Bize kalan üç kuşak sessizlik

Bize kalan üç kuşak sessizlik
Bize kalan üç kuşak sessizlik

Hrant Dink, katledilişinin 6. yılında memleketi Malatya da da Unutmadık, unutturmayacağız sloganıyla anıldı.

Dink'i Malatyalı hemşerileri tanıklıklarıyla andı: 'Gavur İmam' kimdi? Müslümanlığa geçen Ermeniler Müslüman mezarlığına gömülemeyince nasıl çözüm bulundu? Katolik Misyonu, genelev olarak mı kullanıldı?
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

“Anlattıklarımı başkasına anlatırsanız, sonunu tatlıya bağlayın. Çünkü biz artık acılarımıza gülmeye başladık. Bundan sonra gülelim, ağlamayalım be!” diyor Garabet Orunöz. Aslında ‘ciğeri epey yanmış’. Orunöz, Dink’in Tuzla Yetimhanesi’nden arkadaşı ve hemşerisi. Ailesinin hikâyesini de Dink’in ölüm yıldönümü için kotarılan ‘Buradayız Ahparig’ etkinliklerindeki ‘1915 Öncesi ve Sonrası, Malatyalı Ermenilerle Sohbet’ toplantısında anlatıyor. 

Gâvur İmam’la namaz
“Ben dayımı 2009’da, Malatya Pötürge’nin bir köyünde gidip buldum. Dayımlar din değiştirip orada kalmışlar. ‘Yeni bir hayat kurduk, çok zor oldu ama kurduk, bozmayalım’ diyor. Kendim için değil, komşular için namaz kılıyorum diyor.” Sonra hikâyenin hem trajik hem de komik tarafına geçiyor. “Dayımın oğlunun lakabı ‘Gâvur İmam’. Dayım, oğlunu imam hatibe göndermek istemiş. Kimse istememiş ‘gâvurun göbeli’ diye. Dışlanınca gitmemiş o da. Ama hep namazını camide kılan biri. Onun için köyün esas imamı bir yere gidecek olduğunda dayımın oğluna bırakıyormuş imamlığı. O da kıldırıyormuş, ama arkasında namaz kılan köylü, köy kahvesinde de dedikodu yapıyor tabii: ‘ Bugün de namazı Gâvur İmam’ın arkasında kıldık’.” Dayısının yıllarca onunla görüşmek istememesinin sebebi, Ermeni bir yeğeni olduğunu köye hatırlatmamak. Çünkü iyi hatıralar yok geçmişte: “Bir dayım çok genç yaşta ölmüş. Camide namazını kılmışlar, tam mezarlığa doğru yola çıktıklarında yollarını eli sopalı kişiler kesmiş, ‘Bu ‘kefere’yi bizim mezarlığımıza gömdürmeyiz’ demişler. Dedem de dayımı almış, götürüp mezarlığın karşı tepesine gömmüş. Ondan sonra köyde ne kadar din değiştiren Ermeni rahmetli olduysa, cenaze namazları kılınıyor, camiden kaldırılıyor ama dayımın yanına gömülüyor.”

Mezarlık çözümü!
Köyde ikilik olup, mezar sayısı 20-25’e ulaşınca muhtar durumu kaymakama aktarmış. Orunöz devam ediyor: “Kaymakam köyün imamını istetmiş. ‘İlk cumaya köyün erkeklerini çağır ‘Her kim ki namaz kılıyorsa, onun cenazesi Müslüman mezarlığına gömülebilir’ dedi. İmam ‘O mezarlıklar ne olacak?’ diye sormuş. Kaymakam da ‘Oraya karışma’ demiş. İlk cumada erkeklerin hepsi camiye toplanıyor, vaaz veriliyorken, bir dozer de o 20-25 mezarlığı yerle bir ediyor.” Susuyor ve devam ediyor Orunöz: “1960 öncesi bunlar. Ha bunlar acılarımız, olmuş bitmiş, yeter ki bir kez daha yaşanmasın.”
Başlık ‘1915 Öncesi ve Sonrası’ olunca, sözü Birzamanlar Yayıncılık Yayın Yönetmeni Osman Köker alıyor. 1914’teki nüfus verilerini hatırlatıyor. Osmanlı arşivlerine göre 35 bin nüfuslu Malatya’da 15 bin, Arapgir’de 10 bin ve Darende’de 2 bin 800 civarında Ermeni kayıtlı imiş. Toplam 28 bin kişi. Patrikliğin 1911 tarihli verileri ise sadece Malatya merkezde 25 bin Ermeniden bahsediyor.

