Bir milyon satış dünyada bile zor

Ahmet Altan'ın kitabını 1 milyon basan Alkım Yayınevi'nin sahibi Başar Arslan, "28 baskı yerine bir kerede 100 bin basılsa kitap çok ucuzlar" diyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Başar Arslan
Türkiye yayıncılıkta bir devrim yaşıyor. Bir kitap 1 milyon adet basıldı. İki ayda 800 binden fazla satıldı. Bunlar, Ahmet Altan'ın
'İçimizdeki Bir Yer' isimli kitabının rakamları. Bunlar, değil kitapların, gazetelerin bile göremediği tiraj rakamları Türkiye'de. İşte bu noktada iki ayrı olayla karşılaştık. Birincisi, Türkiye'nin tahmin edilenden daha fazla okura sahip olan değişik bir sosyolojik profil ortaya koyması.
İkincisi, medya dünyasında, bu olayı değerlendirme konusunda görülen tutukluk. Geçen hafta Sabah gazetesinde Mehmet Tezkan'ın da eleştirdiği gibi, köşe yazarlarının neredeyse hiçbiri bu konuya ilgi göstermedi. Hem edebi açıdan, hem 'Türkiye'de kitap okunmaz' türü çeşitli önyargılara hapsolup toplumumuzu tanıyamadığımızı göstermesi açısından, hem de insanların kitap okuması için Türkiye'nin bugüne kadar gerekli çabayı ortaya koymadığını sergilemesi açısından, çok ilginç olan bu olay, okurlardan gördüğü ilgiyi yazarlardan pek göremedi. Bu 1 milyon kitap satışının arka planını, kitapların bugüne kadar okuyucuya niye ulaşamadığını, okura ulaşabilmek için ne tür değişimler yapılması gerektiğini, bu büyük yayıncılık olayını gerçekleştiren Alkım Yayınları'nın sahibi Başar Arslan ile konuştuk.



Ahmet Altan'ın 'İçimizdekiBir Yer' isimli son kitabındailk
iki baskıyı yaptınız ve yarım milyon satışı aştınız. Sonra önünüze, hayaliniz olan daha büyük bir hedef koydunuz. 1 milyon basmaya karar verdiniz. Kararı verdiğiniz günün gecesini nasıl geçirdiniz? Tedirgin olmadınız mı, başarısızlıktan korkmadınız mı?

Korktum. Çok tedirgin oldum. Türkiye'de bugüne kadar bir kitap bir defada en çok 100 bin basıldı. 250 bin baskı hiç yapılmadı. Bizim 250 binlik ilk baskı ise bir günde bitti. Sonra hızla 300 binlik ikinci baskı yapıldı. Satışın ateşi hiç düşmedi. Toplam 550 bin satış çok ciddi bir başarıydı. Sonra sıra, 450 binlik üçüncü baskıya, yani toplam 1 milyon baskı rakamını gerçekleştirmeya geldi ki, işte orada gerilmemek mümkün değil. Hele 450 bin kitabı matbaada karşınızda gördüğünüzde, bunlar tek tek nasıl satılacak diye insan ürperiyor.
1 milyon kitabı basmaya karar verdiğinizde adınızı Türkiye'nin yayıncılık tarihine yazdığınızı, yayıncılıkta bir milat yarattığınızı düşündünüz mü? Yoksa yaptığınız iş size sıradan mı geldi?
Olur mu? Çok cesur bir karardı. Bırakın 1 milyon kitabı, ilk 250 binin basılması bile iki matbaada 24 saat çalışılarak iki hafta sürdü. Türkiye'de bugüne kadar hiçbir kitabın bu kadar basılmadığını, bunun ilk olduğunu biliyorduk. Şimdi Avrupa'da başımız dik olacak. Uluslararası fuarlarda bir kitabın yayın hakkını mesela Almanya'ya satmak çok önemlidir. Çünkü o aldı mı, çok büyük bir baskı ve satışla alır. Bir kitabın yayın hakkını Türkiye'ye vermek ise hiç önemli değildir. Türkiye'de nasılsa kitap okunmaz diye düşünülür. 'Türk yayıncı versin bize birkaç kuruş, bassın birkaç bin' derler.
