Biyoteknolojide ilk

İTÜ'de açılan Moleküler Biyoloji-Biyoteknoloji ve Genetik Araştırmalar Merkezi, alanında disiplinlerarası dayanışma ile çalışacak Türkiye'nin ilk kurumu.

İSTANBUL - Bir deniz kabuğunun şekli ve dayanıklılığı veya bir kertenkelenin kopan kuyruğunun kendi kendine yenilenebilmesi bilim adamlarını hâlâ hayran bırakıyor. Bilim adamları da doğanın sunduğu birbirinden çeşitli ve kompleks oluşumları anlayıp, bunlardan esinlenerek yeni sistemler, yapılar ve malzemeler yaratmayı amaçlıyor.
Artık sağlık sektöründen bilişime kadar geniş bir yelpaze bu sinerjiden faydalanıyor. Biyomedikal, nanobiyoteknoloji, biyomalzemeler, doku mühendisliği, biyobenzetim de bu alanlarda yavaş yavaş duymaya alıştığımız kelimeler. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) önceki gün açılan Dr. Orhan Öcalgiray Moleküler Biyoloji-Biyoteknoloji ve Genetik Araştırmalar Merkezi, Türkiye'de bu konularda disiplinlerarası çalışmaların yürütülebileceği altyapıyı sunuyor.
Sonsuz araştırma olanağı
İTÜ mezunu yüksek mühendis Dr. Öcalgiray'ın bağışlarıyla yapılan merkezde tam teçhizatlı eğitim ve araştırma amaçlı 21 laboratuvar, konferans salonları ve sergi alanı bulunuyor. Değişik alanlarda, birbirine yakın ya da ilgili konularda çalışan birçok bilim adamının uzun vadeli ortaklıklara yöneldiğini belirten merkezin başkanı Prof. Dr. Candan Tamerler Behar, kurumun bu tür araştırmalara altyapı oluşturmayı amaçladığını söylüyor.
Behar, artık devrim yaratacak projelerin gelişmesinin disiplinlerarası yapıların kesişim noktalarında olacağını vurguluyor. Behar, "Diğer ülkelerin ürettiği teknolojileri kopya ederek bir yere varamayız. Dünyayla yarışabilecek teknoloji üretmemiz lazım. Burası, sağlık çalışanından bilgisayarcısına, elektronikçisinden inşaatçısına kadar herkes için, 'Aa niye dönüp doğaya bakmıyoruz?' sorusunu öne çıkaracak bir merkez. Tamamıyla doğayla iç içe olan bu yeni teknolojiler herkesin ilgisini çekecek" diyor.
Beyin göçüne çare
Merkezde yüksek lisans programı da bulunduğunu belirten Prof. Behar, projenin amaçlarından birinin beyin göçünü önlemek olduğunu söylüyor:
"Öğrenciler aralıklarla yurtdışına gönderiliyor. Böylece öğrenciler Türkiye'ye yeni bir enerjiyle dönüyor. Araştırma yapmak isteyen biri, altyapı, donanım ve uluslararası platformlarda dolaşabilmek ister. Bunları sağladıktan sonra beyin göçü olmaz"