Başbuğ: 'Demokratlık kisvesi' altında TSK yıpratılıyor

Başbuğ: 'Demokratlık kisvesi' altında TSK yıpratılıyor
Başbuğ: 'Demokratlık kisvesi' altında TSK yıpratılıyor
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne itimadı sarsan iki yaklaşım olduğunu belirtirken bunlardan birinin "Demokratlık kisvesi" adı altında TSK'yı yıpratmak amacıyla sistematik muhalefet yapılması olduğunu söyledi



Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne itimadı sarsan iki yaklaşım olduğunu belirtirken bunlardan birinin “Demokratlık kisvesi” adı altında TSK’yı yıpratmak amacıyla sistematik muhalefet yapılması olduğunu söyledi. TSK’nın demokrasi adına sık sık eleştirilmemesi gerektiğini kaydeden Orgeneral Başbuğ, TSK’yı yıpratmaya yönelik ikinci yaklaşımı “Toplumun mütedeyyin kesimlerini etkilemek amacıyla yürütülen TSK’yı din karşıtı olarak gösteren kötü niyetli propaganda kampanyaları” şeklinde açıkladı. Orgeneral Başbuğ, “Toplumumuz bu kampanyaya itibar etmemekte ordusunu sevmekte ve güvenmektedir. Bu asker Türk milletinin bizatihi kendisidir” dedi. Orgeneral Başbuğ askerlik mesleğinin profesyonel niteliğine saygı gösterilmesi gerektiğini belirtirken “Askerlere kendisini organize etme konusunda önemli boyutta otonomi verilmelidir” diye konuştu.

GÜNCEL KONULAR HAFTAYA 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Harp Akademileri Komutanlığı’nın yıllık değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmaya “TSK’nın yarınlarına yön verecek olan buradan hitap etmek benim için büyük bir gurur vesilesidir” sözleriyle başladı. Konuşmasında güncel konulara fazla girmeden başta sivil asker ilişkileri olmak üzere terör ve terörle mücadele, demokrasi ve laiklik olmak üzere çeşitli konuları değerlendireceğini kaydeden Orgeneral Başbuğ, önümüzdeki hafta düzenlemeyi planladığı basın toplantısı ile de güncel konularda değerlendirmelerde bulunacağını bildirdi.

SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİ 

Sivil asker ilişkilerinin hemen hemen her ülkede tartışılan ancak özü anlaşılamayan konuların başında geldiğini söyleyen Orgeneral Başbuğ, sivil toplum ve refah toplumunun bugünlerde daha çok gündemde olduğunu, tehditlerin değiştiğini, sivil-asker ilişkilerinin ise farklı düzeylerde tartışıldığını söyledi. Sivil asker ilişkilerinin tartışılmasında öncelikle askerlik mesleğinin ne olduğunun anlaşılması gerektiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, her profesyonel meslek gibi askerlik mesleğinin de yüksek mesleki özellikleri gerektirdiğini söyledi. Orgeneral Başbuğ, “Askerlik meslekten daha ziyade bir yaşam şeklidir.” dedi.

“TOPLUMLARIN DÖNÜŞÜMÜNDE VE MODERNLEŞMEDE ASKER DAİMA ÖNCÜ OLMUŞTUR"

oplumların dönüşümünde modernleşmede askerin daima öncü olduğunu, Silahlı Kuvvetler’in aynı zamanda teknoloji demek olduğunu kaydeden Orgeneral Başbuğ,
“Bu teknolojik gelişmelerin toplumsallaştırılması özellikle gelişmekte olan ülkelerde silahlı kuvvetlerin bu yoldaki öncülüğüyle olur.” diye konuştu.
Silahlı Kuvvetlerde etik ve ahlaki değerlerin çok önemli olduğunu, askerin üniforması, onuru ve şerefinin her şeyin üzerinde olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, askerlikte güven ve itimat ilişkisi konusunda da değerlendirmelerde bulundu. Güven ve itimat ilişkisinin 3 boyutlu olduğunu, bunlardan ilkinin toplumun güven ve itimadına sahip olunması olduğunu kaydeden Orgeneral Başbuğ, ikincisinin sivil ve askeri liderlerin güven ve itimadına sahip olmak, üçüncüsünün de ast personelin güven ve itimadına sahip olmak olduğunu kaydetti.
Toplumun askere olan güven ve itimadının önemine değinen Orgeneral Başbuğ, TSK’nın yapılan anketlerde her zaman en güvenilir kurum olarak başta geldiğini söyledi. Orgeneral Başbuğ, “Bu sonuç nasıl ortaya çıkmaktadır? TSK, her şeyden önce tarih içinde ulusumuzun güvenine mazhar olmuştur. Çünkü TSK hiçbir şeyden kaçınmadan güvenliği sağlamaktadır. Aynı zamanda TSK millete hizmete etmek için, bu ortak amaç için vardır.” dedi.

