Başbuğ: Psikolojik savaş için kâğıt parçası

Başbuğ: Psikolojik savaş için kâğıt parçası
Başbuğ: Psikolojik savaş için kâğıt parçası
*Orgeneral Başbuğ, Askeri Savcılığın Genelkurmay'da hazırlanmadığına hükmettiği İrticayla Mücadele Eylem Planı' adlı belgeyi 'kâğıt parçası' diye niteledi *TSK'ya karşı medya üzerinden asimetrik psikolojik harekât yürütüldüğünü savunan Başbuğ, 'Bu kâğıt parçası TSK'yı yıpratmak amacıyla hazırlandı' dedi

 
TOLGA AKINER
ANKARA - Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Kıdemli Kurbay Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı öne sürelen ancak Askeri Başsavcılığı’nın Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde hazırlanmadığına hükmettiği ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’yla ilgili iddiaları, dün bir basın toplantısı düzenleyerek yanıtladı. İki haftadır tartışılan belgenin Genelkurmay Askeri Başsavcılığı’nın kararı nedeniyle ‘bugün itibariyle kağıt parçası’ olduğunu belirten Başbuğ, söz konusu dokümanın TSK’yı yıpratmak ve TSK’ya karşı medya üzerinden asimetrik psikolojik savaş uygulama amacıyla hazırlandığını savundu.
Başbuğ Genelkurmay Karargahı’nda bütün generallerin hazır bulunuduğu dünkü toplantıda şu mesajları verdi:

ENERJİMİZİ TÜKETTİ: Türkiye neredeyse iki haftadır Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın elinde bulunan, yürüttüğü hazırlık soruşturması neticesinde ulaşmış olduğu kararla ortaya çıkan bir kağıt parçası etrafında gereğinden fazla enerjisini tüketmiştir. Şu anda elimizde olan hukuki anlamda bir kağıt parçasıdır. Askeri Savcılık, kağıt parçası ile ilgili incelenmesi gereken tüm hususları mevcut bilimsel ve teknik imkanları da kullanarak yaptı ve bir karara ulaştı. Bu karara karşı küçümseyici tavırlar içine giremezsiniz.

AMAÇ TSK’YI YIPRATMA: Son dönemlerde artan bir şekilde ve örgütlü olarak, gerçekleştirdiği değerlendirilen kurgulanmış bazı olaylar, TSK’yı yıpratma ve karalama kampanyasına dönüştürülmektedir. Biz bu kağıt parçasının birileri tarafından TSK’yı yıpratma ve karalama amacıyla hazırlandığını değerlendirmekteyiz.

İSTİHBARAT BULSUN: Bu kağıt parçasının kimler tarafından ne amaçla hazırlandığının ortaya çıkarılması görevinin ise devletin istihbarat organları ile ilgili yargı organlarına düştüğünü ifade ediyor ve bunun yerine getirilmesini istiyorum. Çünkü, bu ve buna benzer olayların devlet, millet ve ordu içinde fitne ve fesat çıkartma eylemleri olarak görüyoruz.

TSK’DAN ELİNİZİ ÇEKİN: TSK demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine bağlı ve saygılıdır. Bu ilkelere aykırı düşünce içinde olan davranışlarda bulunan ve bulunabilecek personelini TSK bünyesinde barındırmaz. Bunu kim söylüyor, bunu Anayasamızın 117. maddesine göre TSK’nın komutanı olan Genelkurmay Başkanı ben söylüyorum. Genelkurmay Başkanının bu ifadesi en büyük teminattır. TSK’nın komutanı olarak açıkça söylüyorum ki, artık Silahlı Kuvvetler üzerinden elinizi çekiniz. TSK üzerinden kendinizi siyasi tanımlama düşüncesinden ve gayretlerinden vazgeçiniz.

AKILSIZ FİKİR SÖYLER: TSK’ya karşı medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yürütmeye son veriniz. TSK, tarihsel misyonu, kurumsal kültürü ve devlet adamlığı ve tecrübesinin gereği olarak kendisine karşı asimetrik olarak medya üzerinden yürütülen psikolojik harekata her zaman ve kamuoyu önünde cevap vermekten kaçınmaktadır. Ayrıca, bize askeri okullarda şu da öğretildi, bize dendi ki, öğretmenlerimiz ve komutanlarımız tarafından, ‘akıllı insan her şeyin farkına varır, akılsız insan ise her konuda fikrini söyler’.