Ama şimdi öyle mi, 'Benim ülkemde 1 milyon kitap basılıyor' diyebileceğiz. Türkiye bu kitapla iftahar edecek.
Bu başarı için, sanırım klasik yayıncılık yöntemlerinin dışına çıktınız. 1 milyon kitabı okuyucuya ulaştırabilmek için ne tür yenilikler yapmak zorunda kaldınız?
Türkiye'de kitabevlerinin sayısı 1 milyon kitabı satmaya yeterli değil. Üstelik şimdi çoğu da kitap, kırtasiye, oyuncak dükkânı oldu. Biz, en geniş dağıtımı yapabilmek için edebiyat dışı yerlerden yararlanmak zorunda kaldık.
Ne gibi yerler bunlar?
Önce Anadolu'yu hareketlendirdik. İlanlarımızda, 'İşiniz ne olursa olsun, satış noktası olmak istiyorsanız size kitap göndereceğiz' dedik. Öyle siparişler geldi ki, bir banka memuresi arkadaşlarına satmak için 30 kitap, Şırnak'ta bir cep telefonu bayii 20 kitap istedi. Öğrenci, inşaat malzemesi satıcısı, kuru- yemişçi ve kuaförlerden de, bazen 10 bazen daha fazla siparişler geldi. Böyle geniş dağıtımın ciddi maliyeti var tabii. Aslında kargosu falan derken yapılan iş zarar ama, biz kitabı her isteyene gönderdik. Gazete bayilerine, marketlere dağıttık. Çok uğraştık. Tüm kanalları açmak, hem kendimize hem yayıncılığa bir yatırım oldu. Ulaşmak isteyen her okur her yerde bulabildi bu kitabı. Böylece biz, Türkiye'de kitabın çok okunabildiğini herkese gösterdik. Bu kitap sayesinde, Anadolu'nun kitaba ne kadar aç olduğu da ortaya çıktı. İstanbul, Ankara ve İzmir'den çok daha fazla kitap sattık Anadolu'ya.
Anadolu eğer kitaba bu kadar açsa, niye daha önce satın almamış?
Geniş dağıtımın yanı sıra, işi uygun fiyatla yaptık. Kitapçıları, bayileri sıkıştırmadık. Satamadığın kitabı bize iade et dedik. Hiç iade gelmedi. Bütün kitapçılar aynı şeyi söylüyor. Hayatlarında bir günde satmadıkları kadar kitap sattılar. Hangi kitabevine sorarsanız sorun, 'İçimizdeki Bir Yer' onun hayatında en çok sattığı kitaptır. Kapış kapış satıldı. Bu bizim için de geçerli.
Anlamadım...
Biz de iki kitabevimizde bir günde 1020 kitap sattık. 1020 kişinin kitapevine girip tek tek alışveriş yaptığını düşünebiliyor musunuz? Bu çok ciddi bir rakam. Bu ülkede bazı kitapların baskı sayısı bu. Bu kitap çıkalı daha iki ay oldu, 800 binden fazla kitap satıldı. Çok yakında 1 milyonun satışı biter. Bazıları markette, bakkalda kitap satılmasını küçümsüyor. Bakkalı niye küçümsüyor ki? Kitap sonunda bir üründür ve satılır. Eğer ülkemizde kitaplar bakkalda satılacak kadar okunur hale geldiyse, buna da ancak sevinmemiz gerekir. Bir de bu kitabın fiyatı ucuz oldu diye bir yanılgı daha var.
Fiyat 3 milyon lira olmasaydı, 1 milyon adet satabilir miydiniz?
