Başka Barış'lar ölmesin!

Dünya Barış Konseyi, 1978'in eylülünde İstanbul'da toplanmış. Çeşitli ülkelerden gelen katılımcılar silahsızlanmayı tartışıyor. Silahlardan arınmış bir dünya özlemini dile getiriyorlar.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Dünya Barış Konseyi, 1978'in eylülünde İstanbul'da toplanmış. Çeşitli ülkelerden gelen katılımcılar silahsızlanmayı tartışıyor. Silahlardan arınmış bir dünya özlemini dile getiriyorlar.
Toplantının düzenlemesini üstlenen Türkiye Barış Derneği'nin genel sekreteri Enis Coşkun, 3 Eylül 1978 günü kendisine verilen bir müjdeyi açıklıyor katılımcılara:
"Dostlar, bir yeğenim oldu ve ailesi adını Barış koydu."
Tüm salonda alkışlarla karşılanıyor haber. "Barış doğdu, Barış artık içimizde!" sözleriyle Barış Dönmez'in doğumu sevinçle kutlanıyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin yuvasına giderken öğreniyor La Fontane'in 'Ağustosböceği ve Karınca' öyküsünü. Karıncanın
ağustosböceğine yiyecek vermemesine, paylaşmamasına çok üzülüyor.
Çapa İlkokulu'ndayken gidiyor Galatasaray Yüzme Okulu'na.
Kültür Koleji'nde basketbola yöneliyor. O yıllarda Comodore 64 ile başlayıp Amiga 500 ile kanına işliyor bilgisayar tutkusu.
Bu tutkusu yöneltiyor onu Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Bölümü'ne.
Aklıyla, zekâsıyla, birikimiyle, sıcaklığıyla, gülüşüyle etkiliyordu çevresindeki herkesi. Bu yüzden Barış için "Yüzünde 'gülmek' var" diyorlardı.
Üniversite bitince sıra askerliğe gelmişti. Tunceli'ye gidecekti. Arkadaşları Barış için bir veda gecesi düzenlemişlerdi. Eğleneceklerdi son bir kez. Beyoğlu'nda 'Akademi 14' adlı barda toplandılar. Sabah 03.35 sıralarında tuvalete giden arkadaşı Barış'ın barın loş ışıkları altında ve kalabalığın ortasında sendeleyerek yere düştüğünü gördü. Önce bayıldığını zannetti. Ancak kaldırmak için dokununca Barış'ın boynundan kan fışkırdığını gördü. Hemen Amerikan Hastanesi'ne kaldırdılar. Tarih 12 Nisan 2004'tü. Yapılan tıbbi müdahale sonuç vermedi ve iki gün sonra yaşamını yitirdi Barış.
Eğlence yerlerinin güvenliği
Hâlâ görülmekte olan ve bir kişinin tutuklu bulunduğu dava dosyasındaki belgelere göre bar yöneticileri olayın hemen ardından olay yerini yıkayıp temizlemiş ve suç delili olabilecek her şeyi yok etmişlerdi. Bara gelen Beyoğlu Emniyet Amirliği'ne bağlı Olay Yeri İnceleme Ekibi, yerlerin yıkanıp temizlenerek delillerin karartıldığına dair bir rapor tuttu.
İstanbul'un ortasında, küçük bir mekanda, 100'ü aşkın insanın bulunduğu bir yerde cinayet işlenmişti. Bir kişi boğazı kesilerek öldürülmüş ve katilleri ellerini kollarını sallayarak kaçabilmişlerdi.
Adli Tıp Kurumu'nun raporuna göre katil ya da katiller beş ayrı darbe ile saldırıyı gerçekleştiriyorlar. Rapora göre biri 'kesici delici alet', diğeri ise 'kesici delici cisim' olmak üzere iki ayrı biçimde yapılmış. Bu da cinayetin iki kişi tarafından işlenmiş olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Barış Dönmez cinayeti hem Beyoğlu'nda, hem genelde eğlence yerlerinin güvenliği ile ilgili bazı soruları gündeme getirmişti.
Birincisi, eğlence yerlerindeki güvenliğin sağlanması için devletin üstlendiği yükümlülükler nelerdir ve bunlar ne ölçüde yerine getirilmektedir?
