Baskın Hoca'dan dersler!

Baskın Hoca'dan dersler!
Baskın Hoca'dan dersler!

Türkiye Kürtlere hep asimilasyon uyguladı. Kürtlerin asimile olmayacağını anlamasıysa uzun sürdü. FOTOĞRAF: REUTERS

Siyaset bilimci Prof. Dr. Baskın Oran, Kürt açılımına karşı çıkanların dilinden düşürmediği 'üniter devlet' ve 'ulus devlet'i anlatıyor

BAŞLARKEN

Kürt sorunu tartışmalarında acayip (ama, düşününce, bizde çok normal) bir kargaşa var.  Çözüme direnenlerin dilinden iki terim düşmüyor: ‘Üniter Devlet’ ve ‘Ulus-devlet’. Bunlara ‘kırmızı çizgi’ deyip işin içinden çıkıyorlar, rahatlıyorlar. Üstelik, bunlara da Fransa’yı örnek gösteriyorlar. 
Acayip dediğim noktalar:
1) Bu iki farklı devlet türünü aynı anlamda kullanıyorlar: Farklılıkları engelleyen, bastıran, ezen, ezmesi de gereken devlet anlamında. Oysa bunların anlamları tamamen farklı.
2) Fransa, onların aklında kalmış tarihî Fransa’yla artık bugün tamamen ilgisiz bir devlet.
Örnek verdikleri ülkenin şu andaki niteliklerini bir bilseler, kendi ağızlarına biber sürerler. Bu dizinin amacı, işte bu iki hususu tarihsel süreç içinde anlatmak. Konuşabilmek için, bahsettiğimiz şeyin ne olduğunu bilmek lazım. B.O.
  

Türkiye’de birileri hep aynı şeymiş gibi sunmaya çalışıyorlar ama, Üniter Devlet ile Ulus-devlet çok farklı kavramlar. İkisi de birer devlet türü, ama fil ile balina da birer memeli türü ona bakarsanız.  

Üniter Devlet başka...
Üniter Devlet’in anlamı basit: Federal olmayan devlet türü. Yani, anayasal olarak egemenliği federe devletlerle (eyaletlerle) paylaşmayan merkezî bir otorite. Merkezde yaptığı yasaları ülkenin her köşesinde uyguluyor.
Uyguluyor ama, artık 1930’lar geride kaldı. Üniter Devlet çağdaş dünyada dediğim dedik çaldığım düdük türünden bir tutum izliyorsa (Türkiye gibi), ‘milletin bölünmez birlik ve beraberliği’ni perişan edebiliyor. Onun içindir ki, ülkenin farklı köşeleri farklı kurallar talep ediyorsa, bu birliği bozmamak için, yine merkezde yasalar yaparak bu farklılıkları tanıyor. Böylece, vatandaşların ‘zorunlu’ değil ‘gönüllü’ yapılması sayesinde varlığını güvenle devam ettiriyor.
Mesela ‘İngiltere’ diye andığımız ülke basbayağı bir Üniter Devlet ama, başkent Londra dışında İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın kendi kuralları, hatta parlamentoları ve hükümetleri var. Londra bunu onlara tanımış.
Demokratik Üniter Devlet’e bir diğer örnek, aşağıda uzun uzun anlatacağım bugünkü Fransa. Üniter Devlet’in mabedi kabul edilen bu ülkenin anayasası (madde 72) Fransız topraklarında çok çeşitli etnik, dinsel, vs. kültürlerin yaşadığını kabul ediyor ve bunların kendi özelliklerine göre nasıl yerinden yönetileceğini anlatıyor. 
Bir diğer örnek, İspanya. Yine federal olmayan bu ülkenin anayasasının 2. maddesi “Bu anayasa, İspanyol Milleti’ni oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin özerkliğini ve bunların arasındaki dayanışmayı tanır ve garanti eder” diyor. Bu, maddenin ikinci kısmı. Birinci kısmını merak ediyorsanız: “Bu anayasa; İspanyol Milleti’nin dağılmaz birliği, bütün İspanyolların ortak ve bölünmez ülkesi üzerine bina edilmiştir”.
Diğer yandan, federasyonun da matah olduğu sanılmasın. SSCB bir federasyondu ama çok merkeziyetçiydi, demokratik değildi. Ve biliyorsunuz, bu yüzden helva gibi dağıldı gitti.
Sanırım açıklığa kavuşmuştur: Üniter Devlet türü, demokrasiye engel değil. Ama, sağlam biçimde devam edebilmesi için, ülkenin bazı yerlerinde farklı bünyelerin (alt-kimliklerin) mevcudiyetini kabul eden zihniyette bir başkent tarafından yönetilmesi lazım. Yani, gerektiğinde yerel yönetimlere gerekli yetkilerin tanınması lazım. Aksi halde Üniter Devlet tamamen anti-demokratik olur çıkar. Bugünün dünyasında da anti- demokratik bir devletin devam edebilmesi mümkün değil. Dağılır gider.
Maalesef, bizde bazılarının “Üniter Devlet kırmızı çizgidir” dedikleri zaman kafalarındaki model, bu farklılıkları inkâr eden anti-demokratik Üniter Devlet türü. 1930’larde kalmış Üniter Devlet. 