DEMOKRATLİK KİSVESİ ALTINDA TSK’YI YIPRATMAK

Orgeneral Başbuğ, TSK’nın toplum nezdindeki itibarını ve güvenini sarsmayı amaçlayan iki konuya dikkat çekti. Ünlü düşünür Montesquieu’ye göre önyargının bazı şeyleri dinlemek değil kendi kendini dinlemek olduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ, bunlardan birinin “Demokratlık kisvesi adı altında TSK’yı yıpratmak amacıyla sistematik muhalefet yapılması” olduğunu söyledi. Silahlı Kuvvetler’in demokrasi adına sık sık eleştirilmemesi gerektiğini kaydeden Orgeneral Başbuğ, ikincisinin ise toplumun mütedeyyin kesimlerini etkilemek amacıyla ‘TSK’yı din karşıtı gibi gösteren kötü niyetli propaganda kampanyaları’ olduğunu söyledi. Toplumun bu kampanyaya itibar etmediğini, ordusunu sevdiğini ve güvendiğini belirten Orgeneral Başbuğ, “Bu asker Türk milletinin bizatihi kendisidir. Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir” diye konuştu.

“OTONOMİ VERİLMELİ” 

Sivil-asker ilişkileri arasında sivil-askeri liderler arasındaki güven ve itimadın büyük öneme sahip olduğunu da söyleyen Orgeneral Başbuğ, her ülkede karar mekanizmalarının nasıl işleyeceğinin o ülkelerin anayasa ve yasalarda belirtildiğini kaydetti. Sivil-asker ilişkilerinde sivil liderlerin gerçek otoriteye sahip olduğunu ancak sivil otoritenin askeri konulara müdahalede sağduyulu olması gerektiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, askerlik mesleğinin profesyonel niteliğine saygı gösterilmesi gerektiğini de kaydetti. Orgeneral Başbuğ, “Askerlere kendisini organize etmek için önemli boyutta otonomi verilmelidir. Otonominin boyutları yasalarla belirlenmeli. Ancak bu durum kurumun saydam olmasına da engel teşkil etmemeli” dedi.

‘ASKER-SİVİL İLİŞKİLERİNDE TEK YETKİLİ GENELKURMAY BAŞKANI’DIR’

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, asker-sivil ilişkilerinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de gerekli olduğunu vurgulayarak, bu konuda tek yetkilinin de Genelkurmay Başkanı olduğunu kaydetti. Milli Güvenlik Kurulu’nun bu konunun yürütüldüğü bir platform olduğunu da ifade eden Genelkurmay Başkanı Başbuğ, "MGK’nın gerekliliğini, yetkilerini sorgulayanlara ilgili yasaları dikkatle okumaların öneririm" dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, asker-sivil ilişkilerinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de gerekli olduğunu vurgulayarak, bu konuda tek yetkilinin de Genelkurmay Başkanı olduğunu kaydetti. Milli Güvenlik Kurulu’nun bu konunun yürütüldüğü bir platform olduğunu da ifade eden Genelkurmay Başkanı Başbuğ, "MGK’nın gerekliliğini, yetkilerini sorgulayanlara ilgili yasaları dikkatle okumaların öneririm" dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ sözlerine şöyle devam etti:
"Genelkurmay Başkanı, Anayasa’nın 111. maddesine göre silahlı kuvvetlerin komutanıdır. Sivil?asker ilişkilerinin yürütülmesinde yetkili tek makam Genelkurmay Başkanı’dır. Sivil?asker ilişkilerini yürütmesini politik ve siyasal hareketler olarak değerlendirmek doğru değildir. Tersine bu bir zorunluluktur ve işin özüne tartışmasız bir biçimde de uygundur ki bu faaliyetler bütün ülkelerdeki askeri makamlar tarafından da yapıla gelmektedir. Gerekli hallerde de elbette silahlı kuvvetlerinin görüşlerini de kamuoyuyla paylaşır.
Bunun yürütüldüğü bir diğer platformda MGK’dır. MGK’da her üye eşittir. Görev ve sorumluluklarını bu anayasal platformda serbest olarak yerine getirirler. MGK’nın gerekliliğini, yetkilerini sorgulayanlara ilgili yasaları dikkatle okumaların öneririm. Bu konuda ABD Başkanı Obama’nın Milli Güvenlik Danışmanı James Jones’un, Washington Post’ta yeni yazısının metnini de bu konuyla ilgili olarak yararlı bir doküman olarak görüyorum ve ilgilenenlere de öneriyorum."

