Batı medyasının istediği İran hikâyesi yanıltıcı

İran'a dar bir mercekten bakan Batı medyası hileli seçimle hakları elinden alınan ve itiraz etmeye kalktığında acımasızca ezilen bir halka dair basit bir hikâye istiyor. Fakat olayları karşı devrim diye nitelemek çoğu göstericinin şikâyetinin rejimle ilgili olmadığını görmezden gelmemize yol açıyor


AdrIan HamIlton 

Dış dünya İran’daki demokratik patlamalarla ilgili ne yapıyor? Kendi ilkelerimiz konusunda samimiysek, reformculardan yana çıkmalıyız elbette. Biz ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, herkese oy hakkına inanıyoruz. Başkalarına ve farklı kültürlere sahip diğer ülkelere değerlerimizi dayattığımız gerekçesiyle desteğimizi ifade etmekten geri durmak, küçümsemekten başka bir şey değildir. İranlılar, toplumumuzun arızalı olduğunu ve göstericilere nasıl davranmaları gerektiğini vaaz ederken ikiyüzlü davrandığımızı söylerlerse yerden göğe kadar haklı olur. G20 zirvesinde protestocuları nasıl acımasızca bastırdığımızı kimse unutmadı. Fakat küresel dünyada her ülkenin siyaseti, herkesin işi.
Ancak İran krizi gözler önüne serilirken, Batılı yorumcuların ve habercilerin olaylara dar merceklerinden bakıyor olmaları insanı giderek huzursuz ediyor. Medya, hileli seçimlerle demokratik hakları elinden alınan ve itiraz etmeye kalktıklarında acımasızca ezilen baskı altındaki bir halka dair basit bir hikâye istiyor. Seçimin hileli olduğunu ‘kanıtlamak’ için ‘gerçekler’ alelacele bulunuverdi: Sonuçların, o kadar çok oyun sayılmasına imkân olmayacak kadar erken açıklandığı, muhalif lidere kazandığının söylen-diği gibi haberlerden geçilmedi. Ve gösteriler başlar başlamaz, göstericilerin niyetinin sadece reform değil, molla iktidarını bütünüyle devirmek olduğunu göster-mek için dedikodu çarkı fazla mesai yapmaya başladı.
İşte bu noktada temkinli davranmak ve bir doz olsun eski moda gazetecilik dikkatini sergilemek gerekiyor. Biz sırf öyle istiyoruz diye işler istediğimiz gibi yürümüyor. İran’da sonuçlara bir kez hileli dediğimizde, Ahmedinecad’ın gerçek popülerliğine ve gerçekten de seçimi kazanmış olabileceği ihtimaline karşı körleşiyoruz. Ayaklanmaları rejime karşı devrim diye kategorize etmek, birçok göstericinin şikâyetinin siyasetten ziyade ekonomiyle ilgili olması noktasını görmezden gelmemize yol açıyor.
Bu tür halk hareketlerinin çoğunluğu gibi, reformcu gruplaşma da yüksek enflasyondan ve ticari kısıtlamalardan mustarip olan çok geniş bir iş dünyası kesimini, kendilerine özgürlük verecek sosyal ve yapısal değişimleri isteyen öğrencileri ve hayatları üzerinde daha fazla söz sahibi olmak isteyen kadınları barındırıyor, fakat siyasi istikrarsızlıktan en az rejimin kendisi kadar korkuyorlar. İranlılar vatansever insanlardır ve iyi veya kötü, Ruhani Lider’in şahsiyeti bir ulusal birlik sembolü teşkil ediyor gibi görünüyor.
Orta Asya, Kafkaslar ve Afrika’daki bir dizi başka reform hareketleri hakkında da aşağı yukarı aynı şeyler söylenebilir. Göstericiler değişim istiyor, fakat bu illa ulusal bir tufan istedikleri anlamına gelmiyor.
Önceki asırda Rusya’yla başlayan devrimlerden biliyoruz ki, daha fazla özgürlük için azınlık çığlığı gibi başlayabilen bir şey, topyekün siyasi değişim yönünde bir şiddet hareketiyle sonuçlanabiliyor. Ilımlılıktan yana olan çoğunluk, sıkı örgütlenmiş radikal gruplarca bertaraf edilebiliyor veya yetkililerin sergilediği şiddetle aşırı uçlara itilebiliyor. 1918’de Rusya’da ve 1979’da İran’da bunlar yaşanmıştı. İran’da sokaklara dökülenler, iç veya dış destek alan, hareketin kontrolü-nü ele geçirebilecek olan profesyonel kadrolara benze- miyor ama resmi basın CIA’i komplolar kurmakla suçluyor ve İran’da ülke içinde faaliyet gösteren ve gayet nahoş olan Batı destekli terörist bir grup (Halkın Mücahitleri) var. Şu ana dek göstericilerin sergilediği dağınıklık, fiilen lidersiz olduklarını düşündürüyor.

Müdahale etmek bizim işimiz değil
Fakat rejimin fazla sert yüklenerek işleri daha kötüye götürebilmesi de mümkün, fakat rejim bu tehlikenin bilincinde gibi. Her muhitte ahlak bekçiliği yapan haydutvari gönüllüler gücü Besiç, biraz fırsat verildiğinde sergilediği kavga hevesiyle her şeyi yerle bir etme ihtimali de mevcut. Tahminim şu yönde: Rejim Ahmedinecad’ın kabul görmesi umuduyla, tartışmalı sandıklarda oyların yeniden sayımı gibi bir rahatlatma sunacak. Tavsiyede bulunacak olsaydım da şu: Ben olsam, isyanın ateşini düşürmek için bütün oyların yeniden saymaya hazır olurdum. Bunun alternatifi, cumhurbaşkanını meşruiyetten yoksun bırakan ve içten içe kaynayan bir huzursuzluk olacaktır.
Fakat bana tavsiyemi sormuyorlar ve zaten söylesem de hoş karşılanmaz. Kendi geleceklerini belirlemek İranlılara düşüyor. İranlılar, tanıdığım en kültürlü, en müdrik insanlardır ve bunun tek nedeni şiire duydukları aşk değil. Biz dışarıdakiler umut edebiliriz, fakat müdahale etmek bizim işimiz değil. (18 Haziran 2009)