Bizim adalet yüzde 1'lik

Herkes krize giren ekonomiden söz ediyor. Ama gelişen olaylara bakarsak hukukun durumu da ekonomiden daha iyi gözükmüyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

Herkes krize giren ekonomiden söz ediyor. Ama gelişen olaylara bakarsak hukukun durumu da ekonomiden daha iyi gözükmüyor. Türkiye 'de hukuk da krizde mi? Bir gün aynen ekonomide olduğu gibi hukuk sisteminin hiçbir sorunu çözemediğini mi fark edeceğiz biz?
Hukuk çoktandır krizde. Türk toplumunda manası, değeri ve önemi anlaşılmadığı için hukukun üzerinde durulmaz. Devlet ve hükümetler de hukuka önem vermez. Bunun göstergesi de, Adalet Bakanlığı'na her yıl bütçeden ayrılan payın genel bütçeye oranıdır. Bu oran yüzde biri bile bulmaz. Gerçi 'Adalet mülkün temelidir, devletin temelinde adalet yatar' denir ama sadece denir. Bizde adalet resmi gözlerin kem olarak gördüğü, halkımızın da pek olumlu bakmadığı bir şeydir.
Türk halkı niye hukuktan hoşlanmıyor sizce?
Çünkü hukuk, birlikte yaşamanın kaçınılmaz bir kurumudur. Halkımızın birlikte yaşama kültürü ise henüz gelişmemiştir. Herkes bir yolunu bulup kanundan, mahkemeden kaçmanın çaresini arar bizde. Türk toplumunda 'Allah kimseyi hekime ve hâkime muhtaç etmesin' diye bir söz vardır. Bu söz kişinin mahkemeyi kendi ışında, yabancı bir kurum gibi görmesinden ve hâkime olan güvensizlikten de kaynaklanıyor. İnsanlar, hukuku uygulayacak makamların kendilerinden bekleneni yapmadıklarını görünce, bir toplumu en çok zayıflatan yola sapıyorlar. Adaleti kendi elleriyle sağlamaya çalışıyorlar. Anlayacağınız Türkiye'de hukuk hep krizde. Niye derseniz?
Niye?
Türkiye daima siyasi krizler yaşayan bir ülke. Bu siyasi kriz dönemlerinde hukuk daha da krize giriyor. Çünkü bu siyasi krizlerde 'olağanüstü dönem hukuku' ortaya çıkıyor. Ve bu olağanüstü hukuk, olağan döneme geçildiğinde de yürürlüğünü sürdürüyor. Türkiye'de hâlâ 12 Mart ve 12 Eylül zihniyeti devam ediyor. 67 yaşındayım, hayatımın elli yılı ya sıkıyönetimle geçti ya da olağanüstü halleri yaşayarak, duyarak geçti. Demokratik olduğunu söyleyen bir cumhuriyet eğer seksen yılının üçte ikisini hukuka iyi gözle bakmayan rejimlerle geçirmişse, adaletin orada sağlıklı işlediğini söylemek imkânsızdır.
Türkiye'de hukuk sistemi tümüyle devleti korumak amacıyla oluşturulmuş. Ama devletin durumu ortada. İçinde çeteler olduğu resmi raporlarla tespit edildi. Her yanında yolsuzluk var. Devleti korumaya çalışan hukuk sistemi acaba devleti çökertiyor mu? Devleti böyle korumayan ülkelerde bu kadar yolsuzluk yok çünkü.
Demokrasisi en sağlam ülkeler, yolsuzluğun en az olduğu ülkelerdir. Bu ülkelerde denetim her aşamada vardır ve 'şeffaflık' bir hukuki kurum haline gelmiştir. Dünyada en az yolsuzluk yapılan ülkelerden biri olan İsveç'te şeffaflık kanunu 1730'larda çıktı. Bizde ise şeffaflık kanununun tasarısı yıllardır elden ele dolaşıyor. Oysa şeffaflık, devletin ne yaptığından vatandaşın haberdar olma hakkıdır. Bizde vatandaş devletin ne yaptığını bilmez. Bilmeye kalktığı anda da zaten suç işler.
Niye?