"GÜNÜMÜZÜN ŞARTLARI SİLAHLI KUVVETLERİN ÖNEMİNİ AZALTMAMAKTADIR" 

TSK’nın vazifesinin "dün olduğu gibi bugünde Anayasa’da ifade edildiği gibi Cumhuriyet’in temel niteliklerine bağlı olarak devam edeceğini" kaydeden Orgeneral Başbuğ, "Silahlı kuvvetlerdeki bütün personelin sahip olması gereken dürüstlük, sadakat, cesaret, sorgulamayla anlama gücü, fiziki şartlara her zaman sahip olma bugün de önemini korumaktadır" diyerek şöyle konuştu:
"Bugün silahlı kuvvetlerin temel faaliyetlerinde 3 temel husus öne çıkmaktadır.
1 ? Açıklık
2 - Sonuçlara odaklanma
3 - Sorumluluk
Günümüzün şartları ve ihtiyaçları silahlı kuvvetlerin önemini azaltmamaktadır. Aksine kapsamlı bir strateji çerçevesinde kullanılması konseptinin önemini giderek artırmaktadır. Buna bugün gayret birliği denilmektedir. Bu husus için askeri liderlerinin bilgi alanının daha da genişlemesini zorunlu kılmaktadır.
ABD Başkanı Kennedy, bu konuya şöyle açıklık getiriyor. Diyor ki, “Siz profesyonel askerler, strateji taktik ve lojistik konuları mutlaka bilmelisiniz. Ama bunun yanında ekonomi siyaset diplomasi ve tarihi de bilmelisiniz. Askeri güç ile ilgili her şeyi bilmelisiniz. Bunun yanında askeri gücün limitlerini de bilmelisiniz. Günümüzdeki sorunların yalnız tek başına, altını çiziyorum tek başına kelimesi önemli. Yalnız tek başıan askeri güçle tam olarak ortadan kaldırılamayacağını da anlamalısınız”

ANAYASA’NIN 5. MADDESİNE VURGU YAPTI 

Konuşmasında Anayasa’nın 5. maddesinin tam metnini okuyan ve sık sık bu maddeye dikkat çeken Orgeneral Başbuğ, "devletimizin temel amaç ve görevlerine bakmakta yarar var. Bu madde dikkatimizden kaçıyor. Bu madde devletin temel amaç ve görevlerini 4 temel başlıkta topluyor" diyerek "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." dedi.

"ETNİK ÇATIŞMAYA DÖNÜŞTÜRMEYİ BAŞARAMADILAR" 