KAT-LAN-MA-YIZ: Bizlerin olayları takip etmediğimiz, Anayasa ve yasalar çerçevesinde gereken yer ve zamanda rahatsızlıklarımızı yerine getirmeyeceğimiz şeklindeki değerlendirmeler doğru değildir. TSK, hiçbir gerçeğe dayanmayan, hukuk dışı davranışlarla yıpratılması faaliyetlerinin devam ettirilmesine kat-la-na-maz. TSK, bütünlüğünün her türlü dış etkilere maruz bırakılmasına seyirci ka-la-maz. TSK’nın bütünlüğünün korunmasını ve haksız yere yıpratılmasını aynı zamanda ülkemizin bir beka sorunu olarak görüyoruz. Son yaşanan olayları önümüzdeki hafta yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısına getireceğiz.

SAVCILAR HER ŞEYİ YAPTI: Soruşturmaya başladığı andan itibaren İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıyla işbirliği yaptılar savcılar. Benim yetkimde, ben araştırıyorum... Amacımız bu belge doğru mu, değil mi? Bunu bulmak mecburiyetindeyiz. Ne dedik; ‘Elinizde ne kadar bilgi, belge, doküman varsa bize verin.’ Bu işbirliği ve koordinasyon yapıldı ve soruşturma 12 gün sürdü. Şimdi bir taraftan hem ‘Bu soruşturma yetersiz’ diyeceksiniz bir taraftan da ‘Niye 12 gün sürdü?’’ diye eleştireceksiniz. Bu kadar çelişki olur mu?

ŞARTLAR DEĞİŞEBİLİR: Kovuşturmaya yer olmadığı kararı kesin değildir. Belgenin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi, ortaya çıkarsa elbette bu soruşturma tekrar açılabilir. Soruşturma şartlarında değişiklik olmaması durumunda soruşturma tekrar burada açılır. Ama soruşturma şartlarında değişik durumlar olabilirse elbette usul hukukuna göre soruşturmayı devam ettirecek yargı organı değişebilir. Mesela olayda bir sivil-asker müşterekliği bulunabilir.

ÖRTBAS NİYETİMİZ YOK: TSK olarak bizim her şeyimiz açıktır, hukuka saygılıyız, açığız. Hiçbir şekilde hiçbir olayı örtbas yapma gibi ne niyetimiz vardır ne o şekilde bir hareketimiz vardır. Ancak bizim TSK olarak da delil toplama üzerinde yetki ve sorumluluğumuz yoktur. İstanbul Başsavcılığından istiyoruz, diyoruz ki, bu belgenin gerçek olmadığı noktasından hareketle bu kağıt parçası kimler tarafından, ne amaçla hazırlandı? Bunu bulun. Biz bu belgenin doğru olmadığı noktasından hareket ederek, bu belgenin kimler tarafından ne maksatla hazırlandığını istiyoruz İstanbul Başsavcılığı’ndan. Yoksa, İstanbul Başsavcılığı’ndan bu belge doğru mudur, yanlış mıdır noktasını açıklığa kavuşturulmasını şu anda mevcut soruşturma şartları çerçevesinde istemiyoruz.

ALBAYIN İMZALARI: (Albay Dursun Çiçek’in belgedeki imzasıyla Askeri Savcılığa verdiği ifadeye attığı imzanın farklı olduğu hatırlatılınca) Askeri savcılık elbette bu konunun üzerinde durdu. İmza değişiklikleri kriminal inceleme sonucunu değiştirmiyor. Belgenin aslı ıslak imzaya sahip bir belge olmadığı için buruda bir sonuca ulaşılması mümkün değil.

‘HİCAP’ SORUSUNA KIZDI: (‘Başbakan’ın doğruluğu kanıtlanmamış bir kağıt parçasından hareketle partisinin Şanlıurfa il kongresinde, TSK’yı hedefe oturtmasından hicap duyuyor musunuz?’ sorusu üzerine) Hicap duyma esasında çok ağır bir laf. Ben niye hicap duyayım ki bir kere.O konuya ilişkin görüş ve düşüncelerimi Sayın Başbakan’a ilettim.

