Bir 'Gezi gecesi' rüyası: Kandil, evlilik teklifi, mutluluk...

Bir 'Gezi gecesi' rüyası: Kandil, evlilik teklifi, mutluluk...
Bir 'Gezi gecesi' rüyası: Kandil, evlilik teklifi, mutluluk...
Mutsuzluğu kabulleneyazdığımız günlerde Gezi Parkı'nda attığımız her adımın ardından "Daha mutlu olamam" diyoruz. Dün gece bir yanda Kandil, diğer yanda müzik, beri yanda da 'evlilik teklifi' vardı. Ne mutlu bize.
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

Gezi Parkı günden güne hayallerimizin de ötesinde şeylerin gerçekleşmesini sağlıyor. Her adımda bir başka güzellik, her adımda bir başka şaşkınlık. “Vay be” demekten, ağzımız bir karış açık dolanmaktan kendimizi alamıyoruz. O yüzden hikâye anlatmaya başlayan Dede misali “Yanaşın yamacıma neler anlatacağım” diyerek masallardan daha güzel şeylere giriş yapıyorum.

Kalabalıktan bahsetmeye lüzum yok artık zira 'herkesin' orada olduğu malum. Ama yürüyüş temposu biraz düşük evvelkilere göre. Çünkü yol boyu durmamızı gerektiren şeyler var. “Çapulcular, ayyaşlar buyrun” diye bağırıyor bir delikanlı tüm güleryüzüyle elindeki kandil simitlerini ikram ederek. Ondan alıyoruz, iki adım sonra bir başkası ikramda bulunuyor. Susamlısı da o kadar güzel oluyor ki geri çeviremiyorsunuz. “Doydum” deseniz bile kızlı erkekli ikramcıların güler yüzleri hatrına “Hadi alayım” diyorsunuz. Çünkü gerçekten çok içten gülüyorlar. İkramı geri çevirmezseniz daha mutlu oluyorlar. 10-12 tane yemişimdir yalan yok. Susamlı kandil simidinin gurmesi sayabilirim kendimi. Burada bir not ekleyeyim: Hepsinin tadı birbirinden farklıydı. Bu da katılımın ne kadar 'çok' kişiden geldiğini gösteriyordu. Tek bir merkez yok yani. Bu eylemin sadece Gezi Parkı değil, İstiklal Caddesi boyunca da sürdüğünü görünce aklıma “Kandillerde bir Paskalya bir Şükran Günü tadı mı yakalıyoruz yavaş yavaş acaba” sorusu düşüyor. Kimbilir...

'İŞİ OLMAYANA İŞ, EŞİ OLMAYANA EŞ!'
Zekeriya Beyaz'ın kalabalık karşısında ettiği duaya hepberaber 'Amin' deniliyor. Beyaz, esprili şekilde işi olmayana iş, eşi olmayana eş diliyor, desibel rekoru kıran bir onay geliyor. Gece de mikrofonu İhsan Eliaçık ele alıyor. Dualar ediliyor, namaz kılınıyor, katılan katılıyor. Katılmayan uzaktan izliyor. Hoşgörü yerinde duruyor.

Nihayetinde 'branşım' spor muhabirliği olduğu için 'kalabalıklar' pek uzak olduğum alanlar değil. Ama bu kadar kibar kitleyi itiraf etmem gerekirse voleybol salonlarında bile görmedim! Kalabalık yüzünden insanların birbiriyle teması kaçınılmaz ancak sürekli ortada dünyanın en güzel nidası yankılanıyor: “Özür dilerim.” Herkes birbirinden farklı ama herkes birbirine saygılı. Görün lütfen...

Dolanırken yine yaratıcı sloganlar görüp eskilerin deyimiyle 'Allah iyiliğinizi versin' nesline hayranlığımızı tekrarlıyoruz. Şu yoruma bakar mısınız: “Başbakan yüzde 50 joker hakkını kullanacağına keşke seyirciye sorma hakkını kullansaydı!”