Genelkurmay Başkanı Başbuğ "etnik çatışma" konusundaki görüşlerini ise şu sözlerle açıkladı:
"Anayasamızın bu 5. maddesinde çok açık şekilde yer alan devletin temel amaç ve görevleri çerçevesinde, konuşmamın bundan sonraki bölümlerinde terörle mücadele konusu ile demokrasi ve laiklik konularına değinmeye çalışacağım.
Terör örgütleri içerisinde ülkemize en fazla zarar veren PKK bölücü terör örgütüdür. Yaklaşık 30 yıldır bölücü terör örgütü halkımızı hedef alarak tehdit etmektedir. Terör örgütü bunu etnik bir çatışmaya dönüştürmeye ve etnik bir çatışmaymış gibi takdim etmeye çalışmaktadır. Ancak bunu başaramamıştır.
Bugün bölücü terör örgütü faaliyetlerini etnik bir temel üzerinde yürütmeye çalışmaktadır. Bugün Türkiye’de yaşadıklarımız etnik çatışma olarak tanımlanabilir mi? Bu kavramları oturtamadık. Bazen de konunun saptırılması var. Neticede bir kavram karmaşası ile karşı karşıya kalıyoruz. Bunu önlemek için bugün etnik çatışma nedir, asimilasyon nedir, millet kavramı nedir, ulus devlet nedir, kültürülen kimlikler ne demektir, kültürel özgürlükler nedir bunlara açıklık getirmeye çalışacağım.
70’li yılların sonunu hatırlarsak, örgüte hakim olan ideoloji sınıf temelli ve ikinci olarak da etnik referanslı Marksist Leninist bir temeldi. 1994 dönüm noktasıdır. 1994’ten sonra Marksist Leninist kimliği geri iterek, etnik kimliği benimsemeye başladı. Birinci kimlik yeterliliğini yitirince etnik kimlik üzerine yapmaya başladı. Bir yandan Kürt kökenli vatandaşların üzerinde baskı sağlamayı amaçladı. Bu değişikliğe rağmen örgüt uyguladığı terörle, sorunu bir etnik çatışmaya dönüştüremedi. Bu konuya akademik bir açıklamadan bakalım. Bu alanda çalışmalarıyla tanınan, Theodor Heuss’ın ifadeleri; ’Bir ülkede ciddi boyutlarda etnik çatışma olabilmesi için o ülkede şu ayrışmaların olması gerekir.
1. Gruplar arası büyük kültürel farklılıklar.
2. Bürokratik ve sosyal alanda bölünmeler.
3. Siyasal haklarda eşitsizlikler ve diğer tarafa verilen öncelikler.
4. Ülkenin ana konularına farklı bakış açılarının olması.
Yüzyıllardan beri Osmanlı topraklarında yaşayanlar arasında kültür alışverişi yapılmıştır. Bunu niye unutuyoruz?
Burada bir bütünleşme, benzeşme söz konusu. Bunu reddedebilir miyiz? Bu tabiatın bir gerçeği sonucu. Aslında kültürel yaşamımızda farklılıktan ziyade ortak noktaların fazla olduğu yatsınamaz bir gerçek."

"NE OSMANLIDA NE CUMHURİYET DÖNEMİNDE KURUMLAR ETNİK YAPILANMADI" 

Cumhuriyetin kuruluşunda ayrım yapıldığı iddialarının haksızlık olduğunu kaydeden Orgeneral Başbuğ, "Ne Osmanlı ne de cumhuriyet döneminde hiçbir kurumumuz etnik olarak yapılanmamıştır. Bunu söyleyenler keşke örnek gösterseler" diyerek şöyle dedi:
"Montesquieu diyor ki; ’Eğer cumhuriyette erdem, yasa sevgisi ve topluluğa bağlılık ise ve çağdaş bir deyimle vatanseverlik ise bu son çözümlemede eşitlik anlayışına ulaşılır. Cumhuriyet insanların toplulukla ve topluluk içinde yaşadıkları bir rejimdir ve bu onların kendileriyle birbirleriyle eşit hissetmeleri anlamına gelir’. Şimdi bu düşüncenin aksini düşünmek ve Türkiye’de aksinin yaşandığını iddia etmek ne kadar doğrudur? Bazı eksiklikler olabilir onlara da değineceğim. Bunun aksini iddia etmek ne kadar gerçekçidir?"

"HERKES EŞİT ASKERLİK YAPIYOR"- 

TSK’yı bu anlamda dünyada bir örneğinin olmadığının da bildiren Genelkurmay Başkanı Başbuğ, "Her Türk vatandaşı, rütbesi ne olursa olsun, TSK’da anayasal görev hak olan askerlik hizmetini, altını çiziyorum, eşit şekilde yerine getirmektedir" diyerek bölücü terör örgütüne karşı sürdürülen mücadelede şehitlik ve gazilik mertebesine ulaşmış kahramanların arasında "Çok sayıda Kürt ve Zaza kökenli vatan evladı var. Nereye koyacaksınız bunu? TSK’nın yapısına baktığımız zaman, Edirne’den Hakkari’ye kadar, vatanın her köşesinden gelen sivil memurları görebilirsiniz." dedi.