FİTNE FESAT: Biz demiyoruz ki ‘TSK ile ilgili olarak hiçbir şekilde tenkit, yorum yapılamaz.’ Biz diyoruz ki ‘Evet, olabilir.’ Belki bazıları yararlı, faydalı da olur, buna açığız. Bizim karşı olduğumuz, hiçbir gerçeğe dayanmayan, ön yargılı, ön amaçlı, yıkıcı faaliyetler. Bunları geldiğimiz noktada, fitne ve fesat olayları olarak görüyoruz.

DUYUMLARIMIZ VAR: (Kim ya da kimler TSK’yı yıpratmak istiyor sorusu üzerine) Elde hiçbir delil, belge ve yargı kararı olmadan kamuoyu önünde herhangi bir kişi ve kurumu suçlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Bizden böyle bir şey beklemeyin. Elbette bu konuya ilişkin bizim de bazı duyumlarımız, bilgilerimiz var. Elbette bunu ilgili makamlarla gerekli zaman ve yerlerde elbette paylaşıyoruz ve paylaşmaya devam edeceğiz.

BAYKAL’I KAALE ALMAMIŞ: (‘Deniz Baykal’ın istifa talebinden incindiniz mi’ sorulması üzerine) Hiç kaale bile almadım.

‘Bazı son dakika yorumları kara mizah örneği’
Orgeneral İlker Başbuğ, televizyonların canlı yayınlarına bilgi sahibi olmadan alelacele bağlanarak yapılan yorumları bir örnekle eleştirdi:
“Bazen kara mizah örneği trajik durumlar yaşıyoruz. Genelkurmay Askeri Savcılığının açıklaması, Çarşamba günü saat 14.50’de ajanslara verildi. Uzun bir açıklama, üç sayfa. Saat 15.00’den itibaren televizyon kanalları son dakika haberlerine başladı. Şimdi, 14.50’de verildi, 15.00’de son dakika haberleri başladı, yorumlar başladı. Ben birini takip ettim, saat 15.00’te. Yorumu yapanlar daha o Askeri Savcılığın açıklamasını görmemişler. Çünkü, o anda televizyonlarda da yok ve 15.00’da çıkıyor biri diyor ki ‘Olacağı buydu. Ben zaten başka bir şey beklemiyordum...’ Ya, ayıptır bu ayıp. En azından bekleyin, metni okuyun, ondan sonra beğenmediğiniz yer olabilir, tenkit edin.

‘Askeri-sivil mahkeme tartışması abesle iştigal’
Başbuğ iki haftadır Türkiye gündemini işgal eden ‘irtica belgesi’yle ilgili iddiaları dün yanıtladı.
fotoğraf: adem altan

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önceki gün yaptığı ve ‘TSK içinde cuntacı temizliği yapılacak’ şeklinde yorumlanan açıklama hatırlatılıp ‘Bu çalışmayı kendisiyle görüştünüz mü? Nasıl bir çalışmadır?” diye sorulunca şunları söyledi: “Askeri Yargı Usul Kanunu’nun 9. maddesi der ki; ‘Askeri kişilerin askeri suçları varsa ortada, bunlar askeri mahallerde askerlik hizmetleriyle ilgiliyse buna bakacak olan yargı makamı askeri yargıdır.’ İddia edilen hususun Genelkurmay Karargâhı’nda işlendiği ifade ediliyor. Askeri mahal. Kim işledi? Askeri kişiler. Bu kadar açıkken hala ‘yok efendim bunu askeri mahkeme mi sivil mahkeme mi bakar’ tartışması abesle iştigal etmektir. Üzülerek ifade ediyorum, bazı akademik unvana sahip olan kişiler, artık Avrupa’da askeri mahkemelerin kalmadığını bile söyleyecek kadar cahilce belki de maksatlı beyanlarda bulunuyorlar. Askeri mahkemeler bir çok AB ülkesinde, ABD, Rusya, İsrail’de de faaliyet gösteriyor. ‘Askeri mahkemeler tarafsız iddiaları çok çirkin. Bu, devlete, Anayasa’ya, hukukumuza saygısızlık. Yan salonlardan birinde Yarbay Mustafa Dönmez’in mahkemesi başladı. Yarbay Dönmez ile ilgili iddianameyi kim hazırladı? Yine bu savcılar hazırladı ve iddianamede Yarbay Dönmez’e yönelik suçlamalar oldukça ciddi.