GEZİ'DE EVLİLİK TEKLİFİ
İlerlerken bir telaşa tanık oluyoruz. Bir pankart açma hazırlığı var ama herkes pürdikkat izliyor. Hemen araya kaynıyoruz ve görüyoruz ki 'Çapulcu Atakan', Elif Su'ya evlilik teklifi hazırlığında. Daha dün “Elif Su diye isim mi olur” diye şaşırdığınız çocuklar bugün büyümüşler de evleniyorlar! Zaman geçiyor...
Yalnız ortada Elif Su yok. Çünkü bu ön provaymış. Atakan'ın arkadaşları “Daha gelmedi. Bilmiyormuş gibi yapın, sürpriz bozulmasın” diye uyarıyor. Bu arada ortalığı da organize eden bir grup var. Soruyorum “Kimdir bu arkadaşlar” diye cevapları Gezi Parkı'nın birleştiriciliğine yeni bir örnek teşkil ediyor: “Atakan'la yeni tanıştık biz. Şu organizasyonu halledelim gideceğiz.” Ama bu sırada yapılacak tezahüratlar da belirleniyor. Plan şu: Başlangıçta, “Ooooo, yengelerin yengesi...” diye bağırılacak. Pankart açılınca “Evet de, evet de” şeklinde seslenilecek. Cevap gecikirse ise haykırılacak: “Hayıra karşı omuz omuza!”

'HAYIR'A KARŞI OMUZ OMUZA'
Sessiz bekleyişimiz başlıyor. Elif Su yaklaşık 25 dakika bekletiyor bizi. “Kız evi naz evi” dediklerinden olsa gerek. Sonunda geliyor. Pankart açılıyor. Elif Su, Atakan'ın teklifini kabul ediyor. Atakan da yüzüğü takıyor. Ortalık şenlik oluyor bir anda. Meşaleler eşliğinde Felix Mendelssohn'un Wedding March'ı bilinen adıyla da 'Düğün Marşı' mırıldanılıyor. En güzel orkestralardan birine kulak kabartmış oluyoruz.

'BEŞİBİRYERDE'NİN BÖYLESİ

Peki yaratıcılığın bu kadar tavan yaptığı yerde gelin-damat hazır oradayken geline düğün hediyesi ne verilmiş olabilir? Kırk yıl süre versem bulamayabilirsiniz ama onlar 'bir çırpıda' hallettiler. Gelin adayı Elif Su'ya 'beşi biryerde' taktılar. Tek bir farkı var: Altın yerine 'Kandil Simidi' kullanıldı! “Siz adamı öldürürsünüz!” çıkışı buraya uyar galiba.

'YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ'

Gecenin sonuna doğru biraz gerilim tonu vardı ama filmin sonu yine harika bitti. Otobüs duraklarına doğru BDP 'li bir grup halay çekiyor. Kimisinin elinde de Abdullah Öcalan'ın resminin olduğu bayraklar var. O esnada karşı taraftan da Türk bayraklı bir grup geliyor. “Ne oluyor orada” sorusunun ardından iki taraf birbirine doğru koşarken 'izleyici olan bizler' ve oradaki diğer katılımcılar müdahale ediyor. Sükunet sağlanınca olmayacak bir şey oluyor: İki taraf da “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganı atılıyor.

Bu eylemler sadece bizi yönetenlerin 'bizi görmesini' sağlamakla kalmadı. İnsanlar da birbirlerini gördüler. Babasının kötü tavrına maruz kalan çocuklar misali kardeşlerin birbirine kenetlenmesini izler gibiyiz. Kardeşler kavgalı olsa da kavgaları unutup birbiri için mücadele eder hale gelmiş. Mutluluk dolu gecenin sonunda, en iyi ikililerden 'Melih Kibar-Çiğdem Talu'nun ortak eseri Rüya'nın sözlerini mırıldanarak ve huzura ererek gözden kayboluyoruz: “Sakın dokunmayın bana, rahat bırakın. Sürüp gitsin bu rüya, uyandırmayın...”