TSK ULUS DEVLET VE ÜNİTER DEVLETİN KORUNMASINDA TARAFTIR

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, TSK’nın Atatürk’ün ulus devlet ve üniter devlet yapısının korunmasında taraf olduğunu ve olmaya da devam edeceğini kaydetti. Orgeneral Başbuğ, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına düşen görev ise sadakat içinde ülkesini ve milletini sevmektir. Unutulmamalıdır ki, Cumhuriyetin vatandaşı olmak sadece haklar değil, sorumluluklar da içerir.ö diye konuştu. Başbuğ “Bir ülkenin etnik çatışmaya sürüklenmesi, ülke sathında kardeş kavgasına sürüklenmesi demektir. Çeşitli iç ve dış çevrelerin, mevcut duruma uluslararası bir boyut da kazandırarak, Türkiye’ye yönelik böyle düşünceleri olabilir. Bu çerçevede, herkes bu tip oyunlara karşı çok dikkatli ve sorumlu davranmak zorundadır. “dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Harp Akademileri Komutanlığı’ndaki yıllık değerlendirme konuşmasında etnik kimlik tartışmalarını da değerlendirdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan ayaklanmaların etnik temelli olmadığını, Türkiye’nin bazılarının görmek istediği gibi etnik farklılıkları nedeniyle ayrışmış bir ülke olmadığını ifade eden Orgeneral Başbuğ, “Vatandaşlarımızın güçlü ve derin bir ortak geçmişi ve umutlu bir geleceği paylaştığını görmekteyiz. Türk milletinin, bir bütün olarak ülkenin ana ulusal konulara bakışında da büyük farklılıklar yoktur.“ dedi.

KONDA’NIN ARAŞTIRMASINI ANLATTI
Konuşmasında 2006 yılında yapılan KONDA Toplumsal Yapı Araştırmasının sonuçlarından bahseden Orgeneral İlker Başbuğ, araştırmada “Vatandaşlıktan ne anlıyorsunuz? Vatandaş olmak için sizce en önemli olan husus nedir?" sorusuna, araştırmaya katılanların yüzde 82’sinin cevabının "Türkiye’yi seviyor olmak." Olduğunu kaydetti. Yine araştırmada "Kimliklerinizi özgür bir şekilde ve huzur duyarak yaşayabiliyor musunuz?" sorusuna ise katılanların yüzde 82’sinin "Evet" cevabı verdiğini kaydeden Başbuğ, 2008 yılında yapılan ve henüz kamuoyuna açıklanmayan bir araştırma sonuçlarının da yine benzer sonuçları ortaya koyduğunu söyledi.
Orgeneral Başbuğ, “Anadili Kürtçe/Zazaca olan vatandaşlarımıza yöneltilen: ‘İmkanınız olsa hangi ülkede yaşamak istersiniz?’ sorusuna, katılanların yüzde 88’i cevap olarak,’Türkiye’de’ cevabını vermiştir. Anadili Kürtçe/Zazaca olan vatandaşlarımıza yöneltilen,’Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünün ulusal simgeleri olan İstiklal Marşı ve bayrak ile ilgili’ sorulan sorulara, katılanlardan yüzde 90’ının üzerinde olumlu yanıtlar alınmıştır. Bütün bu değerlendirmeler, Türkiye’de etnik bir çatışmanın hiçbir zaman yaşanmadığını ve yaşanmayacağını da göstermektedir.Bir ülkenin etnik çatışmaya sürüklenmesi, ülke sathında kardeş kavgasına sürüklenmesi demektir. Çeşitli iç ve dış çevrelerin, mevcut duruma uluslararası bir boyut da kazandırarak, Türkiye’ye yönelik böyle düşünceleri olabilir. Bu çerçevede, herkes bu tip oyunlara karşı çok dikkatli ve sorumlu davranmak zorundadır. “diye konuştu. 

TÜRK DEĞİL, TÜRKİYE VATANDAŞI

Başbuğ onuşmasını şöyle sürdürdü: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu devrimdir. Bunun amacı ise ulus devletin yaratılmasıdır. Atatürk Türk milletini şu şekilde tanımlamaktadır. Üzülerek söylüyorum Türkiye’de en az anlaşılan kavram. “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkı”  Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kim? Türkiye halkı. Buradaki halk, yaşayan halkın bütününü içeriyor. Türkiye lafını çekin oraya Türk koyun, bu etnik bir tanım olur.