İkincisi, bu eğlence yerlerinin sahiplerinin, işletmecilerinin ya da sorumlularının güvenliğin sağlanması ile ilgili yükümlülükleri yasalarımızda ne ölçüde düzenlenmiştir? Devlet bu yönde gerekli düzenlemeleri yapma anlamında önlem alma yükümlülüğünü yerine getirmiş midir?
Üçüncüsü, bu eğlence yerlerinde 'bodyguard' ya da 'güvenlikçi adıyla çalıştırılanların yaptıkları işin yasal dayanağı nedir veya bu konuda yeterlilikleri var mıdır?
İstanbul Valisi Erol Güler, Sultanahmet'te yapılan Turizm Haftası'nın açılış töreninin ardından basın mensuplarının Barış Dönmez cinayetine ilişkin sorularını yanıtlarken bu tür yerlerde gerekli önlemlerin alınacağını açıklaması bu konuda gündeme gelen soruların olumlu olarak yanıtlanamayacağını gösteriyordu.
Olayı bireysel olarak işlenmiş bir cinayet olarak algılamak yerine, toplumdaki şiddeti sorgulamayı yeğleyen Barış'ın ailesi ve arkadaşları 'Şiddet her yerde' vurgusu ile 'güvenli bir topluma duyulan gereksinimi gündeme getiren çalışmalar gerçekleştirdi.
Barış'ın ailesi, şiddete karşı duruşun ilk tavrını, insan sevgisi, insanlık görevi, dayanışma düşüncesinin gereği olarak gözlerini iki genç kıza bağışlayarak gerçekleştirdi.
Ardından, Barış'ın ailesinin, arkadaşlarının ve dostlarının "Bizler, şiddete karşı tepkimizi, doğa sevgimizle ve ülkenin doğal yaşamını zenginleştirme özlemiyle birleştiriyoruz. Barış ve sevgi adına bir orman
oluşturma amacındayız. Barış Dönmez Ormanı'na fidan dikiyoruz. Fidanlar ormana dönüşürken toplumda sevgi ve barış gibi duygular kök salsın istiyoruz" açıklamasıyla bir 'barış ormanı' girişimini başlattılar.
Barış için fotoğraf sergisi
Orman için konulan 20 bin hedefinde daha şimdiden 7 bin ağaca yaklaşılmış.
Barış yaşasaydı 3 Eylül'de 26 yaşına girecekti. Ailesi ve arkadaşları doğum gününde Barış'ı yine şiddete karşı bir etkinlikle anacak. Yaptıkları çağrıda "Şiddete karşı barış ve hoşgörünün egemen olduğu güvenli bir toplum özlemi ile yola çıkarak Barış Ormanı'nın yanı sıra bir de sergi hazırlanıyor. Sergide Barış Dönmez'in çektiği fotoğraflardan bir kısmı yer alacak. Sergide aynı zamanda şiddeti teşhir eden, onu tanıtan resim ve benzeri dokümanı içeren bir gösterim de gerçekleştirilecek. Yaşamın çeşitli alanlarındaki şiddeti konu alan çok sayıda fotoğraf, bilgi ve belge bu bağlamda kamuoyuna sunulacak" diyorlar.
Barış'ın sergisi İstiklal Caddesi üzerindeki Cumhuriyet Kitap Kulübü'nde açılacak. Sergideki fotoğrafların satışından elde edilecek gelir, barış ve sevgi adına oluşturulan Barış Ormanı'na aktarılacak.
Barış'ın doğum günü için bir de afiş hazırlamış ailesi ve arkadaşları. Afişin başlığında 'Şiddet her yerde!..' sözcükleri yer alıyor. Afişte bir süre önce Foça'da bir maganda kurşunuyla öldürülen Alistar Grimason adlı İngiliz çocuğunun, Taksim'de bir tinerci tarafından bıçaklanan yüzbaşı Zeki Şen'in ve Barış Dönmez'in fotoğrafları var. Altında da bir soru: 'Şimdi sıra kimde?'
Şiddetle dolu yıllar
Afişin altında bir slogan yer alıyor; 'Daha güvenli bir toplum herkesin hakkıdır!'
