'Barış süreci'nin gizli aktörü:#TwitterKurds

'Barış süreci'nin gizli aktörü:#TwitterKurds
'Barış süreci'nin gizli aktörü:#TwitterKurds
Twitter'da bir süredir Kürt aktivistlerin etkinliklerini birbirine bağlayan '#TwitterKurds' etiketinin yaratıcısı İngiliz Mark Campbell'la 'süreci' konuştuk.
Haber: Sevİn TURAN / Arşivi

Twitter’da bir süredir ses getiren bir kullanıcı var: Hevallo. Sayfasındaki 140 karakterlik tanıtım metninde yazıldığına göre FED-BIR kısa adıyla da bilinen Britanya Kürt Dernekleri Federasyonu’nun dış ilişkiler ve halkla ilişkiler sorumlusu.
Hevallo, bir süre önce oluşturduğu ve her tweet’te kullandığı #TwitterKurds etiketiyle bu mecradaki Kürtleri ve Kürtlerle ilgili meselelerle ilgilenen dünyanın dört bir yanından insanı bir araya topluyor, bilgilendiriyor, örgütlüyor, kısacası bir ortaklık yaratıyor. O kadar ki bu etiket artık Kürtler hakkında yazdıkları, yayımladıkları fark edilsin isteyen gazeteciler ve medya kuruluşları tarafından bile kullanılır oldu.
#TwitterKurds altında yazılanlara bakınca çok çarpıcı bir tablo çıkıyor: Anne-babaları 20, 30 hatta 40 sene önce anavatanlarından dünyanın dört bir yanına göçmüş, hayatlarında bu toprakları görmemiş, Kürtçe bilmeyen ama Kürt meseleleriyle kendilerinden önceki nesillere göre çok daha yakından ilgilenen, her ülkeden Kürt hakları aktivistlerinin desteğini almış bir Kürt gençliği var. Hevallo da yarattığı kanalla bu gençliğe bir ses veriyor.
Bir süre önce kaybettiğimiz Şerafettin Elçi “Barışı konuşmak için biz son nesiliz” demişken çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu #TwitterKurds bu konuda ne düşünüyor?
Hevallo beni şaşırttı

 Bu soruya cevap bulmak için Hevallo’ya ulaştım hafta başında. İtiraf edeyim, kendisiyle tanışmadan önce kafamda hep 25-35 yaşları arasında, İngiltere doğumlu, Heval isimli bir Avrupalı ikinci nesil Kürt canlandırmıştım. Ama gerçek Hevallo beni çok şaşırttı: Mark Campbell isminde 50 yaşında bir İngiliz çıktı karışma.
1993 yılında yani olağanüstü hal yönetiminin en güçlü olduğu dönemde, genç bir fotoğrafçı olarak bir insan hakları delegasyonuyla birlikte Türkiye ’ye gelen, Diyarbakır’da köylerin yakılışına tanıklık eden hatta kısa bir süre gözaltına alınan ve kendi tabiriyle “bir uluslararası diplomatik skandal yaratıp İngiliz basınında manşet olan” Mark, bu gördüklerini hiç unutamadığını ve o günden bu yana geçen 20 yılını “Kürtlerin durumuyla ilgili farkındalık arttırma kampanyalarına adadığını” söylüyor.
İki ana görüş bir arada

