'Bu gazete yaşamalı'

Ermenice ve Türkçe yayımlanan AGOS gazetesi, katledilen 11 yıllık genel yayın yönetmeni Hrant Dink'siz ilk sayısını çıkardı. 'Umuda uçtu' manşetini atan gazete, 5 binlik baskı sayısını da, 20 bini bütün Türkiye'ye dağıtılmak üzere, 35 bine çıkardı. Gazete personeli, "Hem ağladık, hem çalıştık. AGOS'un susması, Dink'in ülkülerinin susması demek, buna hakkımız yok" dedi.

İSTANBUL - Yıllardır Genel Yayın Yönetmenliği'ni yaptığı gazetesinin önünde öldürülüşünün ardından, dün ilk kez 'onsuz' hazırlanan AGOS gazetesinin her satırında Hrant Dink var. Onu ölüme götüren süreçle birlikte cenazesindeki 'sessiz çoğunluğun' isyanı anlatılıyor sayfalarda. Oğlu Arat, "Canım babam" diye tamamladığı yazısında yapacaklarının sözünü verirken, yazarından sanatçısına, işçi emeklisinden avukata toplumun tüm kesiminden onlarca seveni kendi kalemlerinden anılarını ve gönüllerindeki Hrant Dink'i yazıyor.
Hrant Dink'in ölümünün ardından ilk sayısını yayımlayan AGOS 24 sayfasının tamamını Dink'e ayırmış. Medyanın tanınmış isimleri, gazetenin çıkarım sürecinde gece yarılarına kadar AGOS çalışanlarıyla beraber olmuş, gazeteciliğin yanında çaycılık bile yapmışlar. Normalde beş bin basılan gazete bu hafta baskısını 35 bine çıkardı. Bu 35 bin gazetenin 20 bini İstanbul dışına yollanmış.
Hrant'ın Türkiyesi...
Etyen Mahçupyan'ın Genel Yayın Yönetmeliği'nde çıkartılan 565. sayının ilk sayfasında AGOS imzasıyla 'Hrant'ın ardından' başlıklı bir başyazı yer alıyor. Yazıda cenazeye katılanlara teşekkür edilip ekleniyor: "Saçılmış olan nar tanelerini sanki yeniden bir araya getiren o her milletten Ermenilere... Onlar ufkumuza bizi anlamlı kılan ve içinde olmak istediğimiz, sahiplendiğimiz bir Türkiye koydular. Hrant'ın Türkiyesi'ni..."
11 yılın ardından ilk defa Hrant Dink olmadan çıkan gazetenin ilk sayfaları cenaze töreni ve protestolara ayrılmış.
Üçüncü sayfanın yarısını cenaze töreninden fotoğralar kaplıyor. Kalan kısımda "Ve vicdan isyan etti" başlığıyla cenaze töreninden izlenimlere yer verilmiş. Yazının sonunda on binleri bir araya getiren cenazenin Türkiye'nin Ermeni sorunuyla açıkça ve korkusuzca yüzleşebilmesi için emsalsiz katkı yaptığı vurgulanıyor.
Dördüncü sayfada Dink suikastının öncesi ve sonrasını analiz eden Ömer Laçiner imzalı yazı yer alıyor. Laçiner "Hrant cinayeti 2004 Şubatı'nda sezmişti. Sabiha Gökçen'in etnik kökeniyle ilgili o meşhur yazıyı yazdıktan sonra aldığı tehditler öldürülme fikrini aklına düşürmüştü Hrant'ın" diyor. Laçiner'e göre Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu iddialarını ortaya atan Hrant bu sayede Mustafa Kemal'in milliyetçiliğinin ırk milliyetçiliğine dayanmadığını kanıtlamak istiyordu. Ama resmi ideoloji adına konuşanların öfkesi onu derinden sarsmıştı. Bu satırların yazıldığı sayfanın en üstünde Dink'in papağanları yemlerken çekilmiş fotoğrafı yer alıyor.
AGOS'a kilise ilanı
Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob'un sözleri beşinci sayfayı dolduruyor. 2. Mesrob'un cenazede yaptığı konuşma ve cemaat vakıflarına gönderdiği yönerge sayfanın büyük bölümünü kaplıyor.
2. Mesrob, Dink'in duygusal ve gözüpek oluşuna atıfta bulunurken, kilise ilanlarının bundan böyle AGOS ve Jamanak gazetelerinde yayınlanacağını söylüyor.