Şunu rahatça söylerim. Bu kitabın fiyatı 10 milyon lira da olsa, ben en az yarım milyon satardım. Biz, bu kitabın çok tutacağını bilerek girdik bu
işe. Biz baştan 1 milyon satışı öngördük ve bu öngörümüz sayesinde maliyeti olabildiğince aşağı çektik ve kitaba 2 milyon 950 bin lira fiyat koyduk. Çünkü şunu amaçladık. Kitabevlerine okur geliyor, kitabın arkasındaki fiyatı görüyor ve hemen kitabı rafa bırakıyor. Gelir düzeyi düşük, yoksulluğun yaygın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Anadolu'nun profili de böyle.
Adam, imkânı elvermediği için de okumuyor. Tabii bu olayda Ahmet Altan ismi de çok önemli ama, açık söyleyeyim, eğer biz Ahmet Altan'ın ismini çıkartıp, başka bir isimle bu kitabı yayımlasaydık ve kitabı ön plana çıkarıp tanıtsaydık, gene buna yakın satardık. Yazarı farklı olsa bile bu kitap satardı. Çünkü bu satış bu kitabın hakkıydı.
1 milyon kitabı 3 milyon liradan satmak bir yayıncılık başarısı. Peki bu aynı zamanda bir ticari başarı mı? Bu fiyattan bu kadar çok kitap satmak yayıncıya parasal bir kâr sağlıyor mu yoksa iddia edildiği gibi zarar mı edeceksiniz?
Herkes, 'Bu işi yapmak için bunların çöpe atılacak parası var. Başarıya ulaşmak için her şeyi yapacaklar ve zarar edecekler' dedi. Biz bu işten zarar etmedik. Önümüzdeki ay 1 milyonun tamamı satılmış olacak ve bizim bu işten para kazandığımız ortaya çıkacak. Gerçi daha az baskı ve daha yüksek fiyatla çok daha büyük paralar kazanırdık ve hiç riske girmez ve böyle gerilmezdik ama... Bizim bu işte asıl kazancımız, 1 milyon okuru kâr hanemize yazmak oldu. Biz bu kitapla Anadolu'ya yatırım yaptık. Tıkalı kanalları açtık.
Kimse Türkiye'de 1 milyon okuyucu olduğuna inanmıyordu. Bu okuyucular daha önce neredeydi? Niye bugüne kadar en fazla kitap 150 bin cıvarında satıldı?
Bu okuyucular vardı. Onları görmek lazımdı. Biz bunları gördük. İşin mutfağından geliyoruz. Perakendeciliğimiz var. Türkiye'de kitap okumak isteyen bir kitle olduğunu görüyoruz. Adam kitabı almak istiyor ama, ona
ulaşamıyor. Adam taşradan geliyor, kendisi koliyle kitap alıp gidiyor.
Anadolu'daki insanımıza kitap ulaşmıyor. Türkiye'nin bütün aydınları, entelektüelleri, İstanbul, Ankara ve İzmir'e mi göç etti yani... Anadolu'da da kitabı seven aydın, entelektüel bir kesim var. Ama bizde Anadolu kitap okumaz diye bir önyargı hâkim. Hatta bu daha da genel söyleniyor. 'Bizim ülkemizde kitap okunmuyor' deniyor.
Siz 1 milyon okuyucu olduğuna nasıl inandınız peki?
Evet okunmuyor ama, biz yayıncılar kitabın okunması için ne yapıyoruz? Biz kitabı ne kadar dağıtıyoruz? 'Kitaplar pahalı ve ulaşılamıyor' deniyor. Bunlar yayıncı eksenli nedenler biraz. Yayıncının maddi gücü sınırsız değil ama... Biz, kitabın iyi olması koşuluyla, 'Daha iyi dağıtım ve daha iyi fiyatla' bu ülkede de 1 milyon kitap okunacağını gösterdik. Yayıncılık dünyasının buzkıran gemisi olduk ve yolu açtık.
