Bir eleştiri de yargıya

Hükümetten tepki alan İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun raporunda, yargıya da eleştiriler getirildi. Buna göre yargı mensupları, yaygınlığını koruyan işkenceye yeterli duyarlılığı göstermiyor, Adli Tıp ise verdiği raporlarda insan haklarını ihlal ediyor.
Rapordan alıntı: Davalar çoğunlukla düşük cezalı 'kötü muamele'den açılıyor ve zamanaşımı sınırına dek uzuyor. Bazı işkence davalarında yargıçlara yönelik baskılar da var. Cezalar da genellikle düşük çıkıyor.
Haber: ADNAN KESKİN / Arşivi

ANKARA - 'Parlamenter rejim başbakancı parlamenter rejime dönüştü' tespiti yüzünden hükümetin tepki gösterdiği İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun (İHDK) 'İnsan Hakları 2004 Raporu'nda, yargı da işkenceye tolerans göstermekle eleştirildi. Raporda, yargı mensupları işkenceye karşı yeterli duyarlılığı göstermemekle, Adli Tıp Kurumu da, raporlarıyla insan haklarını ihlal etmekle suçlandı.
Başbakanlığa bağlı İHDK'nın hazırladığı ve 'Azınlık Raporu' gibi ilgi gören ve tartışılan 81 sayfalık 'İnsan Hakları 2004 Raporu'nda yargıya yönelik tespit, eleştiri ve öneriler önemli bir yer tutuyor.
Geçen hafta sonu Başbakanlığa da sunulan ve Anayasa'da yargı bağımsızlığını engelleyen hükümlerin değiştirilmesi istenen raporda, yargı organlarının işleyişinden kaynaklanan insan hakları sorunu da irdeleniyor. Anayasal ve yasal iyleştirmelerin etkilerini yargı kararlarında da (ifade özgürlüğüyle ilgili) göstermeye başladığı yolunda olumlu tespitlere de yer verilen raporda, 'işkence, kötü ve aşağılayıcı muameleler' altbaşlığında, bazı yasal düzenlemelere rağmen halen işkenceyle mücadelede yasal ve uygulama açısından sorunların büyük ölçüde sürdüğüne yer veriliyor. 'İşkence uygulaması yaygın olarak sürüyor' denilen raporda yargıya şu eleştiriler yöneltiliyor:
Yargı duyarsız: İşkence iddiaları karşısında cumhuriyet savcılarının yeterli duyarlılığı göstermediği, dava aşamasında sanıkları koruyan idari tutumun sürdüğü, dolayısıyla halen yaygın işkencenin varlığı gözlemlenmiştir. İşkence olayları karşısında yargı mensupları ve Adli Tıp Kurumu yeterli duyarlılığı göstermemektedir.
Cezalarda tolerans: Dava açılsa dahi, genellikle TCK'nın 245. maddesinde düzenlenen kötü muamele düzenlemesine dayanıldığı, davaların zamanaşımına uğrama olasılığının büyük ölçüde devam ettiği, uygun cezanın verilmediği, sanıkların tutuksuz yargılanıp mümkün olan en az cezayla cezalandırıldığı, davaları dikkatle izleyen bazı yargıçlara yönelik baskıların olduğu gözlemlenmiştir.
Örneğin Birtan Altunbaş davası. İşkenceyle adam öldürme suçunun tespit edildiği bu davada mahkeme suçlu gördüğü beş polise yasal olarak verilebilecek en az cezayı vermiş, polisler hakkında 'iyi hal' indirimi uygulamıştır.
Adli Tıp: 1998'de görülen ve 'İskenderun davası' olarak bilinen davada 18 yaşın altındaki iki çocuğa cinsel işkenceden yargılanan dört polisle ilgili dava hâlâ sürüyor. Bu dosya, işkencenin tespitinde önemli bir kurum olan Adli Tıp ile ilgili sorunların devam ettiğini göstermekte. Adli Tıp'ın özerk kurum haline kavuşturulması gerekirken, işkence görenlere, işkence görmediği yolunda rapor verdiği için Tabipler Birliği'nce cezalandırılan doktorların bu kurullara atanması, hükümetin konuya yaklaşım tarzını göstermektedir.
Türkiye'ye ceza: Adli Tıp Kurumu, bağımsız ve özerk statülü birim olarak insan haklarının güvencesi olması gerekirken, verdiği raporlarla bazen tersi bir işleve yönelmiştir. Özellikle korsakof hastalığına yakalananlarla ilgili kararları, insan haklarını ihlal edici boyutlarda. Adli Tıp Kurumu'nun korsakof hastalarının cezaevlerinde yatmalarında sakınca olmadığına dair verdiği kararlar, AİHM tarafından bozulmuş ve Türkiye'nin mahkûmiyetiyle sonuçlanmıştır.
12 Eylül anlayışı
Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun '2004 Raporu'nda güvenlik güçlerinin hak ihlallerine çarpıcı örnekler de veriliyor.
Özellikle toplu özgürlüklerin kullanımında 'güvenlik gerekçesi'nin,
'güvence ölçütlerini' sıfırladığına, özgürlüklere amaç dışı sınırlamaların çok yaygın olduğuna yer verilen raporda şöyle deniliyor:
"Kolluk güçleri, henüz hâkim ve savcılar için yapıldığı gibi genel ve yaygın bir insan hakları formasyonuna tabi tutulabilmiş değildir. Bu nedenle kolluk güçlerinde, devletin bekçisi oldukları şeklindeki '12 Eylül anlayışı' devam ettiğinden, henüz insan hakları koruyucusu oldukları bilinci yerleşmemiştir. İlerlemelere karşın genel sorunlar devam etmektedir. Bunda adli kolluğun kurulmamış olması, önemli bir eksikliktir."
'Rapor kurula iade edilsin'
Bazı sivil toplum örgütleri, Başbakanlığa bir dilekçe vererek Azınlık ve İnsan Hakları raporlarının İnsan Hakları Danışma Kurulu'na iade edilmesini istedi. İHDK üyesi olan Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş, Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı avukat Erdem Akyüz ile Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı ve İHDK Azınlık ve Kültürel Hakları Komisyonu üyesi Abdullah Buksur, Başbakanlık Genel Evrak Servisi'ne bir dilekçeyle başvurdu. Dilekçede, Danışma Kurulu'nun 1 Ekim 2004 günü yapılan toplantısının usule ve yasaya uygun yapılmadığı, alınan kararların geçersiz olduğu ileri sürülerek, "Toplantıda kabul edildiği iddia edilen raporların incelenmeksizin Danışma Kurulu'na iade edilmesi gerekir" denildi.