OBAMA’NIN SÖZLERİNİ HATIRLATTI 

ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında söylediği "Biz aynı zamanda farklı kökenlerden, ırklardan ve dinlerden gelen, ancak ortak idealler etrafında birleşen bir milletiz.Amerika Birleşik Devletleri’nin en güçlü yanlarından biri, bizim son derece büyük bir Hıristiyan nüfusa sahip olmamıza rağmen, kendimizi bir Hıristiyan, bir Yahudi, bir Müslüman ulus olarak görmememizdir. Biz kendimizi idealler ve değerlerin birbirine bağladığı vatandaşların oluşturduğu bir ulus olarak görüyoruz. Zannederim, modern Türkiye de benzer birtakım prensipler üzerine kuruldu." Şeklindeki sözleri de hatırlatan Orgeneral Başbuğ şöyle konuştu:
“Obama’nın bu sözlerinin, ulus-devletin ne olduğunu ve ulus-devletlerin bugün için de geçerliliğini koruduğunu anlamayanlara veya anlamak istemeyenlere iyi bir cevap teşkil ettiğine inanıyorum. Vatandaşlık esasına dayalı milliyetçilik ırk ve din farkı gözetmeksizin, ortak kimlik/üst kimlik etrafında her vatandaşı ‘Türk’ saymaktır, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı saymaktır. Kültürel kimlik ise bir bireyin toplumsal ilişkiler ağı içinde kendisini tanımlayabileceğine inandığı özgül kimlik özellikleridir. Kişi toplumsal kimliğini üst/ortak bir kimlik olarak benimseyecek ve kabul edecek, bireysel kültürel kimliğini ise ikincil kimlik olarak ifade edebilecektir. Vatandaşlığa dayalı milliyetçilik bu anlamda, Türkiye halkını oluşturan değişik dinî ve etnik farklılıklara sahip vatandaşların, topluma entegre edilmesini/olmasını gerektirir. Entegrasyon, kişilerin, aidiyet duygusu hissettikleri ikincil kültürel kimliklerini engellemeden, üst/ortak Türk kimliklerini muhafaza etmelerini sağlamaktır. Entegrasyon, farklılıkları kabullenmek, ancak farklı olanların uyum içinde yaşamalarını sağlamaktır.”

"VATANDAŞA DÜŞEN GÖREV ÜLKESİNİ VE MİLLETİNİ SEVMEKTİR"
Sorulması gereken sorunun ‘ikincil kültürel kimlikler doğrudan doğruya mı tanınacaktır yoksa sadece bireysel seviyede ikincil kültürel özgürlüklerin önünün açılması yeterli midir?" olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, modern ulus-devlet anlayışının ve liberal demokrasinin bireysel özgürlüklerin önünü kapatmadığını tam tersi bireysel özgürlükleri geliştirdiğini kaydetti. Başbuğ şunları kaydetti:
“Etnik kimliğin siyasallaştırılması, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olması, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesi ise, devletle olan siyaset ilişkisinin etnik kimlik üzerinden yapılması demektir. Bu durum ise üst/ortak kimliğin tartışmaya açılması anlamına gelmektedir. Lübnan, Irak ve Balkanlarda hüküm süren istikrarsızlık ve şiddet sarmalı, etnik kimliğin siyasallaştırılmasının ve bir ortak kimlik yaratılamamasının sonucunda yaşanabilecekler için bir örnek teşkil etmektedir.”
İkincil kimliklerin kültürel kimlik şeklinde bireysel seviyede yaşanabileceğini, geliştirilip korunabileceğine işaret eden Orgeneral Başbuğ, bunu kültürel bir zenginlik olarak gördüklerini ifade etti. Başbuğ, “Bireysel özgürlüklerin sınırının, azınlık ve grup hakları ile kesişmesine, yeni azınlıklar ve üst-kimlikler yaratılmasına izin veremeyiz. Tarihsel hafızamız, ulusumuzun mutlu ve müreffeh geleceği ve anayasal düzenimizin korunması bunu gerektirmektedir. İkincil kültürel kimliklerin anayasal ve yasal çerçevede tanınması - ki bu grup hakkı olarak tanınması - anlamına gelir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ulus-devlet ve üniter-devlet yapısı içinde bu mümkün değildir. “dedi. Devletin tüm vatandaşlara olduğu gibi özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşamakta olan Kürt ve Zaza kökenli vatandaşlara ‘daha müreffeh bir yaşam” sağlamak zorunda olduğuna dikkat çeken Orgeneral Başbuğ, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına düşen görev ise sadakat içinde ülkesini ve milletini sevmektir. Unutulmamalıdır ki, Cumhuriyetin vatandaşı olmak sadece haklar değil, sorumluluklar da içerir. Ülkeye ve devlete duyulan sadakat çok önemlidir. Ulus-devlet olgusu, vatandaşlarının sadakatine bağlıdır. Ortak bir geleceğe sahip olma isteği ve kararlılığı, en az ortak geçmişe sahip olmak kadar önemlidir. Vatanseverlik, sadakat için de, çok önemli bir olgudur. Ülke sevgisi üzerine bina edilen vatanseverlik, hem akıllı bir sadakat hem de duygusal bir bağlılıktır. Ülke sevgisi de akılcı ve rasyonel temeller üzerinde yükseltilmelidir. Bu açıdan tüm vatandaşların paylaşacağı ortak değerler çok önemlidir. Bu kapsamda, Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin değerlerini sahiplenmek ile tarihî geçmişe ilgi duymak ve geçmişle bağlarını koparmamak birbiri ile çatışmamalıdır. Dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de bu topraklarda, barış içinde, el ele yaşamamızın engellemesine izin verilmemelidir. “diye konuştu.

