Bu çocuklar var ama yok!

Seher ve Ferhat; biri sekiz diğeri dokuz yaşında ama kanunen 'yaşamıyorlar'. Çünkü nüfus kâğıtları yok. İlköğretim çağını geçmelerine karşın okula yeni başlayabilen iki kardeş, sınıflarının en iyi öğrencilerinden.
Haber: UMAY AKTAŞ SALMAN / Arşivi

İSTANBUL - Seher ve Ferhat; biri sekiz diğeri dokuz yaşında ama kanunen 'yaşamıyorlar'. Çünkü nüfus kâğıtları yok. İlköğretim çağını geçmelerine karşın okula yeni başlayabilen iki kardeş, sınıflarının en iyi öğrencilerinden.
Onların eğitimlerine geç başlamalarının nedeni; Bitlis'ten İstanbul'a uzanan bir göç hikâyesine dayanıyor. Anne Sevda Demir, bir değiş tokuş sonucunda evlenmiş. "Babam üçüncü kez evlenmek isteyince beni verip, karşılığında görümcemi aldı" diyen Demir, 16 yaşında imam nikâhıyla evlenmiş. Aile Bitlis'te geçinemeyince çareyi Sultanbeyli'ye göç etmekte bulmuş. Sonuç: 100 milyon kira ödedikleri evlerinde sekiz kişi yaşamaya çalışan bir aile, nüfus kâğıdı olmayan üç çocuk, göçün getirdiği hayal kırıklığı...
Eğitimin büyük sorunu
Sultanbeyli'de eğitimin en büyük sorunlarından biri de, nüfus kâğıdı olmadığı için okula başlayamayan çocuklar. Seher ve Ferhat bu çocuklardan sadece ikisi.
Seher komşunun 'Bu kız dokuz yaşında ama okula gitmiyor, nüfus cüzdanı da yok' diye kolundan tutup okula getirmesiyle başlamış birinci sınıfa. Okul müdürünün Seher'e yardım ettiğini gören anne Demir, ertesi gün Ferhat'ı da alıp getirmiş okula ve yardım istemiş. Neden okula geç başladıklarının farkında olmayan çocuklar, "Biz okula gelmek istiyorduk ama yollayamıyorlardı. Ama şimdi çok mutluyuz" diyor.
28 yaşındaki anne Demir ise, 'neden' diye sorulduğunda cevabı 12 yıl öncesinde arıyor. Demir'in babası üçüncü kez evlenmek için eşi olarak seçtiği kızın karşılığında kendi kızını vermiş. Demir, "Babam, görümcemi almak için beni verdi. 16 yaşındaydım o zaman" diyor. Ekecekleri toprakları olmadığı için Bitlis'te geçinemediklerini söyleyen Demir, şöyle konuşuyor: "Geçinemiyorduk. Eşim zaten inşaatlarda çalışmak için sürekli İstanbul'a geliyordu. Sekiz sene önce İstanbul'a göç ettik. 100 milyon liraya kirada oturuyoruz. Düzenli bir gelirimiz yok. Çocukları okula göndermeyi istiyorduk ama yollayamıyorduk.
Benim adam biraz sert, evde benim dediğim olmaz zaten. Resmi nikâh işlemleri için başvuruyoruz. Muhtara gidiyoruz bir kâğıt için 1 milyon 500 bin istiyor. Evlilik cüzdanı ise 20 milyon."
Evde eşi ve üç çocuğunun dışında kayınvalidesi ve iki kayınbiraderi olmak üzere sekiz kişi yaşadıklarını söyleyen Demir, "Geçinmek için kaynanamın akrabaları da yardım ediyor. Ben de kayınbiraderlerime ve kaynanama bakıyorum, ev işlerini yapıyorum. Tandırda ekmek yapıyorum, bütün çamaşırları elimde yıkıyorum, evi toplayıp temizliyorum" diyor.
İlkokul beşe kadar okuyan Demir'in, memleketinde körelmeye başlayan hayallerini 'taşı toprağı altın' olan İstanbul çoktan yutmuş. Onlar için İstanbul'un taşı da toprağı da yoksulluk. Seher ve Ferhat okula başladı ama sırada daha üçüncü çocuk Serhat da var.
Demir geleceğe dair umutlarını ise şöyle anlatıyor: "Çocuklarım okusun iyi bir meslek sahibi olsun isterim ama... Evim olsun gecekondu olsun. Yeter ki kira vermeyeyim. Bir de sağlık."