Bir 'hacı'nın 24 saatlik maratonu

Bir 'hacı'nın 24 saatlik maratonu
Bir 'hacı'nın 24 saatlik maratonu
Günlerdir Mekke'deler. Kâbe odaklı ibadetle geçti zamanları. Arife günü çok farklı. "Hac meşakkattir" sözünün ne olduğunu anlıyorsunuz. 24 saate sığdırılan müthiş bir maraton. Uykusuz gece, kilometrelerce yürüyüş ve ayakta durmakta zorlanan insanlar. Güneşin ilk ışıkları ve bayram sabahı ile birlikte 'hacı' olma mutluluğunun yorgunluğu unutturduğu milyonlarca insan, 3 günde 30 km. yürüyenler...

Mekke’ye adım atılınca ‘sabır’ sözünü öğrenirsiniz. O en zorlu gün olan arifede ise ‘meşakkat’in ne olduğunu... Bazı ülke insanları bu zorluğu sonuna kadar gönüllü bir şekilde yaşıyor. Araba kullanmayıp neredeyse 3 günde 30 km. yol yürüyenler var. Türk hacılarının yaş ortalaması yüksek. Bunu da düşünerek daha kolay yollar deneniyor. Hz. Muhammed, “Hac, Arafat’tır” demişti. Haccın en önemli duraklarından. Mekke’den 25 km. uzaklıktaki bu dağa otobüslerle gidiliyor. Orada her ülkeye ayrılmış bölümler var. Çadırlarda bir günü geçiriyorsunuz. Sıcak kavurucu. Suriyeli sığınmacıların prefabrike yapılarına imreniyorsunuz. Sadece ortak programın yapıldığı büyük çadır klimalı. Türkiye ’den gelenler nispeten daha temiz olsa da yine etrafa atılan çöpleri, tuvalet kuyruklarını görüyorsunuz. Koşulların daha iyisi mümkün ve Diyanet’in bu konuda girişimleri olduğunu öğreniyoruz. 7 yıldızlı otel konforuna alışmış kimi insanlar bile ‘ibadet’ duygusuyla halinden şikâyet etmiyor. Hele Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in o duygu yüklü ‘Vakfe Duası’nın ardından dünya adına her şey unutulmuş gibi bir hava hâkim oluyor. 

Güneşin batışı ile birlikte Arafat’tan çıkış zamanı. Yeni durak Müzdelife. 8 km’lik yolda binlerce otobüs kafileleri taşıyor. Yine yollarda insanlar. 2.5 milyon insanın belki 1 milyonu yürüyor. Müzdelife’de şeytan için taş topluyoruz. Mekke ve etrafı kayalık. 12 bin tepe, kaya olduğu söyleniyor. Taş bulmak sorun değil. Nohuttan biraz büyük taşları çabucak pet şişeye dolduruyoruz. Burada kalış süremiz yarım saati bile bulmuyor. Maratonun iki durağı kaldı artık: Mina ve Kâbe. 

Hac romantizmi! Hacılar el ele 
Basın olarak ‘hızlı’ ve ‘kısa’ yöntemler tercihimiz. Otobüse biniyoruz. Aracımız akredite; belirli yerlere kadar girebiliyor. Yollarda ilerlemek o kadar kolay değil. Türklere ayrılan ayrı güzergâh olsa bile binlerce araç trafiği tıkıyor. Dağ, taş insanlarla dolu. Erkekler bembeyaz ihramın içinde. Kadınların kimi siyah, kimi beyaz kıyafetli. Kafile liderlerinin ellerinde bayrak ve flamalar. Bazı ülke kadınları baş ve boyunlarına rengârenk aksesuvar takıyor. Yaşlılar birbirlerinin elini bırakmıyor. ‘Hacı’lar burada el ele zaten. Anadolu’da göremeyeceğiniz görüntüler. Bir hacı, “Hep böyle misiniz” diyen bir gazeteciye “Hacda bir hanımına sahip çıkamadı. Kaybetti, geldi dedirtmem” sözleriyle genel yaklaşımı özetlemiş.
‘Hacı’lar şeytan taşlarken Kâbe çocuklara kalıyor 

