'Ben burada iyiyim' demekleolmuyor

'Ben burada iyiyim' demekleolmuyor
'Ben burada iyiyim' demekleolmuyor
Sanatçı kimliğinin yanında insan hakları aktivisti de olan Lale Mansur âkil İnsanlar Akdeniz Heyeti üyesiydi. İki aylık sürenin başında "Kum torbasına döneceğiz" diyen Mansur, buluşmalardan umutla ayrılmış. En çok da bir MHP'linin önerisine şaşırmış
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

-Sürece siz nasıl dahil oldunuz? 
Telefon geldi, böyle bir heyet topluyoruz dediler. Ben de “Ne yapacağız, bizim işimiz ne?” dedim. Bana “Son 20 yıldır bütün barış bildirilerine imza atmadınız mı? Şu ana kadar yaptığınız şeyi yapmaya devam edin” dediler. İnsanlar bizi gördüğünde rahat konuşabildi. Bir de o toplantılarda basın yoktu. Biz sadece bize söylenen cümleleri yazdık. Dolayısıyla çok rahat oldu. Tabii insanlar “Biz sizi bir şey anlatacak zannetmiştik” dediler. Onlara sorulmasını beklemiyorlardı, o yüzden ezberden değil, içlerinden geldiği gibi konuştular.
Giderken tedirgin miydiniz?
Ben kum torbası olacağımızı biliyordum, öyle de oldu. Ama toplantının başıyla sonu arasında da çok büyük fark vardı. En çok sorulan soru; “Niye şimdi?” Buna ben yanıt versem; “Niye 20 yıl önce değil?” derim. 10 yıl düzelecek zannedildi olmadı, bir 10 yıl daha geçti, bir 10 yıl daha… Geç bile.
Türkler nasıl yaklaşıyor soruna? 
Twitter’da duyuyorum, insanlar Gezi Parkı’nda yaşanan basın sansürünü görünce “Kürtleri şimdi daha iyi anlıyorum” diyor. Bu süreçte benim tuhafıma giden şeyler oldu. Mesela biri dedi ki, profesyonel ordu lazım. Ben de ordudan memnun değil diye düşündüm. Meğer dağdaki herkesi öldüren bir ordu istiyormuş. Dedim ki, “Bana inanmıyorsunuz, tamam, İlker Başbuğ’a da mı güvenmiyorsunuz? Beş kere PKK ’yı bitirdim dedi, bitmiyor… Fikret Bila’nın kitabı var, okuyun. Boşverin beni. Kendi inandıklarınızı okuyun.”
Akdeniz, Kürtlerin yaşadıklarına ne kadar vâkıf? 
Bizim gittiğimiz bazı yerler vardı ki, henüz göç almamıştı. Dolayısıyla orada Kürt meselesine dair hiç fikir sahibi olmayan insanlar da vardı. Ama şöyle bir örnek de yaşadım; masalarında oturduğum ve MHP tandanslı olduğunu söyleyen insanlar dedi ki: “Bunlar gidip sınır dışında melanet üretmekten başka ne yapacak? Kalsınlar burada, devlet bunlara biraz destek versin, çiftçilik mi yapacaklar, ticaret mi yapacaklar, ne yapacaklarsa yapsınlar…” Bunu ben söylesem topa tutulurum. Ama oradaki adam söylüyor. Çünkü normalleşme isteği herkeste yaygın.
İnsanlar da sorun bir an önce bitsin istiyor değil mi? 
Aması çok ama barış istemeyen yok. İnsanların ülkenin bölünmesine dair ortak endişeleri var. Biz de sorduk: “Diyelim ki bölmeye çalışıyorlar, biz neredeyiz?” Biz eşit vatandaş olursak, kim ister ceberut bir devlet. Zaten Kürtler de bölünmekten yana değil. “Bu kadar vergi verdik, en güzel yerleri size mi bırakacağız?” diyorlar. O kadar işlenmiş bir ideolojik bakış var ki ondan ilk etapta kurtulmak kolay değil. Herkes ilk olarak “Benim Kürt kardeşlerimle hiçbir problemim yok, biz çok severiz onları” diyor. Peki o kadar çok sevdiğin Kürt kardeşinin köyü yakılırken, öldürülürken neredeydin? O kadar haberi yok ki batıdakilerin orada ne olduğundan, resmi ideoloji o kadar beyin yıkamış ki, yaşananları ancak Taksim’le anladılar. Benim jenerasyonumda bu işlerle hiç ilgilenmeyen arkadaşlarım hamileyken, “Hep böyle devam edecek değil ya” diye düşünürdü. Şu anda torunları oldu. Demek ki ilgilenmek gerekiyor. “Ben burada iyiyim” demekle olmuyor bu işler.
Nasıl tepkiler aldınız? 
Bir-iki çok sivri şey dışında herkes düşünmeye ve fikir üretmeye başladı. Baktılar ki, didaktik bir şey yok. Onlara da soruluyor. O bambaşka bir atmosfer yarattı. Masa etrafında oturuyor olmak birbirlerine saygı getirdi, bir alışveriş oldu. Güneydoğu Anadolu grubu gibi halaylarla karşılanmadık. Orada barış oluyor sevinci, burada bölünüyor muyuz, ne oluyor endişeler var.

Lodos olsa ‘âkiller nerede?’

-Barış süreci devam ederken bir tarafta da Reyhanlı, Gezi Parkı… Bunlar beraber nasıl değerlendirilebilir?
Gezi Parkı’nı bir bayrak mitingine çevirmek isteyenler var. Halbuki bu bambaşka bir şey. Taksim Platformu apayrı. İçinde akademisyenler, kentsel dönüşüm uzmanları var. Yıllarca önerilerde bulundular, bir diyalog kurulamadı ve bu noktaya kadar geldi. Bir yanda alkol yasağı. Sonra ertesi gün hapının yasaklanması… Bu gerçekten insanların hayatına müdahale. Sonra bizim gittiğimiz yerlerde Alevi vatandaşlar çok huzursuzdu ve onları daha da huzursuz edecek bir adım atıldı. İnsanlar gerçekten bir yol kat edilmişken duyulmak, dinlenmek ve kaale alınmak istiyor. Bir de şu ortaya çıktı, ne zaman bir sorun olsa “âkiller gitsin konuşsun” diyorlar. Bazıları iyi niyetle bunu söylüyor ama bir de lodos esse “âkiller nerede?” diye soranlar var.