Barışı istemeyen yok ama endişe çok

Barışı istemeyen yok ama endişe çok
Barışı istemeyen yok ama endişe çok
Âkil İnsanlar Ege heyeti, Pazar günü Urla ve Kemalpaşa'daydı. Halkla konuşan âkillere sonsuz destek verenler de vardı ama 'endişeleri'ni dillendiren İzmirliler biraz daha fazlaydı.
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

“Bu 80 yıllık emperyalist politika , Türkiye’yi böldürmeyeceğiz” deyip âkil İnsanların yanından ayrılıyor bir Urlalı. Ege Bölgesi Âkil İnsanlar Grubu’nun başkanı Tarhan Erdem, kahvaltı masasından sesleniyor, “Nereye gidiyorsun, gel konuşalım!” Baskın Oran ise daha kısa yola başvuruyor: “Selametle!” Ege Bölgesi Âkil İnsanları Cumartesi yaptıkları STK toplantılarından sonra pazar günü kahvaltıda halkla buluşmak için Urla sahilindeydi...
Bu sefer toplanıp protesto eden bir grup yok ama tek tek itirazlar var, yani aslında İzmir endişeli. Âkil İnsanları görenler masaya geliyor, bir taraftan konuşulanları merak ediyorlar bir taraftan da hafif yollu, ‘hadlerini’ bildirmek istiyorlar gibi. Erdem, “Bu girişim ekonomik ve eğitim eşitsizliğini kaldırmak için, yani her yerin Urla olması için” der demez, Mehmet Şevki Nalçaoğlu araya giriyor: “Burada bütün müteahhitler Kürt. Ekonomik anlamda uçurum filan yok.” İki yıl Ağrı’da doktorluk yapan Adviye Onay söze giriyor: “Elinde silah olan bizler değiliz. 80’lerde bizim buralarda su, elektrik yokken, oraların mezralarında, köylerinde su, elektrik vardı. Biz aile planlaması yapalım dedik, kabul etmediler, Kürtçe eğitim istediler. Ayrım yapmıyorum ama neden?” diyor. Baskın Hoca cevabı yapıştırıyor: “Çünkü siz okula gidince anadilinizde öğrendiniz okumayı yazmayı.” Gene itirazlar ama İzmirliler ne kadar tepkili olsalar da dinlemeyi de istiyorlar. Hepsi Türk ve Kürt halkı arasında herhangi bir sorun olmadığında hem fikir. Ama Tarhan Erdem önemli bir şey hatırlatıyor: “Bizim Kürtlerle meselemiz yok deniyor. E bir de Kürde sor be kardeşim. Canı yananın hiç mi söz hakkı yok?”

Balbay, Özkan...

İzmirliler söyleneni duyuyor fakat endişeleri daha ön planda. Bir önceki gece iş insanlarına verilen yemekte dile getirilen kaygılar da aynı: “Mağlup olma hissini tatmak istemiyoruz”, “Müzakere sürecinden sonra laik, üniter ve milli devlet ne olacak?”, “Diyarbakır’daki insanları tanımıyorum, biz nasıl ve neye destek vereceğiz?”, “Diğer partiler sürecin dışında bırÂkilıyor”, “İmralı tutanakları hepimizin gözünü korkuttu”, “Çok bağırana çok taviz verilmesinden endişeleniyorum”... En belirgin soru ise şu: “Güzel bir şeye başlıyoruz ama neyin karşılığında, PKK’ya ne verildi?” Bir de tabii sürekli dile getirilen, “Balbay, Özkan ve Haberal hâlâ tutukluyken, Âkil İnsanlar neyi anlatacaklar ve nasıl ikna edecekler bizi?” sorusu var. Elbette bunlar Âkil İnsanlar tarafından not alınıyor, endişelerini anladıklarını, süreçte belirsizlikler olduğunu bildiklerini ama Âkil İnsanların esas olarak onların fikirlerini toplamaya geldiğinin altı defalarca çiziliyor. Fuat Keyman şunu söylüyor: “Grubun temel amacı silahların susması. Endişelerinizde haklısınız. Üç aydır şehit haberi almıyoruz. Bugün dünden iyi, yarın da bugünden iyi olacak”. Avni Özgürel de ekliyor: “Acılarımızı yarıştıracak değiliz. Bölünmeyi önleyen bir çözüm neyse onun yanındayız.” Âkiller kahvaltıdan kalkarken bir ses yükseliyor: “ Dünya yalan söylüyor, Türküm doğruyum.” Bir ses daha: “Bölücüler buradan gitsin.” Gidiyorlar ama bu sefer Kemalpaşa’ya.