Çünkü devlet sırrı Kuranı Kerim gibi dokunulmaz bir şeydir. Bir devlet memuru 'Bu sırdır' dedi mi, onu öğrendiğiniz veya ifşa ettiğiniz takdirde dünya kadar ceza yersiniz. Halbuki bugün demokratik bir devletin, bazı askeri konular hariç vatandaşından saklayacağı hiçbir konusunun kalmadığı kabul edilir. O ülkelerde devletin değil vatandaşın hayatı gizlidir. Bizde ise vatandaşın özel hayatı açıktır, devletin hayatı gizlidir. Bizde devlet sırrı düşüncesi iki asır öncesinin fikri. Bugün yürürlükte olan kanun 1889 tarihli İtalyan kanununa dayanıyor. Bu, hâkim sınıfların daha çok korunduğu, devletin yüceltildiği bir sistemdir. Biz bu kanunu değiştirmediğimiz gibi, daha sonra yapılan İtalyan faşist ceza kanunundan da devleti yücelten hükümler aldık. Bugün bütün bu hükümler hâlâ yürürlükte. Tabii sadece hükümler değil, üstelik kafamız ve yüreğimiz de kara bizim.
Ne demek istiyorsunuz?
Dunyanın en liberal ceza kanununu, en demokratik anayasasını yaptık diyelim. Eğer yüreğimiz ve kafamız uygun değilse iyi yasalar fazla bir şey ifade etmez. Çünkü devletin her şeyin üstünde olduğu zihniyeti hem toplumda hem devlet mekanizmasında çok egemendir bizde. Genç bir hukuk profesörü 'Devlet istediğini cezalandırır, istediğini affeder' diyebiliyor hâlâ bu ülkede.
Devleti korumaya çalışan bir hukuk sistemi devleti çökertmiyor mu peki?
Çökertiyor. Devleti yüceltmek için bireyi ezersiniz. Bireyi ezilen toplum ise çöker. Toplum çökünce devletten eser kalmaz. Günümüzde devlet amaç olmaktan çıktı, birey yüceldi. Devlet ne yapıyorsa, birey için yapıyor artık. Bizde ise tam tersi. Türk Ceza Kanunu'nda ilk sırada uzun uzun yer alan suç grubu nedir biliyor musunuz? Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlardır bunlar. Kişiye karşı işlenen suçlar kanunda en sonda gelir. Devletin herşeyin üstünde olduğunun göstergesidir bu.
Türkiye afiş asan on dört yaşındaki çocuğu bile on iki yıl hapse mahkûm edecek kadar sert, hatta insafsız yasalara sahip. Bu yasalar devleti korudu mu?
Bu kanunlar devleti korumuyor. Bu yasalarla sonunda güçlü bir devlet ortaya çıkmıyor. Yasalarımız büyük ölçüde kötü yasalar ama bu yasaları bile biraz kafa ve yürek olsa, daha iyi uygulamak mümkün. 12 Mart'ta da çocuklar yargılandı. On dört yaşında bir kızın avukatıydım ben. Generaller aleyhine küçük kâğıtlara yazılar yazmış, evlerin kapısına bırakmış. 'Ordunun manevi şahsiyetini tahkir'den tutuklandı. Askeri savcı ilk celsede suç işleme yeteneğine sahip olup olmadığı tartışılabilecek bir yaşta olan bu çocuğun serbest bırakılmasını istedi. Ancak mahkeme heyeti değişti ve o mahkeme çocuğu altı aya mahkûm etti. Askeri Yargıtay ise kararı 'bu yaşta bir çocukta, ordunun manevi şahsiyeti ve onu tahkir şuuru yerleşmiş olamaz' diyerek kararı bozdu. Bazen beğenmediğimiz bir kanunu bile aklı başında uygulabilirsiniz.
Kanunları vicdan sahibi insanların iyi niyetine bırakmaktansa, onları değiştirip çağdaşlaştırmak daha uygun olmaz mı?
Bu yasalar insanları devletten soğuttu. Türkiye'de devlet insanlara kötü muamele ediyor. Anadolu'da olmadık yerlere köy ve kasabalar yapılmıştır. Niye, çünkü devlet kendini sevdiremedi. Anadolu öteden beri devletten kaçıyor. Devlet bana ulaşmasın diyor.
Hapishanelerde bugün insanlar açlık grevlerinde ölüyor. Çünkü onları hapishanelerde insani ortamlarda barındırmamıza yasalar elvermiyor. Bu tür yasalar evrensel hukuka uygun mu?
Değil tabii. Bugün uluslararası hukukta 'mahkûmun ikametgâhına yakın yerde hükmünü çekmek gibi bir hakkı' var. Mahkûmun aile ve toplumla olan temasını ayakta tutmak ve ona insanlığını unutturmamak için böyle bir hak var. Çünkü mahkûm topluma geri dönecek. Cezanın asıl amacı da insanı yeniden sosyalleştirmek, onu toplumsal hayata hazırlamaktır. Biz ise ne yapıyoruz? 'Seni iki, üç kişi konforlu bir yerde yatıracağız ama sen dış dünyayla temas etmeyeceksin' diyoruz. Bu, o mahkûmun insan olduğunu inkâr etmektir. Bugün hukuk devletiyim diyenlere 'Sen sanıklarına nasıl muamele ediyorsun' diye soruyorlar önce. Çünkü artık insan hakları, sanık hakları ve mahkûm hakları var. Çağdaş dünyada bu hakları insanların elinden alamazsınız.