Sizce diğer yayınevleri sizin açtığınız bu yoldan sizi izleyecek mi?
Göreceksiniz, onlar da mutlaka böyle şeyler yapacak. 1 milyon kitabın satışıyla yayın piyasasına hareket geldi.
Ama, ucuz fiyatla çok fazla kitap satmanın edebiyata zarar vereceğini, genç yazarların kitaplarını kimsenin basmayacağını, yalnızca Altan gibi ünlü yazarların şansı olacağı söyleniyor. Genç yazarların önü kapanmayacak mı sizce?
Ahmet Altan her gün bir kitap yazsa önlerini kapar ama, bir kitabın da üretim süreci var. Aksine Türkiye'de kitap piyasası çok genişleyecek ve genç yazarların önü açılacak. Başlangıçta
okucuyla arasında sağlam bir bağ kurmuş olan bir yazarın satması ve
okunması doğal. Almanya'da, Amerika'da çok satan yazanlar var diye, oralarda genç yazarlar çıkmıyor mu? Bizde de insanlar, edebiyatın bir özel kulüp olmadığını, herkesin içine girebileceği bir yer olduğunu görecek artık. Kitabı uygun fiyatla kendilerine ulaştırdığımız için Anadolu'dan o kadar çok teşekkür mektubu aldık ki biz. Ayrıca, Türkiye, yazarın yazıdan iyi para kazandığı bir ülke de olacak. Ahmet Altan gibi sadece kitap yazmaktan para kazanan yazar sayısı bir elin parmağını geçmiyor bugün. Yazarlık biraz hobi gibi yapılıyor. Zaten 1000 ya da 2 binlik baskılarla yayıncılık yapıldığına da inanmıyorum ben.
Peki diğer yayıncıların sizin yönteminize karşı tepkileri ne oldu?
'Alkım'ın yerinde olmak hiç istemezdim' diyen çok oldu. Bu kitabı 100 bin bile satamayacağımız söylendi. Ama şu hiç söylenmedi. Rakam doğru değil denemedi. Çünkü bunu başlangıçta düşündük ve bütün kitapların tek tek noter tasdikini yaptırdık.
Ahmet Altan'ın kitabını Türkiye'nin en fazla satan gazetelerinin neredeyse iki misli sattınız. Ama medya Mehmet Tezkan'ın da geçenlerde söz ettiği gibi buna çok büyük bir ilgi göstermedi. Radikal olayı manşete taşıdı ama köşe yazarları ilgilenmedi. Bu ilgisizliği neye bağlıyorsunuz?
Nedenini çözemedim. Her şeyden önce gazetecilik açısından haber niteliği olan bir olay bu. Türk edebiyat tarihinde hiç olmamış bir olay gerçekleşiyor ama medyadaki insanlar kayıtsız kalıyor. Radikal gazetesi ve üç, beş kişi dışında büyük bir sessizlik yaşanıyor. İnsanın içini acıtıyor bu.
Medyadan daha büyük bir ilgi mi bekliyordunuz?
Yazı ve edebiyat dışı bir isim ve kuruluş olan Migros'un gösterdiği ilgiyi, medyadan da beklerdim. Migros bize çok büyük destek verdi. Oysa Türkiye köşe yazarı açısından en zengin ülke. Bu insanlar hayatlarını yazı yazarak kazanıyor. Bu haberi en çok, hayatını yazıdan kazanan ve edebiyat dünyasıyla ilişkili olan insanların sahiplenmesini bekliyorsunuz. Üstelik bugüne kadar da 'Türkiye'de insanlar kitap okumaz' demişiz biz.