Kâbe’de vakit gece yarısı. Araba ile gitsek de en az 1 km. yine yürünecek. Suudiler, Zemzem Towers’ın tepesine müthiş bir ışıklandırma yapmış. Hacılar kıbleyi daha iyi bulsun diye lazer ışığı yakılmış. Bizi farklı bir insan profili bekliyor Kâbe’de. ‘Hacı’ların çoğu yollarda olduğu için içerisi nispeten sakin. Mekke’nin yerli halkı bu saatlerde tavafa geliyor. Zemzem Towers’daki lüks mağazalarda yapılan alışveriş sonrası çocukların üzerinde bayramlıklar ve aile boyu Kâbe’deler. Yüzlerce çocuğu aynı anda ilk kez görüyoruz. Neşeli, cıvıl cıvıllar. Mekke’nin yerli halkının zenginliği kıyafet ve çantalara yansımış. Mekkeliler 5 yılda bir hac izni alabiliyor. Hac zamanı çoğu ‘tatil’e gidiyor, kenti boşaltıyor. Bazıları evini kiraya veriyor. Okullar kapalı oluyor hac döneminde. 

Şeytana 7 taş
Saatler 03.00’ü gösteriyor. Sıra geldi şeytan taşlamaya. Kâbe ile taş atılacak mesafe 3 km’yi geçmez. Taksiye biniyoruz. Bu günlerde taksi fiyatları en az 10’a katlıyor. Yürüyerek gideceğimiz süre kadar takside geçiyor. Bizi ‘yakın’ bir yere atıyor. 1 saat yürüyoruz. Şeytan taşlama alanı ‘modernize’ edilmiş. Yüz binlerce insan kafileler halinde taşlamaya geliyor. Bugün ‘büyük şeytan’ı taşlama günü. Topladığımız taşlardan 7 tanesini elimize alıyor ve duvara atıyoruz. Her taş atışında terk etmek istediğin bir ‘günah’ı düşünerek... Aklımıza Brad Pitt’in oynadığı 7 ölümcül günahı anlatan ‘Seven’ filmi geliyor. 

Bu nasıl enerjidir hacı? Otelimiz şeytan taşladığımız yere 3 km. civarında. Bütün işlemleri bitirmenin verdiği bir rahatlık olunca yol göze görünmüyor. Şehir trafiği o saatte felç. Otobüs, araba egzozu, korsan taksiciliğe soyunan motorlu gençler yoldan çok yoruyor insanı. Sabahın ilk ışıklarına doğru otele dönüyoruz. Otelin girişinde bizimle aynı anda gelmiş 85 yaşlarında karı-koca görüyoruz. Yollarda örneklerini çokça gördüğümüz Türk hacılar. Akıl alır gibi değil. Nasıl bir enerji ve dermandır! Yolda görseniz koluna girip karşıya geçireceğiniz insanlar saatlerce durmadan yürüyor. “Bu nasıl iştir?” diye söyleniyoruz. Hallerinden gayet memnunlar. O denli motive olmuşlar ki hangisiyle konuşsanız aynı şeyleri söylüyor: “Allah güç, kuvvet veriyor. Şükürler olsun hacı olduk!” 

83 yaşındaki gazeteci
Gazeteciler olarak 3’e ayrılıyoruz. Kafilemizin en yaşlısı 83 yaşındaki kıdemli gazeteci Ekrem Abi. Gece yarısı şüpheye düşünce yanına ‘hoca’ alıp, geldiği noktaya tekrar gidiyor. Bizlerden daha fazla yürüyor ve sabahın ilk ışıklarıyla son gazeteci kafilesiyle beraber otele giriyor. Öğleye doğru artık herkes ihramdan çıkmış, saçının bir bölümünü kestiriyor. Kurbanların kesildiği haberiyle beraber herkes ‘hacı’ oluyor. Sinekkaydı sakal tıraşını da olan Ekrem Bey’in keyfine diyecek yok! 

Bayram ödülü ‘hacı hamburgeri’ 
Üzerimizden büyük bir yük kalkıyor. ‘Arınma’ duygusu herkese hâkim. Şeytana atılacak 42 taşımız daha kaldı. İki kez daha o alana gidilecek. Bundan sonrası kolay. Bugün dinlenme ve kendimizi ‘ödüllendirme’ günü. En büyük lüksü ‘melemen’ olan gazetecilerin aklına gelen iki şey var: Elbeyk ya da simit. Elbeyk (albaik) Arapların KFC’si; kızarmış tavuk parçaları. Bir nevi hacıların hamburgeri. Sosu meşhur. Formülü sır gibi saklanıyormuş. Konyalı bir ‘hacı’ uçakla götürmek istemiş ama el konmuş. Talep fazla olunca bazen saatlerce sıra beklemeniz bile gerekiyormuş. Zemzem Towers’daki Simit Sarayı pahalı olmasına karşın simit çeşitleriyle epey ilgi görüyor.