Kemalpaşa’da Kürtçe
Kemalpaşa’da bir kahveye oturuyorlar. Toplanan grup aslında İzmir’in en enteresan kalabalığı. Göçle gelen Kürtler yoğunlukta. O yüzden Âkiller heyecan yaratıyor kahvede. Mehmet Bey, “Güneydoğulu olarak bu çileyi yıllardır çekiyoruz. Allah bu ortamı yaratanlardan razı olsun. Kendimizi anadilimizde ifade etmek istiyoruz. Irkçılığın kimseye faydası yok ki. Ben de bir Manisalı gibi yaşamak istiyorum. Bilsinler ki, bir Güneydoğulu olarak bu bayrak için canımı bile veririm.” Sonra başında sarığıyla Hacı Sadri Nehir çıkıyor öne. Kürtçe konuşmaya başlıyor: “Allah sizden razı olsun, bu iş bitecek ve biz de mutlu olacağız.” Kuran’dan bir ayeti de okuyor: “Adalet lazımdır, adalet neyse yapılması lazımdır”. Alkışlanıyor ama itiraz edenler de var: “PKK nasıl hemen kabul etti, ne aldı? Halkın hepsi bunu konuşuyor.” Avni Özgürel, rahatlatmaya çalışıyor: “Merak etmeyin, galip gelen bir terör örgütü yok.” Ama pek başarılı olamıyor gibi. Hüseyin Özdemir alıyor sözü: “Devlet PKK’yla masaya oturduğu için kınıyorum.” Halil Sulu devam ediyor: “Haritalarda Kürdistan gördük bizler. Aleviler ne olacak, endişeliyim ben!” Halil Arık giriyor söze “muhterem zevat” diyerek. “Buraya polisle geldiniz, gönlünüzle gelseydiniz keşke, hükümet direktifleriyle değil, öyle ikna olmayız biz. Benim nenem Kürt dedem Türk. Kürtlerle sorunumuz yok.” Ortamı yatıştırmak Fuat Keyman’a kalıyor: “Evet bu bir projedir ama Türkiye’nin büyüme projesidir ve üç dört aydır ölüm yok, lütfen bunun değerini bilelim ve lütfen hiçbir kimlik diğerine karşı kibirli olmasın.” Birileri alkışlarken birileri kendi kendine söyleniyor. İsmini vermek istemeyen ama milliyetçi olduğunu söyleyen biri İzmirli Kürtlerle fotoğraf çektiren Âkil heyete bakıp “PKK’ya sarılıyor, milliyetçileri itiyorlar” diyor. İzmir’in yerlisi olduğunu söyleyen başka biri ise “Göçme gelen herkese kucak açtık ama geleceğimi bunlar nasıl garanti edecek ki?” Âkiller çıkmaya hazırlanırken Halil Sulu mırıldanıyor, biraz asabi: “Âkil adamlarmış, bu yaptıklarınız çok ağır gelecek kalkamayacaksınız altından.” Tam da o sırada 10 yaşlarında küçük bir çocuk hevesle giriyor kahvehane bahçesine, “Anaaaa” diyor, “Ben de Cüppeli Ahmet hoca sanmıştım, âkil beylermiş.” ‘Âkil beyler’in başkanı Erdem ise günün sonunda umutlu olduğunun altını çiziyor: “ CHP ya da MHP ’ye oy vermekle, çözüm sürecini desteklemek arasında çok fark var. Endişelerini söylediler. Bana göre çözüm sürecine yüzde 60 destek var İzmir’de.