Barış Ege'de tur atacak

Defne Türk-Yunan Derneği'nin düzenlediği dostluk festivali Dedeağaç'ta başlayacak, Midilli ve Assos'u dolaşacak.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Gecikmiş bir yaz gecesinin nemi, beyaz masa örtülerine, porselen tabaklara damla damla iniyordu. Gümülcine'den gelen orkestradaki buzukinin sesi dört bir yanı tutmuştu. Önce öğrencisi Ziynet, sonra da Ayla Algan sahneye çıkmış, Türkçe ve Rumca şarkılar söylemişti.
Zeybek çalınca ısrarlara dayanamayan gazeteci Mihail Vasiliadis çıktı sahneye. "Gerçekten de ısrar edilmesinin bir nedeni varmış" dedi Mihail'in 'zeybek'ini izleyenler.
Artık daha yakından tanıdığım Mihail Vasiliadis'in adına, ilk kez Yunanistan'dan gönderilmiş bir mektupta rastlamıştım.
Esenyurt Belediye Başkanı Dr. Gürbüz Çapan'ın mektubuna yanıt veriyordu.
Geleceğe sevgi yüklü miras
Çapan, 1997'de yazdığı mektupta Atina'da yayımlanan Eptalofos gazetesi sahibi ve yöneticisi Vasiliadis'i 6-7 Eylül olaylarının yıldönümünde
İstanbul'a çağırıyordu, "Davetimizin amacı, ülkenizde uğradığınız haksızlık nedeniyle, gecikmiş de olsak, 40 yıl sonra da olsa gönlünüzü almaktır. Eskiden yaşadığınız yerleri ziyaret etmeniz barışın tadına birlikte varmamız bu çalışmada esas amacımızdır. Geliniz, geleceğe sevgi yüklü bir miras bırakalım" diye.
Verdiği yanıtta, "Sizlerle 'geleceğe sevgi yüklü bir miras bırakma' çabasında bulunmak bizleri de gerçekten kıvanca boğardı" diyordu Vasiliadis, "Ancak, sizlerin 'gönlümüzü alma' konusunda en ufak bir mecburiyetiniz dahi yoktur. Biz, bizlere yönelik o hunhar olayların müsebbibi olarak, ne Türk halkını, hatta ne de -bazı kabul edilmez eylemlere sürüklenmiş de olsa- Türk bireyini gördük. Bizler için; gerek 6-7 Eylül 1955 olaylarının, gerekse bize uygulanan eritme programının diğer halkalarını oluşturan, önceki ve sonraki olayların tek müsebbibi devlet içindeki 'tek (üstün) ırk, tek tek devlet' görüşündeki güçlerdir. Bize karşı sorumlu olan onlardır. Dolayısıyle 'gönlümüzü almak' o devlet güçlerine düşer."
Kendini ihbar eden gazeteci
Bu mektuptan yedi yıl sonra Mihail Vasiliadis'in imzasıyla bu kez Atina'da yayımlanan Eptalofos gazetesinin sahibi ve müdürü olarak değil; Beyoğlu'nda yayımlanan 79 yıllık Apoyevmatini gazetesinin yayın yönetmeni olarak karşılaştım.
Hürriyet'te manşet olunca çok gürültü çıkaran 'Sosyetik fişleme' haberi üzerine gazetesinden kendini ihbar etmişti:
"Sayın kaymakam bey
Beyoğlu-İstanbul
Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın yazısıyla ilgili olarak istenenleri, sizi boş yere yormamak için bilgilerinize arz ederim.
a) Ülkenin AB'ye katılma hedefinin canla başla yanındayım.
b) Rum Ortodoks olarak milli ve dini azınlık mensubuyum.
c) En az üç yabancı ülke misyonu; Yunan, Fransız ve İtalyan konsoloslukları mensubu kişilerle dostluk ilişkilerim var.
d) Agos gazetesi müdürü, gazeteci Hrant Dink'i tanır, karşılaşınca selam veririm.
e) İslamcı olarak bilinen Zaman ve Yeni Şafak okuduğum gazeteler arasındadır.
f) Mason değilim, ancak mason olan pek çok dostum var. (Liste eklemek gerekli mi?)
İnancım odur ki, yukarıda arz ettiğim altı husus beni şüpheliler ve potansiyel suçlu grubuna sokmaktadır.
Not: Hayatımda hiç Ku Klux Klan görmedim, ayrıca arz ederim."
Varlık Vergisi'nden kalanlar
Vasiliadis'in yaşamına bakınca, gerçekten Ku Klux Klan dışında da 65 yıllık yaşamında görmediği kalmamış. Belki de ilk anımsadığı 1940'lı yılların Varlık Vergisi:
"Beyoğlu Karakolu'nu biliyorsunuz" diye anlatıyor Vasiliadis, "Kalyoncukulluk Sokağı ile Tarlabaşı Bulvarı'nın kesiştiği yerde, karakolun tam karşısındaydı benim doğduğum ev. Babam Aristodumas diş hekimiydi. Ben doğmadan 10 gün önce beyin kanaması geçirmiş. Yatalaktı. Eve memurlar geldi. Yanlarında bir hamal vardı. Babamı yatağından tutup yerdeki şilteye indirdiler. Yatağı alıp gittiler. Giderlerken de 'İyi ki böylesin, Aşkale'ye gitmeyeceksin' dediler.
