Bir ilçe böyle battı

Yem parası kalmayınca 2 bin civcivi açlıktan ölen Mudurnu Tavukçuluk'un yöneticisi Uğur Türesin anlatıyor:
  • Biz kazancımızı lükse, çapkınlığa harcamadık. Dünyadaki en büyük
    üçüncü tavuk tesisini kurduk. 28 bin kişi bu tesis sayesinde refaha kavuştu.
  • Yatırım yaparken hükümetimize güvenmiştik. 11 trilyonluk kredi kullanarak üretimimizi yüzde 80 artırdık.
  • Eskiden pastalarla ayağımıza gelen bankacılar, krizle birlikte "Borcunuzu bir hafta içinde kapatın" dedi.
  • Yüzde 30'la aldığımız kredilere yüzde 2000'e varan faizler uyguladılar. Bir ay dayanabildik.
  • Ödeme güçlüğü çektiğimiz duyulunca yemciler yem vermemeye başladı. Başımıza üşüştüler. Biz marketlerden alacağımızı tahsil edemedik.
  • Mallarımızı ipotek ettirdik, yetmedi. Çocuklarımızın eşyalarına kadar her şey hacizli. Kiradayız.
  • Mudurnu'nun ekonomisi tavukçuluğa bağlı olduğu için 500 aile göç etti. İnsanların yüzüne bakamaz hale geldik. Çünkü umutsuz ve açlar.
  • Paramız olsaydı şu ilanı verecektik: Krizden kurtulmak için, üretmek istiyoruz. Acil yardım bekliyoruz.
  • Haber: Şebnem İYİNAM / Arşivi

    Başlarken...
    Krizde çektiklerini içlerinde durulaştırmaktan başka yolu kalmamış insanlar var bu dizide. Yaşadıkları yoğunluğu tarif etmekte güçlük çeken, varlıkları, varoluş biçimleri sarsılmış, zamanında fazla kuvvetten canları sıkılsa da, şimdi düşüncelerini toparlarken sözcük bulmakta bile güçlük çeken insanlar. Sanayicisinden borsacısına, beyaz yakalısından reklamcısına, gazetecisinden isçisine kadar, bir çoğumuzun içinde kendi kriz yaşantısından örnekler bulacağı hikâyeler işte. Tavuklarını besleyemediği icin onların ölümlerini seyretmek zorunda kalan sanayici, ekonomik güce kavuştuğundan bu yana çocukluğunun yoksul günlerini ilk kez anımsayan borsacı, sektör olarak 'Kasti tekme yedik, ne asıl tandonu kaldı ne de kaval kemiği' diyen reklâmcı, 'En kolay beyaz yakalılar gözden çıkarıldı' diyen yönetici, 'Bu kriz çok ama çok maço' diyen küçük isletmeci ve açlıktan bayılan işçi...
    Bu dizinin bir özelliği de, herkesin öyküsünü kendi anlatması...
    ***
    Gövdesini masasıyla koltuğu arasına sıkıştırmış, ellerini birbirine kenetlemiş, bakışlarını önünde son çare gibi duran teybe kilitlemiş, başını kaldırmadan anlatıyordu. Üzgündü. Koskoca sanayici zorlukla konuşuyordu; yutkunarak...
    Babası Tevfik Türesin, Osmanlı döneminde Mudurnu'nun tavukçuluk kasabası olarak nam saldığını, Mudurnu'dan yılda beş bin adet ak, üç bin adet de kara tavuğun aşur vergisi olarak saraya gönderildiğini bilmeden kurmuştu bu işi... Bölge için isabetli bir karar olduğu yıllar sonra yetiştirdikleri tavukların lezzetinden anlaşılacaktı. 200 yıllık ticari geçmişi olan ailenin fertleri, daha önce manifaturacıkla geçiniyordu.
    Büyük oğul Uğur, ardından da küçük kardeş Oktay dünyaya geldi. Dededen varlıklı, bol arazili Türesinler, Mudurnu'da Safranbolu tarzı dört katlı bir konakta yaşıyorlardı. Aile 1960'ların sonlarına doğru bahçedeki kümeslerinde 500 tavukla yumurta tavukçuluğuna başladı. Dört kişilik Türesin ailesinin işleri öylesine iyi gitmeye başlamıştı ki, oturdukları konağın üst katında bile civciv yetiştirmek mecburiyetinde kaldılar.