İlgisizliğe çok şaşırdım. Mehmet Tezkan da zaten 'Ahmet Altan'ın sessiz devrimi' diye yazdı. Sanki Türkiye'de üç, beş günde bir, 1 milyon tiraj yapılıyor. Kim bilir belki de, 1 milyon basılıp, kitap on bin satsaydı, birçok yerde haber olurdu. Sanki kitabın çok satmasından üzülünüyormuş gibi bir durum var ortada.
Neden başka bir yazarı değil de Altan'ı seçtiniz böyle bir olay için?
Siz yayıncı olsanız, Türkiye'de böyle cesur bir adım atacak olsanız hangi yazarlar aklınıza gelir? Ahmet Altan başta gelir. Benim aklıma ilk gelen yazar oydu. Altan'ın kitaplarında, insanı, duyguları, hayatı anlatan, herkesin kendini bulabileceği, altını çizerek okuyacağı çok yer var. Ama tabii şu bir gerçek, ancak iyi kitap böyle rakamlara ulaşabilir. İyi olmayan bir kitaba 300 bin lira fiyat da koysanız satmaz. Geçmişte fiyatı düşük tutulan kitapların hiçbiri satmadı. Hepsi iade oldu.
Altan'ın kitabının mayıs ayında Avrupa'da en fazla satan kitap olduğunu açıkladınız. Avrupa'da kitaplar ne kadar satıyor?
Avrupa Yayıncılar Birliği'ne sorduk, Avrupa'da bu rakamlar yok. Bu yılın hiçbir ayında, bizimki kadar satmış bir kitap yok. İtalya'da gençler arasında bir kült haline gelen, ilk basımı küçük bir yayınevi tarafından yapılan, öğrenciler arasında fotokopiyle çoğaltılan ve şimdi büyük bir yayınevi tarafından basılan Federico Moccia isimli yazarın gençlik romanı bile bu yıl 180 bin satmış. Onun için 1 milyon çok ciddi rakam. Dünyanın en tanınmış liderlerinden Clinton bile bütün dünyaya birbuçuk milyon sattı. Amerika'da da bir elin parmağını geçmez 1 milyon baskı.
Siz 1 milyon kitap basacağınızı söylediğinizde yayınevinizdeki arkadaşlarınız ne dedi?
Kimseye 1 milyon basacağımızı söylemedik ki. 100 bin dedik. 100 bine bile herkes karşı çıktı, 50 bin, 50 bin bas dedi. Bu işe ben ve ağabeyim inandık. Ahmet Altan da bana ağabey gibi davrandı ve sürekli 'Başar senin zarar etmeni istemem' dedi. Bizi kendi piyasamızdaki yayıncı ve bayi arkadaşlarımız da çok uyardı. Ama ben 50 ya da 100 bin baskı yapsaydım, bu kitabı bu fiyata satamazdım. Kitapların üzerinde 20'inci, 30'uncu baskı diye yazıldığını görüyoruz. Eğer siz bir yayıncıysanız, bir kitabın ne kadar satacağını birazcık tahmin etme yeteneğinizin olması gerekir. Bu kitabı yayıncı olarak al bir oku, bu kitabın satacağına inanıyorsan, ikişer bin, ikişer bin 28 sefer baskı yapacağına, bir defada yüz bin bas, kitabın fiyatını aşağıya çek ve okur kitaba ulaşabilsin. Okuyucuya yazık olmasın.
İsmet Berkan, kitabın pahalıya üretildiğini, fiyatı ucuzlarsa okur sayısının çok artacağını köşesinde defalarca yazdı.
Az baskı, üretimin maliyetini artırıyor ve kitabın fiyatını yükseltiyor. Yayıncı olarak biraz kendini yoracaksın. Yüreklice kitabı basacaksın ve satacaksın. Şu anda çok satan kitaplardan birinin fiyatı 25 milyon lira. Bir öğrenci için bu bir servet. Bu kitap otuz baskı yaptı. Yayıncı olarak bas 250 bin tane, fiyatını düşür, insanlar daha rahat alsın kitabı. Gerçekten okura yazık oluyor...