Evrensel hukuka uyan ülkelerde fert başına milli gelir on bin hatta yirmi bin doların üstünde. Biz evrensel hukuka uymuyoruz. Karşılığında da fert başına milli gelirimiz üç bin dolar civarında. İnsanların bu kadar fakir olduğu bir ülkede bu hukuk sistemi kimin işine yarıyor? Halkın pek işine yaramadığı rakamlarda gözüküyor çünkü.
Fakir olmayanlarla devlet otoritesini temsil eden çıplak güç sahiplerinin işine yarıyor. Türkiye'nin gerçek manada demokratik olması, siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlarının üstesinden gelebilmesi için paramiliter devlet olmaktan uzaklaşması gerekiyor. Eğer bir gün askerlerle ilgili haberler, gazetelerin birinci sayfasından çıkıp iç sayfalarına girebilirse, Türkiye o zaman belli bir aşamaya gelmiş olur. Bunun için de sivillerin işlerini başkalarına
ihale etmekten vazgeçmeleri lazımdır.
Hapishanelerde gencecik insanlar, evrensel hukuka uymayan yasalar yüzünden ölüyor. Ama hukukçularımız bu konuda çok duyarlı değil. Biz, insanı değil de devleti kutsayan hukukçular mı yetiştiriyoruz?
Tabii. Bunlara hukukçu değil hukuk mezunu diyelim. Çünkü hukukçu olmak, hukukun değerini bilmektir.
Hukuk fakülteleri mezunları hukukun değerini bilmiyorlar mı?
Bin kişilik sınıflarda hukuk dersi yapılmaz. Orada ancak miting yapılır. Bu sistemde iyi hukukçu yetiştirilemez.
Türkiye'de hukuk vatandaşlara eşit olarak uygulanıyor mu? Herkes yasalar karşısında eşit mi?
Hayır değil. Ben avukatlık da yaptım ve üç senedir bıraktım. Türkiye'de adaletin bulunduğuna hiç inanmıyorum. Çünkü siyaset adalete karıştığı zaman iş gürültüye gider. Ne kadar siyaset varsa o kadar az adalet vardır. Bizde böyle. Adaletin üzerinde sadece devletin resmi siyasetinin değil, medyanın da baskısı var ayrıca. Herkes adalet ve yargı üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Çünkü adalete ve yargıya hâkimsen, devlete de hâkimsin demektir. Bütün gücü elinde tutarsın o zaman. Bakın, bir bakanlığın rüşvet olayına jandarma bakmaz. Jandarma polis teşkilatının olmadığı yerlerde işlenen suçlarla ilgilidir. Jandarma komutanları gidip bu sanıklardan birini hapishanede bir odaya çekip 'Sen falancayı suçlarsan biz seni kurtarırız' diyemez. Bir içişleri bakanı da jandarmaya 'Ben talimat verdim' diyemez. Çünkü içişleri bakanının tahkikat yapılması için emir verme yetkisi yoktur. Bu, adalet bakanlığının ve savcının işidir. Tabii bir savcı da ne kadar dürüst bir adam olduğunu göstermek için evine otobüsle gittiğini gösteren fotoğrafının çekilmesine izin vermez.
Türkiye'de yazarlar, sanatçılar, aydınlar sürekli yargılanıyor. Kendi aydınlarıyla bu kadar ters düşen bir hukuk sistemi hukukçularda hiç kuşku yaratmıyor mu?
Bende isyan duygusu yaratıyor.
Geçenlerde Çetin Altan yazdı. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün talimatı üzerine savcılığa ifade vermeye çağrılmış. Son zamanlarda birçok yazara aynı dairenin emriyle savcılıktan davetiyeler geldiğini duyuyoruz. Adalet Bakanlığı'nda çalışan hukukçular yazarlardan hoşlanmıyor mu?
Adamların bir kısmını tanıyorum. Yüz yüze konuştuğunuzda hukuktan ve demokrasiden yanalar ama bunların önemli bir kesimi tipik bir bürokrattır.
Ne demek tipik bir bürokrat?