    İlaç için tavuk yok...
    İki kardeş civcivlere neşeli yem yedirmenin yolunu keşfetmişti çoktan. Bir yandan tavuklara radyo dinleterek yumurta verimlerini artırıyor, bir yandan da altlarından sıcak sıcak yumurtaları topluyorlardı aynı neşeyle.
    "Benim bu ellerim binlerce tavuk kesti, yine keser..." diyor, gençliği boyunca şirketin en alt kademesinden en üst kademesine kadar görev aldığını söyleyen Uğur Türesin. Ama artık ilaç olsun diye kesecek tavukları yok. Mudurnulu çiftçinin, işçinin, tüketicinin, en önemlisi de çocukların gözü önünde
    besleyemez hale gelmişler tavuklarını. Atıl duruma düşen dünyanın en modern kesimhanelerinden birinin yanı başında, tam 2 milyonun üstünde tavuk ve civciv açlıktan ölmüş geçtiğimiz aylarda, çevreyi de tehdit eder hale gelmiş üstelik.
    "Biz kazancımızı lüks tüketime, yeni kadınlara harcamadık. Üretimimizi büyütmek için kullandık, kendi sanayimize yatırdık. Bütün dünyadaki en büyük 3. modern ve mükemmel tesisi kurduk. Bölgedeki herkes bu tesis sayesinde refaha kavuştu. Bu kararı alırken hükümetimize güvenmiştik. Resmi Gazete'yi takip ediyorduk. Toplam on bir-on iki bankadan yıllık spot kredisi kullanarak, üretimimizin yüzde 80 artmasını sağladık. Üretimimiz düzgün gidiyordu. 11 trilyonluk bir kredi söz konusuydu.
    'Pastayla ayağımıza gelenler'
    Pastalarla ayaklarımıza kadar gelen bankacılar kriz gelince 'Bir hafta içinde kapatın bu kredileri' dediler. Çünkü bu bankalar bizim gibi hakiki üreticilere destek vereceklerine, paralarını güvenilmeyen inşaatçılara, hortumculara kullandırmışlardı. Bankaların içleri boşaltılıyordu. Zora düşünce de bizim gibi üreticilerin üzerine geldiler. Yüzde 30, yüzde 35 gibi faizlerle aldığımız kredilere yüzde 500, yüzde 1000, yüzde 2000'e varan faizler uyguladılar. Bir ay dayanabildik. Ödemelerimizi yapamaz duruma geldiğimiz duyulunca tavuklarımıza mısır, buğday, yağ veren tedarikçiler bize yem vermemeye başladı. Müthiş bir panik yaşanıyordu. Tıpkı bankalardan paralarını çekmeye gelen mudiler gibi başımıza üşüştüler. O sırada büyük market sahiplerine günlük mal vermeye devam ettik. Onlar aynı zamanda bankaları olan market sahipleriydi, ama bize paralarımızı ödemediler. Trilyonlarca alacağımıza el kondu."
    Uğur Türesin şu anda Ataköy'de kirada oturuyor, kardeşi Oktay Türesin de bir başka kirada... Kriz gelince aile meclisini toplayarak aldıkları ilk karar gayrimenkul ve ellerindeki fazlalıkları satmak olmuş. "Kimse üzerinde durmadı, satış yapamadık. Babamın elinde 1.8 trilyon nakdi vardı, onu koydu şirkete. Biz de
    İstanbul'daki bütün gayrimenkullerimizi ipotek verdik, ama onlar da yetişmedi. Kardeşim ve ben ilk günlerde gelişmeleri çocuklarımıza anlatamazdık, ama sonraki günlerde anlatmak zorunda kaldık. Çünkü birtakım isteklerini yerine getiremez hale düştük. Şu anda çocukların evdeki bütün eşyaları bankalar tarafından hacizli. Aile olarak çok üzücü günler geçirmekteyiz."
