Bozkırda bir Don Kişot

Sapsarı tepelerle çevrili göz alabildiğine çorak toprakların uzandığı bir coğrafyada ezberi bozan bir manzara, yeşiller fışkırıyor. Bu 10 bin ağaç, tek bir kişinin eseri.
Haber: UMAY AKTAŞ SALMAN / Arşivi

İSTANBUL - Sapsarı tepelerle çevrili göz alabildiğine çorak toprakların uzandığı bir coğrafyada ezberi bozan bir manzara, yeşiller fışkırıyor. Bu 10 bin ağaç, tek bir kişinin eseri.
Rahim Demirbaş, 1940'ta İç Anadolu'nun yüksek düzlüklerine kurulmuş Konya Ereğli'ye bağlı Beyören Köyü'nde doğdu. Çıplak tepelerle kaplı köyünün bir zamanlar ormanlarla kaplı olduğu efsanesini dinleyerek büyüdü.
Matematik öğretmeni olarak Kars'tan Kayseri'ye Türkiye'nin dört yanında görev yapan, tatillerde köyüne dönen Demirbaş ilk denemesini 40 yıl önce yaptı. Bir tatil yanında beş şeker çuvalı meşepalamudu getirdi, köylülerle birlikte dikti. Palamutların çoğu yeşerdi, ama korunamadı, hayvanlar tarafından yok edildi.
İkinci denemesiniyse emekli olup köyüne döndüğünde gerçekleştirdi. Bir zamanlar 220 hane olan köyü neredeyse boşalmıştı: "40 hane kaldık. İnsanların 15'er koyunları var. Onlarla geçiniyorlar. Çiftçilik yok denecek kadar az. Tarlalar boş, su sıkıntısı vardı."
1998 yılında, Cumhuriyet'in 75'inci yıldönümü kutlamaları kapsamında her yere heykeller dikildiğini gördü. Onun aklındaysa ağaç dikmek vardı. Önce köyünde 400 dekar arazi satın aldı, sonra ağaç. Etrafını çevirdi. Köylüleri de heveslendirdi. İlk olarak sedir diktiler. Ama susuzluk çekmeye başladılar:
"İki defa kuyu vurdurdum. 144 metreye indik. Kuyucu 'Su çıkacak hocam' dedi. Sonra 'Yokmuş' dedi. Birikimim tükendi. Sıkışınca evi sattım, 8 kilometre öteden su getirttim. Su yolu insan gücüyle kazıldı. Su getirdiğim araziyi de satın aldım tabii. Dört havuz yaptırdım. Hepsi 500 ton su alıyor. Su sıkıntısı çok çektim ama hiçbir ağacım kurumadı."
Peki devletten yardım alamamış mı?: "Başbakanımız 'taşı taş üstüne koyan yanımıza gelsin' diyordu. Orman Bakanı'na, Tarım Bakanı'na da yazdım. Onlar Devlet Su İşleri'ne, Devlet Su İşleri de başka yerlere yazmışlar. Net bir sonuç yok. Ben de gücüm olduğu zaman ormanımı büyütmeye devam ediyorum. Şimdi ormanın başında bir çocuk var, iyi kötü bakıyor. Hayvangelmiyor. Yazın da birkaç işçiye çapalattıyorum. 100 çeşit ağacım var. TRT'de reklamlarını dinlemiştim, tanesi 16 dolardan pavlonya bile getirttim. Mavi selvi, ladin, doğu ladini aklına ne gelirse, sarı-çam, karaçam... Çeşit çeşit ağacım var."
Su sıkıntısı çekse de Rahim öğretmene göre ağaçlarının hızlı büyümesinin sırrı sevgi. "Orman mühendisleri de görünce şaşırdı. Vallahi deneyin, sevgiyle büyüttüğünüz ağaç daha çabuk büyüyor. Ben gidince sanki ağaçlar seviniyor."
'Emekli adamsın, otur dinlen'
Demirbaş'ın bu orman sevdasına ilk başlarda ne köylü ne de ailesi anlam verebilmiş. 'Emekli adamsın, otur dinlen' demiş etrafındaki dostları. Karısı "Çocukların rızkını ağaca veriyorsun" diyormuş. Ama altı çocuğu olan Demirbaş'ın orman sevdası zamanla anlaşılmış: "Ben çocukluğumdan beri orman dikmeyi kafama koymuştum. Karşı çıkıyorlar diye vaz mı geçecektim. Şimdi köylüler de ormanı korumak için çaba harcıyor. Hayvanlarını sokmuyorlar. Çocuklarla bu yaz piknik yaptık. Torunlar havuzda yüzdüler. 'Dede iyi ki burayı almışsın' dediler."
Rahim öğretmenin çabasını ve başarısını takdir edenler arasında Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürü Mustafa Yüksel de var: "Türkiye'de yaşayan her insanın Rahim Demirbaş'ı örnek alması lazım. Çölleşmeyle mücadele budur. Biz destek veriyoruz, desteklemeye devam edeceğiz. "Genel müdür yardımcısı Mehmet Nakkaş'sa "Bir kişi bir günde 30-35 fidan dikebilir. Dokuz yılda 10 bin ağaç çok güzel. Sadece dikmek değil, ağaçlara en az üç yıl çok iyi bakmak lazım. Kendisini tebrik ederiz" dedi.