Babamın muayenehanesi evimizin karşı odasıydı. El koydukları eşyaları o odaya tıktılar, kapıyı da mühürlediler. Daha doğrusu gelen memur, yanındaki hamala, 'Kapıyı kapa ve mühürle' diye emir verdi. Zavallı bir adamdı hamal. Pabucunun arkası basık, topuğu kalkık, pantolonu yamalı, üstü başı ter kokan fakat nur yüzlü bir adamdı.
Oyuncağını bile aldılar
Bu arada odaya tıkılan eşyaların arasında benim de sallanır bir oyuncak atım vardı. Tam kapıyı mühürlerken, 'Oyuncak atım' dedim. Adam anladı. Bağladığı ipi kapıdan çözdü. Bana kapıyı açtı. Atımı aldım. At kucağımda, adamın yüzüne bakıyorum gülerek. Adam da bana gülümserken birden yüzü dondu. Çünkü arkamdaki memur bağıra bağıra oyuncağımı koparırcasına elimden çekti, mühürlenmek üzere olan kapıyı açtı, içeri fırlattı oyuncağımı ve 'Mühürle' dedi. Karşımdaki hamalın gözündeki yaşı gördüm. Fakat ben ağlamamam gerektiğini düşündüm. O adamın çirkinliği, öteki hamalın nur yüzü hâlâ gözlerimin önünde."
141 ve 142'den dava
6-7 Eylül olayları sırasında bir yandan lisede okumakta, diğer yandan Embros gazetesinin yayınına yardım etmektedir. Yaşanılan hoyratlığa Tarlabaşı'ndaki evinde tanık olur. Apartmanın kapıcısı Ahmet'in
elinde Türk bayrağıyla binanın kapısında aslanlar gibi kendilerini koruduğuna da tanık olur, tehlike geçince başka Rum evlerini yağmalamak için yola koyulmasına da.
Askerlikten sonra Elefterifoni gazetesinde çalışır. 1964'de Türk Ortodokslarıyla ilgili bir yazısı nedeniyle 141 ve 142' den dava açılır. Suçu 'Rumluk propagandası' yapmaktır. Gazetenin sahibi Türkiye'yi hemen terk eder. Vasiliadis'in yargılanması tam 10 yıl sürer ve sonunda beraat eder.
1974'te Yunanistan'a göçer. Eptalofos gazetesini yayımlar. Anadolu'ya yakın Ege adalarındaki hastaların Yunanistan yerine Türkiye'ye taşınmasını önerir. Çünkü birçok adaya Anadolu daha yakındır. Yunan basınında bu konu polemiğe yol açar.
Vasiliadis de yalnızca 'Türklerin kestiği Rumlardan değil', objektif olmak gerekiyorsa 'Rumlar'ın kestiği Türklerden de bahsetmek gerektiğini savunur. Bu kez hakkında 'Yunanlılığa hakaret'ten dava açılır. Ondan da beraat eder. 2000'de gazeteyi kapatıp kendini emekliye ayırır. İki yıl sonra da Türkiye'ye gelir ve Apoyevmatini gazetesinin başına geçer. İşte, Parkorman'da buluşan Defnecilerin muhteşem zeybeğini izledikleri Mihail, bu Mihail'dir.
Türkiye ile Yunanistan arasında dostluk ve işbirliği hedefleyen 'Defne-Daphne Türk- Yunan Derneği', Fener Rum Lisesi'nin 550. kuruluş yıldönümü nedeniyle bir gece düzenlemiş. Sahneye önce Ziynet, sonra 'hocası' Ayla Algan çıkmıştı. Yunanistan Başkonsolosu Alexis Alexandris İstanbul'daki gençlik yıllarını anlatıyordu. Algan Türkçe ve Rumca şarkılar söylüyor, Türk Defne Başkanı Tansuğ Bleda Yunanistan'dan gelen konuklarla ilgileniyordu.
Dostluk köprüsü 'Defneciler'
Defneciler bir yandan da bu hafta sonu başlayacak olan '3. Geleneksel Türk-Yunan Dostluk Festivali'ne hazırlanıyor. Ege'nin dört bir yanında yapılacak bu yılki festival. Önce İstanbul'dan Dedeaağaç'a, yani Alexandrapolis'e gidilecek. Sergiler, film gösterileri, hatta Yunus Emre var programda.
Festival temmuzda Midilli'de yinelenecek. Devamı Assos, finali ise Parkorman'da. Final gecesine Yunanlıların ünlü 'diva'sı Elefteria Arvanitaki katılacak. Ege'nin iki yakasında, sergilere, dinletilere, dans gösterilerine, tiyatrolara, film gösterilerine şarapla zeytinyağı tatmalar eşlik edecek.
Yaşanılan acılara, bugün Ege'nin dört bir yanından esen barış ve dostluk rüzgârlarına bakınca insan 'Nereden nereye' demekten kendini alamıyor. Geçmişi unutmamak, ama bugün yaşanılan güzelliklere de engel olmamasını sağlamak gerekiyor. Çünkü Ege'nin iki yakasında 'ortak dilekleri' olan insanlar var. Sayıları da her gün artıyor, 'Barışın doğum yeri Ege olsun!' diyenlerin.