    'Ceketimizi alıp çıkarız'
    Mudurnu'nun otuz sene evveline bakacak olursak sanayisi olmayan, yoksul bir ilçe. Çiftçinin elinde traktör bile yok. Köylüsü pazarda yumurtasını, yağını, sütünü satarak geçiniyor. Ama bugün traktörlere, beyaz eşyalara sahipler, hatta içlerinde Bolu'dan dairesi, apartmanı olanlar bile mevcut. En önemlisi de eskiden beslediği hayvanı kendi yemeyip misafirine ya da pazarda satmaya ayıran köylülerin çocukları, son otuz yıldır proteinle beslenmiş zeki bir nesil olarak duruyor karşımızda. Krizle birlikte sadece Mudurnu Tavukçuluk'un sahipleri değil, esnaf da icralık olmuş durumda Mudurnu'da. Tahsilat yapamıyorlar. İşçiler, çiftçiler çocuklarına ilaç, evlerine tüp alamayacak durumda. Türkiye'nin gururu olan tesis yeniden üretime başlarsa, bölgedeki 28 bin kişi de tekrar hayata dönecek.
    Şimdi kimse piyasa şartlarına güvenip de Mudurnu Tavukçuluk'a ortak olmuyor, ama Türesinler devamlı yeni arayışlar içinde. "Son olarak 15 bin dolarlık bir işbirliğinin peşine düştük. Mudurnu halkının bizi anlamasını istiyoruz. Biz boş durmuyoruz. O tesisin çalışması için her türlü fedakârlığa razıyız, yeter ki o baca tütsün. Ceketimizi alıp çıkmaya bile razıyız."
    Memleket sevgisi...
    "Biz memleketimizi çok sevdik" diyor Uğur türesin "Yoksa elimizdeki fırsatları Türesin soyismini yaşatmak için kullanabilirdik. Mudurnu'daki insanların sevgisi, çalışanlarının gayretiyle Mudurnu'yu Mudurnu yaptık. Bu süreçte hep paylaştık kazancımızı onlarla. Sanata, sanatçıya, spora sponsor olarak destek verdik. Türkiye'nin en büyük tavukçuluk işletmesiydik. Bölgede sektör gelişsin diye herkese yardımcı olduk. Tesislerimizi açtık, hiçbir zaman şok indirimlerle diğer yetişmekte olan küçük firmaları ezmedik. Ezmek isteseydik, belki de bugün başımıza bunlar gelmeyecekti. Hiçbir zaman tekelciliği düşünmedik. Bizim vicdanımız rahat. 33 yıl önce varlıklıydık, ama tesislerimiz yoktu. Bugün sıfıra da düşsek 500 milyon dolarlık tesislerimiz var elimizde, ama haftalık bakımı yapılabiliyor ancak. Bir araya geldiğimizde de sıfırdan başlayıp daha güçlü hale gelmeyi konuşuyoruz, buna inancımız tam. Tek üzüntümüz Mudurnu halkının şu anda
    içinde bulunduğu durum. Biz köyden kente göçü durdurmuş, aksine Zonguldak ve Bolu'dan işçi alan bir ilçe olmuştuk. Mudurnu ekonomisi tavukçuluğa dayalı olduğu için şu anda ilçeden 500 aile göç etmiş durumda. Göç etmemiş olanlar da çok zor durumda."
    İnsanlar umutsuz ve aç...
    Uğur Türesin her Mudurnu'ya gidişinde bölgedeki insanların çaresizliğini gördükçe moralinin daha da bozulduğunu, sağlığını kaybetmek üzere olduğunu söylüyor. "Biz ailece hassas insanlarız. Çalışanlarımızın mağduriyeti yüzünden, insanların yüzüne bakamaz hale geldik. Çünkü insanlar umutsuz ve aç. Bir kısmı bizde hâlâ para olduğunu zannediyor. Ama canı gönülden açıklıyorum, bizde para yok! Bize on milyon dolarlık bir kaynak olsa günde elli bin, altmış binle üretime tekrar başlayabilir, borçlarımızı ödeyebiliriz. Kasım krizi gelmeden önce bu durumu Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan beye arz ettik. Özkan, 'Referanslarınızı, bölgedeki insana katkılarınızı biliyoruz ama elimizde şu an yapacak bir şey yok,' dedi. Şimdi beklemedeyiz."
    Son günlerde üzüntüden ne televizyon seyrediyor Uğur Türesin ne de gazete okuyor. "Toplumun düştüğü durum beni perişan ediyor, ama umutsuzluğa kapılmamak gerek. Hayatta insanın başına her şey gelebilir, hepsi de gelip geçicidir esasında. Bugünleri geçirmemiz gerekiyormuş diyorum, belki de deneniyoruz. Sizden bir şey rica etsem... Paramız yok, şu ilanı veremedik. Halkımız bizim ne düşündüğümüzü bilsin istiyorum. Bir köşede yayınlarsanız çok memnun olurum. Kamuoyu okur, bilgilenir."