Gazetenin altı sayfası "Hrant'ın ardından" başlığıyla sanatçıdan siyasetçiye, yazardan akademisyene çeşitli kesimlerden 56 kişinin görüşlerine ayrılmış. Murathan Mungan, Müjde Ar, Orhan Pamuk, Elif Şafak, Can Dündar, Cengiz Çandar, Ekrem Dumanlı, Ahmet İnsel, Metin Üstündağ, Türkan Şoray, Ece Temelkuran gibi isimler nargileli fotoğraflarının etrafına serpilmiş yazılarla AGOS için Hrant Dink'i anlatıyor.
Gazetenin orta sayfaları Dink'in çocukluğunu geçirdiği Tuzla kampı ve azınlık vakıflarıyla ilgili yazdığı yazıya ev sahipliği yapıyor. Dink, 'Oysa biz haklıydık, hem de çok haklı' girişiyle başlayan yazısında azınlıkların ellerinden alınan mallarını ve 'Tuzla'daki cennetini' anlatıyor. Yazısının etrafı Dink'in hayatının çeşitli dönemlerinde çekilen Tuzla'daki fotoğraflarıyla süslenmiş. Sayfanın altını eşi Rakel'in gülümseyen fotoğrafı kaplıyor. Sayfanın ortasında kocaman bir fotoğraf meyve ağacının etrafına toplanmış kız çocukları. AGOS'un orta sayfası hüzünlü film karelerini andırıyor.
Hem ağlamış hem çalışmışlar
Haber sorumlusu Aris Nalcı'nın yazısıyla açılan 14. sayfa AGOS çalışanlarının dizelerine ayrılmış. AGOS ailesi yeni sayıyı çıkarırken hem ağlamış hem çalışmış. "Gelecek gençlerimizde ama onlar sokaklara dökülecek kadar cesur değil hâlâ" diyor Aris, Baron diye hitap ettiği Hrant abisine seslenirken. 'Kevork' Aksel Çidem, "İnanamıyorum" başlığını atmış yazısına. Muhabir Aznif Demirci, Dink'in hep aralarında yaşayacağını söylüyor. Ermenice sayfaların editörü Lusyen Kopar "Baronum bu küçük aklım seni yazmaya yeter mi?" diyor.
15-16-17'de cinayet ve sonrası Ermenice olarak gazeteye aktarılmış. 18-19 ve 20. sayfalarda Türk medyasının cinayete yaklaşımına yer verilmiş. Bu sayfalarda gazete manşetlerinin kupürleri var. Manşetler Hürriyet'in "Katil vatan haini" başlığıyla başlıyor, Tercüman'ın "Hepimiz Türk'üz" başlığıyla sona eriyor.
'Yarası olan gocunsun'
22. sayfada Hrant sanat eserlerinde yaşayacak başlığıyla Dink'in ardından gerçekleştirilecek sanat etkinlikleri duyuruluyor. Sayfanın altı Dink'in dostu Markar Eseyan'ın. Eseyan Dink ve 301. maddeyle ilgili sitem dolu bir yazı yazmış. Sonuna da eklemiş "Yarası olan gocunsun ellerinize sağlık.
Bir sonraki sayfa Dink'in yakınlarına ait. "Kurtlanmış topraklarımızı güvercinlerimizle temizleyeceğiz" diyor Ali Rıza Hrant Dink. Kardeş Türküler "Türkiye halklarının kalender evladı! senin türkülerini söylemeye devam edeceğiz" sözleriyle Dink'i uğurluyor. İşçi emeklisi Cemal "Sana sahip çıkamadık, bizi affet" diyerek utancını belirtiyor.
Hrant'sız çıkan ilk AGOS'un son sayfası Rakel Dink'in gazetelere manşet olan mektubuyla açılıyor. Mektubun altında Dink'in oğlu Arat'ın "Ne yapacağız" başlıklı yazısı var. Arat'ın 'Beyni yıkanmış birine biri bir çomak atmış, o da çomağın peşine, şimdi bu beyinsiz mi bizim işimiz? diye başlayan yazısı "Torunlarına O'nu anlatacağız. Ya Hode, ya Mesih. Canım babam" sözleriyle bitiyor.
Gazetedeki son yazı ise yine Hrant Dink'e ait! Hrant "Sizleri hep özleyeceğim dostlarım. Biraz önce duydum, İsmail Cem de geliyormuş yanıma. Ne hoş olacak onunla sohbet... Sizleri biraz çekiştireceğiz elbet, her şeyinizi de beğenecek halimiz yok ya! diye sesleniyor.