Ulus-devlet bambaşka
Ulus-devlet ise bizde bazıları tarafından, 12 Eylül faşizminin yaptığı 1982 Anayasası’nın “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmünü gerçekleştirecek devlet türü diye düşünülüyor. Dahası, bu hükmü zor kullanarak gerçekleştirmek var zihinlerde.
Oysa, Azınlık Raporu’nda (Ekim 2004) açık açık anlattık:
“‘Devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğü’ son derece doğal ve tüm dünyada tartışmasız kabul edilen bir husustur. Fakat ‘milletin bölünmez bütünlüğü’ kavramı, bizlere doğal gibi gelivermekle birlikte, bir Batılıya son derece terstir. Çünkü bu terimi kullanmak milletin tek parça (monolitik) olduğunu söylemektir ki, milleti oluşturan çeşitli alt-kimliklerin inkârı anlamına gelir ve dolayısıyla demokrasinin özüne karşıdır.”
Sonuçta, Fransa’da 1950’lerin başına kadar görülen Ulus-devlet uygulaması ile Türkiye’nin bugüne kadarki uygulamasından çıkan tek bir Ulus-devlet tanımı var:
Ulus’unu TEK KİMLİKLİ kabul eden ve bunu gerçekleştirmek için duruma göre ASİMİLASYON (eritme) ve/veya ETNİK/DİNSEL TEMİZLİK uygulayan devlet türü. 
Yani, rahatça demokratik olabilen Üniter Devlet’in aksine Ulus-devlet, alt-kimlikleri inkar etmek suretiyle demokrasiye rahatça engel olabilen bir devlet türü.
Hatta, ayrıntı istiyorsanız, iki tür Ulus-devlet var. Her ikisi de gerçek demokrasiye engel, ama ikinci türü ‘demokrasi’ kelimesiyle aynı cümlede bir araya gelemeyecek kadar engel:

İki tip Ulus-devlet
Birinci tür, Fransa tipi: Belli bir etnik gruba değil, belli bir kültürel yapıya asimile olunmasını ister. (Çünkü, aynen  İspanya’da ‘İspanyol’ diye bir etnik grup olmadığı gibi, Fransa’da da ‘Fransız’ diye bir etnik grup yoktur). Homogenliği (tek tipli yapıyı) böyle sağlamaya çalışır. Aşağıda uzun uzun anlatacağım; Fransa bu nispeten az zararlı modeli bile altmış yıldır aşama aşama terk etti, Demokratik Devlet’e geçti.
İkinci tür, Türkiye tipi: Belli bir etnik gruba asimile olunmasını ister. (Çünkü Türkiye’de ‘Türk’ diye bir başat etnik grup vardır). Bu tür Ulus-devlet ırkçı olmayabilir, ama ırkçılıktan bir önceki istasyondur. Çünkü, homogenliği asimilasyonla sağlayamazsa, ek olarak etnik hatta etno-dinsel temizlik politikasına da girişebilir. Nitekim, aşağıda geleceğim, Türkiye Kürtlere hep asimilasyon uyguladı, Gayrimüslimlere de etnik ve dinsel temizlik. Sonra, Kürtlerin asimile olmayacağını anlayınca... Ama bunları aşağıda ele alacağım; şimdiden girmeyelim.
Bu tür bir devletin Demokratik Devlet türüne geçmesi tabii ki epey sancılı olur; zaten şu anda acıtan sancılar tamamen buradan geliyor.  

Bizde bu ikisini aynı şey gibi takdim ediyorlar
İşte, bizde kimilerinin ‘milletin bölünmez bütünlüğü’nü koruyacak diye alkışladığı bu Ulus-devlet, belli amaçlarla Üniter Devlet’le aynı kaba konuyor.
Ve, demokrasinin dağılma getireceğini düşünen bazıları huzura kavuşuveriyor. Yapılan iş, dua okuyup rahatlamak gibi.  Hani, evden çıkarken Ayet el Kürsi’yi okursan yetmiş melek sen dönünceye kadar senin bütün günahlarının bağışlanması için dua edermiş, öyle. “Ulus-devlet ve Üniter devlet kırmızı çizgidir” dedin mi rahatlıyorsun.
Kanlı çatışmadan rant sağlayanlara sözüm yok. Ama bu rahatlayanlar onlardan değil. Üstelik bunlar, çocukları askere gidip de gelemeyenler. Korkuları da samimi. Fakat yılların milli eğitimi (ah, Sakallı Celal!) bunlara Ulus-devlet’i ilah olarak ezberlettiği için, böyle bir refleks geliştirmişler. Aralarında, maalesef, kendilerini hâlâ solcu diye takdim edip sol’u batıranlar özel yer tutuyor. Bunlar, 1960-70’lerde kulaktan duydukları ‘antiemperyalizm’ kavramını bugün Batı (hatta, yabancı) düşmanlığı ve insan hakları paranoyası üretmekte kullanıyorlar.
Şimdi isterseniz teoriyi keselim. Tarihe girelim. Bu iki devlet türünün Fransa’da tarih içinde nasıl oluştuğunu ve nasıl muazzam bir evrim geçirerek bugünkü Demokratik Devlet’e dönüştüğünü izleyelim. Tabii, Türkiye’ye de gerekli göndermeleri yaparak.

YARIN: Bir değil, iki Fransa var