    ***
    'Kurumlar vergisi 10 milyon dolardı'
    Uğur Türesin gelecekte kaybolacak şirketlerin, kazancını insanlarıyla paylaşmayan şirketler olacağını söylüyor.
    "Biz kaybolmayız, çünkü paylaştık. Mudurnu her zaman sektörde bir denge unsuru oldu. Fiyatların suni yükselip, suni alçalmasını önlüyordu. Bir yılda dolaylı kurumlar vergisiyle devlete 10 milyon dolardan fazla para ödüyordu. Biz 33 yıldır hep stresle, yarınımız ne olacak diye heyecanla yaşamıştık. Babamızın 'Az kazanan çok kazanır' lafına inanmıştık. Yine bu tip sorunlar hayatın tadı belki de. Üzücü olan insanların varlıklıyken size yaklaşımıyla, zor durumda olduğunuzdaki yaklaşımındaki fark. Belki de iyi oldu bunları görmemiz, ileride iyi ders olacak. Kimse anlamak istemedi bizi, herkes bizde para var zannetti. Biz her şeyimizi kullandık bu krizde, hâlâ da para var onlarda diye umut edenler var. Belki de markamız, organizasyonumuz çok büyük, o yüzden."
    ***
    Açık mektup
    "Bizler Bolu ili ve Mudurnu, Kıbrısçık, Seben, Göynük, Dörtdivan, Düzce, Akçakoca, Adapazarı ve Akyazı'da tavukçuluk ile geçimini sağlayan ve 33 yıldır ülkemizin kalkınması ve dünyada hak ettiği yeri alması için Türk tavukçuluk sanayi üretiminin yüzde 40'ını bu bölgeden sağlayan; ürettiklerimizle Türkiye'ye ve dünyaya mal olan Mudurnu Tavuçuluk'un binlerce üreticisi
    ve çalışanı adına...
    Beyaz et sektöründe hep ilklere imza atan Mudurnu Tavukçuluk, hiçbir karşılık beklemeksizin bölgesine yaptığı büyük yatırımlarla, getirdiği teknolojik yeniliklerle yurdumuzun her köşesine ulaşan pazarlama ağıyla ve daima üzerinde taşıdığı sosyal sorumluluklarla; çalışıp üreterek istihdam alanı sağlamıştır.
    Sağlıklı beyaz eti halkımıza tanıtarak, bölgemizde işsizliği önlemiş, tüketicisini ve üreticisini hiçbir zaman enflasyona ezdirmemiş ve fiyat artışlarını dengelemiş, köyden kente göçü durdurmuş, hizmetleriyle sektöründe önder olmuş, tarım sektörüne de mısır ve benzeri tahıllarla 200 bin tonluk kullanımıyla büyük katkıları sağlamış bir kuruluştur.
    Depremin açtığı ekonomik krizin yaraları henüz sarılmamışken yeni bir krizle karşı karşıya kalan bizler ve Avrupa'nın en büyük ve en modern entegre tesisi Mudurnu Tavukçuluk, düştüğü dar boğazdan kurtulamamıştır. Binlerce üreticisi ve çalışanıyla bu sektörden geçimini sağlayanlar
    kaderlerine terk edilmiştir. Ülkemize ve ekonomimize çok büyük katkıları olan şirketimiz fedakârlık ve uğraşılarımıza rağmen çalışamaması fikrini kabullenmiyoruz. Bizler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak ülkemizin geçmekte olduğu dar boğazdan ancak ve ancak çalışarak ve üretim yaparak kurtulacağımıza inanıyoruz. Bolu ve çevre bölgelerde yaşayanların çok zor durumda olduğunu, bölgesel ve sosyal huzursuzlukların başlamak üzere olduğunu bildiririz. Hepimizi ilgilendiren
    bu sorun karşısında çıkış yolu olarak çalışmak ve üretmek istediğimizin takdir göreceğini umut ediyoruz. Ülkemiz, şirketlerimiz, ailelerimiz ve şahıslar ürerek, çalşarak borçlarını ödeyebilirler, sağlıklı yaşarlar. Siz büyüklerimizden ve devletimizden acil yardımlarınızı bekliyoruz." UĞUR TÜRESİN
    YARIN: Borsacı Mehmet Akdere