“ULUS DEVLET VE ÜNİTER DEVLET YAPISININ KORUNMASINDA TARAFIz”
Her konuyu tartışabilme özgürlüğünün devletlerin varlığını riske sokacak, ülkeyi kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına sokacak konuları içermediğine de işaret eden Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu:
“Kimse Türkiye’den, ne Türkiye’nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısını zayıflatabilecek ne de Anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinin değiştirilmesi yönünde isteklerde bulunabilir. Türk Silahlı Kuvvetleri; Atatürk’ün bize emanet ettiği ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.(anka)


"BAZI CEMAATLER SİYASİ AKTÖRLÜĞE SOYUNUYOR" 

Yeni kimlik arayışları, ekonomik beklentiler, sosyal devlet olgusunun zayıflaması toplumu yeni arayışlara itiyor. Bu nedenle de sosyal gruplaşmaların ve cemaatleşme yapılanmasının gittikçe artmasına neden oluyor.
Bugün bazı cemaatler öncelikle ekonomik bir güç olmaya daha sonra da sosyo politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı birtek yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. İşte sorun da burada.
Sorun dinin dini duygularının kendileri için araç olarak kullanılması.
Atatürk 1927’de nutuk’ta bu konuya ilişkin görüşlerini şöye
Bin türlü siyasi ve kişisel amaç çıkar sağlamak için dini alet ve araç olarak kullanma
Bazı din eksenli cemaatler kendilerini demokratik alanın bir oyuncusu olarak takdim etmekte ve görünürde kendilerinin güçlü bir konuma geldiğine inanmaktadır.
Ancak bu güç imajı ve algısı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler kendileri için en büyük engel olarak TSK’yı görmektedir. Her fırsattan istifade ederek faaliyetlerde bulunmaktadır.
Bu yapılanlara karşı hukuk devleti kapsamında TSK’nın tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyün yanılgıdır.
Türkiye Cumhuriyet demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa’mızın 24. maddesi laikliğin işlevselliğini açıkça ortaya koyuyor.
Dini ayin, ibadet serbest bırakılmamış mı?
Bu konuda hürriyetin kısıtlandığını iddia etmek ne kadar doğru?
Anayasa’nın 24. maddesinde açıkça belirtilmesine rağmen, dinin kısmen şekillendirilmesini kabul edebilir misiniz? 

DİN EKSENLİ SİYASETLE ANAYASA NASIL BAĞDAŞIR 

Din eksenli bazı cemaatleri Anayasa’nın 24. maddesine göre nereye koyacaksınız?
Önemli olan istismarın önlenmesi değil mi? Dinin araçsal hale getirilmesi en büyük kötülük değil mi?
Modern toplumlarda kişi artık bir cemaatin üyesi olmayı değil, birey ve vatandaş olarak yer almıyor mu?
Toplumun inanan inanmayan, dindar dindar olmayan ayrımı yaparken, insanların iman ve dini inançlarını siz hangi hakla değerlendiriyorsunuz?
Allah’la kul arasındaki bir konuyu, siz nasıl ayrım yapabilirsiniz?
Bu aslında dinimize karşı en büyük saldırıdır. Böyle yaparak gruplaşmalar, cemaatleşmelerle, bölünmelerle nereye gideceğiz?
Türkiye Cumhuriyet demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Asla birbiriyle çelişkili değildir. Bu nitelik Türkiye’yi dünyada farklı bir noktaya getiren niteliklerdir.
Bu açıdan Türk toplumunun bütün bireylerinin yaşatılmasında yıpratılmamasında duyarlı ve sorumlu davranılması herkese düşen vatandaşlık görevidir