 Ardından 2010 yılında “Arap Baharı” başladığında Arap aktivistlerin sosyal medyayı özellikle de Twitter’ı kullanmaktaki başarılarından ilham alarak #TwitterKurds’ü oluşturmaya karar vermiş. İlk kez Mart 2011’de BDP ’nin “sivil itaatsizlik” eylemlerini başlattığı dönemde bilgilendirme amacıyla toplu tweet’ler için kullanılan etiket o gün bugündür de fonksiyonunu “başarıyla” sürdürüyor.
Mark, #TwitterKurds ağının barış süreciyle ilgili olarak genelinde “Kürt hareketinin liderlerinin doğru şeyi yapacağına inandığını” ancak Türk hükümeti konusunda farklı görüşlerin söz konusu olduğunu ifade ediyor: “Kürt tarafının barış için birçok karar aldığını ancak Türk tarafının Dicle Üniversitesi’ndeki ya da [23 Nisan’da] Cizre’deki saldırılar gibi baskıcı eylemlere devam ettiğini gördüklerinden ciddi bir şüphecilik hali var. Ancak daha pragmatik bir yaklaşım sergileyip büyük resme bakan ve eğer başarılı olunacaksa Türk devletinin içindeki süreci baltalamaya kararlı bazı unsurlardan gelecek, Paris’teki cinayetler gibi birçok provokasyonla karşı karşıya kalınacağını idrak edenler de var.”
Abdullah Öcalan ise “üzerine iyi düşünülmüş yol haritasıyla” tek aktör gibi görünüyor. Öcalan’ın barışın kendisinin serbest bırakılmasından daha önemli olduğu yönündeki ifadelerini hatırlatan Mark, “Ancak Öcalan’ın sürdürülebilir bir barış için Kürt hareketinin içindeki diğer aktörlerle daha kolay diyalog kurabileceği ve bir araya gelebileceği bir ortamda olması çok akla yatkın geliyor” diyor. Bu bağlamda BDP’li vekillerin “mektup taşıyıcılar” olarak kullanılmasındansa “görüşmelerin siyaseten daha uygun bir ortamda yapılmasını sağlayarak gerçek bir değişim atmosferi yaratabileceğini” belirtiyor.
Zaten Mark’ın gözünde “İmralı Süreci”nin başarılı olmasının şartı da “Türk hükümetinin güven inşası için atılacak adımlar konusunda Kürt tarafının yapacaklarının karşılığını vermesi”. Bu açıdan PKK ’nın çekilmesi karşılığında “iki taraflı bir ateşkes ilanı” ve KCK tutuklularının serbest bırakılması gibi BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın da kısa bir süre önce Reuters’a verdiği röportajda dile getirdiği koşulları örnek veriyor.
‘Hayırlı Cuma’ çıkar mı? Bu arada karşımda bir İngiliz olunca söz ister istemez 1990’larda İngiltere ile IRA arasındaki barış sürecinin köşe taşlarından biri olan Hayırlı Cuma Anlaşması’na geliyor. Sonuçta Mark o yılları yaşamış bir İngiliz.
Bunun doğru bir kıyas olduğunu düşünüyor Mark ve geçen hafta açıklanan Time100 listesinde Abdullah Öcalan’ın profilini kaleme alanın IRA’in siyasi kanadı olarak görülen Sinn Fein’in lideri Gerry Adams olduğunu hatırlatarak yanıt veriyor. Sonra da şöyle devam ediyor:
“İngiltere’de de Türkiye’de olduğu gibi nüfusun geneli hükümetin psikolojik dezenformasyon savaşına maruz bırakılmıştı ve İngiliz devletinin İrlanda’daki ‘Kanlı Pazar’ [1972’de Derry’de İngiliz ordusunun 26 insan hakları aktivistine ateş açtığı ve sonucunda 14 protestocunun hayatını kaybettiği “katliam”] benzeri suçları yavaş yavaş halkın önüne çıkarıldıkça, kamuoyu değişti ve IRA ile siyasi bir çözüme hazırlandı. Sonuçta, 90’larda 3500’den fazla Kürt köyünün, kasabasının ve mezrasının Türk ordusu tarafından yerle bir edilmesi bir yana, Türkiye’de de ‘Kanlı Pazar’la kıyaslanabilecek ‘Roboski’ [Uludere] benzeri olaylar oldu.”
Sonuç? Mark’a göre Kürt hareketi sürece güçlü bir konumdan bakıyor. Dahası, “İki taraf da Ekim 2009’da yaşanan ‘Habur Olayı’ndan alması gereken dersleri aldı”. Dolayısıyla Kürt tarafının “bir dizi endişeleri ve gerginlikleri” olsa da benim Mark’ın dediklerinden çıkardığım, Türkiye’yi ulaşması zor, kendi çok kıymetli bir barış bekliyor.