28 binden 50- 60’a
Garo Paylan’ın sözleri durumu çok net özetliyor: “Ben İstanbul ’da doğmuş bir Ermeniyim, ama hep Malatyalıyım dedim ve hep öyle hissettim. Nerden baksanız Malatya’nın yarısıydık, sonra büyük bir kırımla, yıkımla ‘kılıç artıkları’ olarak kalakaldık. Bunu Yahudi soykırımı gibi düşünemeyiz, gelip geçmedi hiçbir şey. Çünkü o ‘kılıç artıklarına’ da düşen üç kuşak sessizlik oldu. Malatya’da şu anda kendine ‘Ermeniyim’ diyen en fazla 50-60 kişi kaldı.” Ermeniler gibi Ermeni yapıları da nasibini almış ‘yıkım’dan. Osman Köker 1900’lerin başında Malatya’da üç kilise, bir manastır, dört Ermeni okulu ve bu okullarda okuyan 800 öğrenci olduğunu söylüyor ve ama şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor. Esen yellerde asılı kalan günahlar da var. “Malatya’da Fransız Misyonu ya da Katolik Misyonu da denen ve Ermeni çocukların da eğitim aldıkları okul, Cumhuriyet döneminde uzunca bir süre genelev olarak kullanıldı” deyince salondaki Ermenilerden değil ama Ermeni olmayanlardan tuhaf bir iç geçirme yükseliyor.

Misyondan genelev
Malatya Hay-Der’in Başkanı Hosrof Köletavitoğlu da şu anda Malatya’da 65-70 yaşın üzerindekilerin oranın genelev olarak kullanıldığı zamanları hatırladığını söylüyor: “Belgesi yok, bilgisi sözlü tarihe, yaşlıların anlatısına dayanıyor. Çocukluğumda da Malatya’da genelev yoktu, ama genelev fonksiyonu olan bir yer yoktu anlamına gelmiyor bu. 1940’larda başlamış genelev olarak kullanılmaya ve 60-65’lara kadar da devam etmiş. Ermeni kiliselerinin, okullarının depo, ahır, hapishane, olarak kullanıldığını biliyoruz da genelevi bir tek burada duyduk. Yazılı, kayıtlı bir şey bulmak mümkün olmuyor. Ne tesadüf ki 100 kadar nüfus dairesi, 30 kadar tapu dairesi yanmış.” Ama tanıklar hâlâ var. 1935 doğumlu Kapriyel Orguneser mesela: “Genelev olarak kullanılan büyük bir ahşap bina vardı. Babam derdi ki, burası eskiden Fransız kolejiydi. Surp Yerrortutyun kilisesi vardı, onun askeri depo olarak kullanıldığını hatırlıyorum ben. Sonra ahşap bir Katolik kilisesi vardı, tütün deposu olarak kullanıldı. Ortaokuldayken dozerlerle yıkıldığını kendim gördüm.” Malatyalılar, Dink’in ruhunu belki de ancak böyle şad edebileceklerini herkesten daha iyi biliyor. Geçen sene yerle bir edilen Malatya Ermeni Mezarlığı’na son dua yeri yapılmasını bile önemsiyorlar. Hrant’ın bir hemşerisi şöyle bitiriyor: “Biz hâlâ son dua yeri yaptırıyorsak, bu topraklarda kalmak içindir bu çaba”.