılaması olanaksızdır... Kendi olumsuzluklarının bilincine varıp, objektif irdelemesini yapamayan insanların barış yaşaması zordur... Bir diğerinin özgürlüğüne ve egemenliğine saygı duymak, dünya barışının korunması için gereklidir.. Bir insan ömrüne sığdırılamamış barış süreci, tümel yaşamda da bunun olamayacağını düşündüremez insana. Bu kısır bir düşünce sistemi, yeterince ince ve derin düşünememek olacaktır....


Robin Çetin: Yıllarca onurları kırılan Kürt halkına eşit yurttaşlık, özerk yönetim anayasada güvence ve halkların empati ile birbirine yakınlaşması adına adımlar atılarak barış yakın olabilir ve yaklaşım terörü sona erdirme çerçevesinde yaklaşmadan Kürtlere hakları olan özgürlük garanti altına alınıp sunulmalıdır, Zaten ip söküğü gibi gerisi gelir ve silahlar susar .


Ali Tomar: Toplum duyarligi bu. Aydın Doğan’ı kutluyorum

Bayram Çalışır: Medyamız isterse olaylar ne kadar büyük olsa da, işine gelmeyeni görmeyebiliyor. Biraz da şiddet dilini görmeyelim. Barışa katkı yapacak şeyler görelim, gösterelim. 'Yalaka, yandaş, candaş...vb' diyen vampirleri duymayıp ısrarla 'empati' yapalım vesselam. 

Şenay Şahin/ İsveç:
Barisin dili hayatin dilidir. Eger bu defa birseyler farkli gelisir, birileri elini, yüregini ve vijdanini tasin altina koyarsa belkide baris gelir. Bir umut iste. Umutlarimiz cok kere kirildi, inancimizi cok kere yitirdik ama yolun sonunda iyi seyler olacaksa, insanlar artik ölmeyecekse bir kere daha umut etmenin ne zarari var? Inanin bana, gelecek olan baris, Türklere de en az Kürtlere oldugu kadar lazim. Bir an icin savasin bizden aldiklarini düsünün ve barisin bize neleri geri verecegini hayal edin. Iste bu hayalin gerceklesmesi icin umut etmeye devam edin.

Bahtiyar Demirci: Bizim de sokağımıza bahar gelecek birgün demek için tünelin ucundaki ışık gözükmüştür.Ama yinede tedbiri elden bırakmadan ;Savaş çığlıklarını defedip bu ülkenin çocuklarına ölmeden öldürmeden güneşli güzel günleri getirecek bir barışı hep birlikte kuracağımız bir gerçektir. Yoksa… Yoksası ölümdür kandır, gözyaşıdır.. İçimdeki Kıpırtıları tüm toplumun birlikte duyması umuduyla…Barışı bekliyorum.. 

Aziz Güzel: Muzakerelerin her ne olursa olsun devam etmesi cok onemli. Bu yuzden medyanin en basindan itibaren bu surecte yasanabilecek sikintilardan bahsetmesi gerekiyor. Dialogun tek cozum oldugu her firsatta vugulanmali. Iki tarafin bu surecte asil muhatap olmalari munasebetiyle BDP, PKK ve bu surece ortak olmus her hangi bir kisi ya da kurumu herhangi bir asagilama iceren, ima eden vurgunun bulunmamasi gerekiyor. Ise Aydin Dogan’in mektubunun yeniden gozden gecirilmesiyle baslanilabiecegini dusunuyorum. Yani baris dili sirf gorusmeler basladigi icin kullanilmasi gereken bir dil degil, her zaman her gazetecinin, patronun su ana kadar ozen gostermesi gereken bir konuydu. Bunu Radikal gazeteresi dahil medyanin buyuk bir bolumu bu konuda cogu zaman bilerek ve amacli, yayin politikasi geregi cok zarali bir dil kullandi. Umarim bu bir baslangic olur. Sevgiler.

Muhammet Tazegül: Diyaloğun çözüm için önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu sorun silahla bitmedi hiçbir zaman. Ve Kürt Sorunu kelimesinin de yanlış olduğunu düşünüyorum; Kürt vatandaşlarımız bizim için asla sorun olmadı. Bu bizim öteki olanı kabul etmediğimiz için oluşan bir sorun. Umarım bu adım; Kürtler için Aleviler için LGBT bireyler için ve diğer ötekilenmeye çalışan insanlar için bir umut ışığı olur. Çünkü bu sorun hepimizin sorunu!

Hakan Yücel: Barış kesinlikle olmalı kaçırılmamalı herkes üzerine düşeni yapmalı.