‘Belgede tarih yok, Nisan 2009 nereden çıktı’
Orgenerel İlker Başbuğ, “Askeri savcılığın görevsizlik kararı verdği belgeyle ilgili bundan sonra nasıl bir metod izleyeceksiniz” sorusunu şöyle yanıtladı: “İzliyorsunuz işte. Askeri Savcılıktan konuya ilişkin bir karar gelmeden önce, bir kelime bile konuştuk mu? Elbette hukuk devleti ilkeleri kapsamında, hukuk çerçevesinde ne yapılacaksa yapılacaktır. Bu konularla ilgili, yaşadığımız süreçle ilgili bazı sorunlar var. Bunlarla ilgili Genelkurmay Askeri Savcılığı suç duyurusunda bulundu. Nedir bunlar? Nerede bulundu? Bir yerde bulundu işte, ayın 4’ünde. Öyle mi? Ayın 6’sında İstanbul’daki mahkemenin oturumunda bu dosya açıldı. Birtakım evraklar var. Peki, 6’sında açıldı, 12’sinde bir gazeteye servis edildi, açık. Şimdi bunu sormaya, sorgulamaya hem hukuk, hem şekil yoluyla hakkımız yok mu? Acaba bir özel kasıt mı var burada? Peki, şu soruyu sormaya hakkımız yok mu? Bu belgenin Nisan 2009’da hazırlandığını kim tespit etti? Belgenin üzerinde hiçbir tarih yok, arkadaşlar.

‘Polis ve savcılar kamuoyu oluşturuyor’
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, Ergenekon operasyonu sırasında toplanan bilgi ve belgelerin basına sızdırılmasını sert bir dille eleştirdi:
“Soruşturma kapsamında birtakım raporlar hazırlandı. Birisi Jandarma Genel Komutanlığımızın hazırladığı kriminal rapor. 17’sinde hazırlandı, özel kuryeyle gönderildi. 19 ve 20’sinde bu kriminal raporun bazı parçaları, bazı basın organlarında yer aldı. Niye? Hem de işin acı tarafı, belgenin tümü de değil. Nedir bu? Kamuoyu oluşturmaktır. Bakın bugün ilk defa bir ifade kullandım, medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yapılıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Dairesi tarafından bir rapor hazırlandı 20 Haziran’da. 22 Haziran’da gazetelerde... Niçin? Şimdi bu soruyu sormak hakkım değil mi? Şimdi bunlar tabii ki elbette bizi de düşündürüyor. Biz burada düşünmeyle kalmadık, aynı zamanda Genelkurmay Askeri Savcılığı bu konularla ilgili hukuki süreci başlattı ve suç duyurularında bulundu. İlgili makamlar da bu konularla ilgili araştırmalarına başladı. Bunlar yanlış. Bırakın süreci normal mecrasında aksın. Bırakın doğru neyse çıksın. Bizim ona hiç itirazımız yok ama siz doğrunun çıkmasını beklemeden devamlı bu hukuk sürecini dinamitlerseniz ne olacak bu Türkiye’nin hali?

‘Kimse cadı avı yapmamızı beklemesin’
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ adlı belgeyi hazırladığı ileri sürülen Kıdemli Kurmay Albay Dursun Çiçek’in görevinin başında olup olmadığı ya da görevinin değiştirilip değiştirilmeyeceği sorulunca şu karşılığı verdi: “Yapılan idari soruşturmalarda eğer ortada herhangi bir kusur işleyen bir personel yoksa elbette bu personel üzerinde tasarruf yapılması da söz konusu değildir. Elbette Türkiye, demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti. TSK’nın da zaten aykırı bir davranışta bulunmasını düşünmek söz konusu bile değil. TSK’da, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırı düşüncelerde olanları, aykırı faaliyetlerde bulunanları barındırmayız. Kimse de bunu yanlış anlamasın. Bunun haklı, geçerli, doyurucu belgeleri vesairesi olması lazım. Yoksa dedikodularla, iftiralarla kimse bizden TSK içinde cadı avı gibi faaliyet yapmamızı beklemesin.”