Yani at gözlüklüdür. Adalet bakanını tanırım, uygar bir hukukçudur. Çok tuhafıma gidiyor, böyle şeylere nasıl
izin veriyor. Ülkenin olağan rejimden çıkmasından çekiniyorum. Türkiye'deki bir yıldır garip uygulamaların kökünde, Avrupa için atılan adımın da payı var. AB konusu çeşitli çevreleri rahatsız ediyor. Çünkü AB üyeliği şeffaflığa ve demokrasiye giden yolun açılmasıdır. Demokrasinin Türkiye'de nereleri, niçin rahatsız ettiğini biliyoruz.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü, 'andıçları eleştirdiği' için Çetin Altan'ın savcılığa gönderilmesi için emir veriyor ama 'andıcı hazırlayanlarla' hiç ilgilenmiyor. Bu durum sizce hukuka ve adalete uygun mu?
Değil. Bunu kesinlikle tasvip etme imkânı yok. Biz henüz demokratik bir hukuk devleti değiliz.
Hukuk eğitimimizde de bir çarpıklık olduğu, hukukçularımızı dünya standartlarında yetiştiremediğimiz anlaşılıyor. Son bir soru sorayım. İyi hukukçular yetiştirebilmek için hukuk eğitiminde nasıl değişiklikler yapmalıyız?
Sayıları 25'i aşan hukuk fakültelerine her yıl binlerce öğrenci alınıyor. İlk yapılacak şey, bu sayının azaltılmasıdır. Eskiden Ankara ve İstanbul hukuk vardı. Hukukçular bu önemli eğitim yerlerinde yetişiyorlardı. Şimdi ise adı hukuk fakültesi olan ama hukukla alakası olmayan yerlerde yetişiyorlar. Bunların çoğunun ismi var cismi yok.
Yirmibirinci yüzyılın en önemli değeri eğitim. Nasıl bir sonuç veriyor böyle bir eğitim?
YÖK Başkanı üç sene önce 'Bu hukuk fakültelerini ne yapacağız' diye bizi topladı. Kırıkkale Hukuk Fakültesi dekanı da geldi. Askeri hâkimlikten doçentlik unvanı almış. Onu önce İktisadi ve Ticari İlimler'e öğretim üyesi almışlar. Hukuk Fakültesi açılınca dekan olmuş. Heyecanlı, çalışkan biriydi. Bana, 'Hocam ben bu sene birinci sınıfı açtım. Bütün derslere ben giriyorum' dedi. Düşünebiliyor musunuz, üniversite açıyorsunuz, tek bir hocası var. Olur mu bu? Yazık değil mi çocuklara? Yazık değil mi hukuka?
AÇIKLAMA: Ekrem Pakdemirli, Cavit Çağlar için, 'Ziraat'e 48 milyon dolar borçluydu. Bakan olunca banka ona bağlandı. Borç 8 milyona indirildi ve TL'ye çevrildi. O bunu da ödemedi' demişti. Nergis Holding Başkanı Şükrü Şankaya cevap gönderdi. Çağlar'ın değil, ortağı olduğu Nergis Grubu'nun Ziraat'tan kredi aldığını söyleyen Şankaya 'Borç 48 değil 16 milyar TL. yani 20 milyon dolardı. Borç, bir protokolle 1992-1996'da 169 milyar TL olarak tasfiye edildi' diyor.
Uğur Alacakaptan NEDEN?
Türkiye, ekonomik ve siyasi krizlerden bir türlü yakasını kurtaramıyor. Ama bu iki krizi de yaratan temel sorunla, yani 'hukuk'la pek ilgilenmiyor. Oysa Türkiye'nin ekonomisini ve siyasetini krizden krize sürükleyen asıl yanlışlık hukuk sistemimizde yatıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne her gittiğinde Türkiye mahkûm oluyor ve mağdur vatandaşlarına yüklü tazminatlar ödüyor. Bu davalar bile Türkiye'nin evrensel hukuktan ne kadar uzak bir uygulama içinde olduğunu gözler önüne seriyor. Hukuk sistemimizdeki yanlışlıkları, yaptığımız hataları, devletin hukuka ve bireye bakışını, Adalet Bakanlığı bürokratlarının hukuk anlayışlarını, hukukçuların ve hukuk fakültelerinin kalitesini Prof. Dr. Uğur Alacakaptan ile konuştuk. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı Prof. Alacakaptan 1970 öncesi Ankara Hukuk Fakültesi'nin dekanıydı. 1980 öncesinde senatörlük yapan Alacakaptan, düşünce suçlusu olarak da yargılandı. Prof. Alacakaptan'ın dedesi ve babası da hukukçuydu.