Afiş doğal olarak Barış'la aynı tarihlerde yine Beyoğlu'ndaki bir barda bıçaklanarak öldürülen Eren Pak'ı da, yine o aylarda İmam Adnan Sokak'ta başına isabet eden 'yorgun kurşun'la yaşamını yitiren Önder Babat'ı da anımsatıyor.
Şöyle bir dönüp geriye bakınca da gerçekten bu ülkenin son 40-50 yılında yaşanan toplumsal şiddet insanı ürkütüyor. Darbeler, siyasi cinayetler, katliamlar, 30 bini aşkın yurttaşımızı yitirdiğimiz 'düşük yoğunluklu çatışma' ile geçen 15 yıl. Son 20 yılda her gün onlarca ceset, bayrağa sarılı tabutlar gördüğümüz gazete fotoğrafları, televizyon ekranları...
Ürperten veriler
Böyle bir toplumsal çalkantının içerisinde şiddet gerçekten de her yerde oluyor; evde, okulda, işte, sokakta, sinemada, kafede, barda, gazetede televizyonda... Bir maçta yaşanan galibiyetin sevinç gösterisi bile şiddete dönüşüp sevinci kana bulayabiliyor.
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun yaptığı Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet Araştırması'na göre 14 yaşından büyüklerin çocukluklarında aileleri tarafından dövülme sıklığına bakılırsa 'Hiç dövülmedim' diyenlerin oranı yüzde 28.7, 'Arada bir ya da çok az' diyenler yüzde 30, 'Sık sık' diyenler yüzde 8.5. Araştırmanın sonucundan ortaya çıkıyor ki katılanların yüzde 71.3'lük bölümü az ya da çok şiddete maruz kalmış çocukluğunda.
Fatma Özten alt alta sıralamış:
"... Almanya'da 19 yaşındaki bir genç, atılmış olduğu okula gidip 17 öğrenci ve öğretmeni katletti! Dört kurşunla bekçiyi öldüren soyguncular daha sonra mağazaları ve döviz bürosunu soydular! Yurtdışına kaçmak için bindikleri TIR'da 15 Bangladeşliden üçü havasızlıktan öldü! Sarhoş sürücü benzini biten polis aracını kenara çekmeye çalışan polis memuruna çarparak ölümüne sebep oldu! Üvey anne dayağı yüzünden beyin travması geçiren ve bir süre şuuru kapanan 12 yaşındaki bir çocuk hastaneye kaldırıldı! Sahnede şarkı söyleyen bir sanatçıya önce sözlü tacizde bulunuldu, daha sonra da mikrofon fırlatıldı! İtalya'da bir futbol müsabakasında polis, holiganların sopalı saldırısını durdurabilmek için sis bombası kullandı! Bir spor kulübünün önünde polisle tesis görevlileri arasında tartışma yaşandı!"
Sonra da diyor ki "Bütün bu cümleler, bir televizyon kanalının sadece bir ana haber bülteninden başlıklar. 60 dakika süren bu haber bülteninin 33 dakikası şiddet içeren haberlere ayrılmış ve bu da bütün haberlerin yüzde 55'ini kapsıyor.
Bu haberler sadece metin veya anons olarak verilmiyor, aynı zamanda görüntülerle de destekleniyor.
Güvenli toplum özlemi
'Ekranaltı Çocukları'nın yazarı Emir Turan'a göre şiddet uygulayıcısı fakat kahraman olan karakterleri öncelikle çocukların ve gençlerin örnek aldığı ve bu nedenle toplumda şiddetin yayıldığı biliniyor.
Bu tip programlar suçun nasıl işleneceğinin tekniğini de öğretiyor ve yayıyor. Bazı hukukçulara göre beş yaşındaki bir çocuk her gün programları seyrederek 15 yaşına geldiğinde yaklaşık 18 bin cinsel taciz, saldırı, kavga ve işkence yolu öğrenmiş oluyor.
İliklerimize kadar şiddetin işlediği bir toplumda yaşıyoruz. Barış'ın ailesi ve arkadaşları bir cinayetten yola çıkarak şiddete karşı barış ve hoşgörünün egemen olduğu güvenli bir toplum özlemini gündeme getirmenin en güzel örneğini veriyorlar, başka Barış'lar ölmesin diye!