Gazete altı sayfalık bir ekle birlikte dağıtılıyor. Bu ekte Dink için gazeteye gelen taziye ilanları var.



Artık söz saçılmış nar tanelerini bir araya getiren 'sessiz çoğunluk'taydı
AGOS gazetesinde 'Hrant'ın ardından' yazılan yazılarda Sezen Aksu 'Bir daha uçar mı güvercin şehirde' diye soruyordu. Orhan Pamuk 'Hrant'ın katli bana hayatı zehir etti' derken, Türkan Şoray 'Hrant'ın kaybına yakınları kadar üzülüyordu'...

"Sevgili dostlar...
Bugün sizlere söyleyecek fazla bir şeyimiz yok...
Hayatımızı kendi hayatıyla anlamlandıran Hrant'ın gidişi şimdi bizi farklı ve yeni bir sürecin eşiğine getirdi. Ortak ruhunu kaybetmiş bir balık sürüsü gibi önce kendi iç dünyalarımızda saçılıverdik. Ama sonra bütün Türkiye'nin bizim gibi olduğunu ve bu noktadan ancak Hrant'ı geleceğin ufkuna yerleştirerek çıkabileceğimizi fark ettik...
Garip bir his ama ne Türkiye ne de AGOS belki hiçbir zaman bu kadar güçlü olmamıştı. Elinizdeki sayıda onlarca arkadaşımızın katkısı var. Hrant'ın hayalindeki AGOS'a adım adım gitmek üzere yola devam ediyoruz. Gazete çalışanları olarak bu yolda yanı başımızda olmasını istediğimiz Etyen Mahçupyan'la birlikte...
Bizi acılı günümüzde destekleyen, bizleri bağırlarına basan, güç veren, umudumuz olan tüm dostlara teşekkür ederiz.
Ama en çok da o sessiz çoğunluğa...
Saçılmış olan nar tanelerini sanki yeniden bir araya getiren o her milletten Ermenilere...
Çünkü onlar ufkumuza bizi anlamlı kılan ve içinde olmak istediğimiz, sahiplendiğimiz bir Türkiye koydular. Hrant'ın Türkiye'sini...
AGOS"
Gazete, yukarıdaki başyazıyla çıkıyor. Diğer sayfalarda ise Hrant'ın dostlarından, sessiz çoğunluktan mesajlar var...
Herkese, her şeye kızgınım
ORHAN PAMUK
Hrant Dink altın kalpli, dürüst, olağanüstü bir insandı. Ülkemizde gazeteci-yazar olmanın doğal bir sonucu vardır: Meslekte bir süre sonra insanın kalbini nasır bağlar, duyguları törpülenir, içtenliğini sürdürmek zorlaşır. Baskılar, yasaklar, tabular yüzünden... Hrant'ın hayranlık ve saygı uyandıran yanı, onca baskıya karşın içindeki çocuğu hâlâ canlı tutabilmesiydi. Hrant'ın içindeki çocuk yorgun, hırpalanmış ve ürkütülmüştü belki, ama baskılar onu çocukluktan, içtenlikten uzaklaştırmıyor, tam tersi, daha da dürüst ve açıksözlü yapıyordu. Kudret sahiplerinin, iktidarın, devletin, siyasi hesaplar peşinde koşanların yüreklerinin nasır tuttuğunu bilmesine rağmen Hrant gene onların, hepimizin kalbine seslenecek bir şekilde cesartle konuştu. Onun ölümünden, bir avuç arkadaşı dışında, hepimiz sorumluyuz. Ama en çok 301. maddeyi savunanlar, değiştirmeyenler, onu Türk düşmanı ilan edenler, hakkında kampanyalar düzenleyenler, onu hedef gösterenler, mahkeme kapısında sıkıştıranlar, hakaret edenler bu ölümden sorumlu. Altın kalpli cesur arkadaşımın katli, bana hayatı zehir etti. Herkese, her şeye kızgınım, sınırız bir utanç duyuyorum.
Güvercinin ölümü
SEZEN AKSU
Bir daha açar mı karanfil kokusuz/Bir daha uçar mı güvercin şehirde/Yalancı güneşli bir ocak/Mübarek Cuma gününde/Gitti cancağızım gitti/Bitti son İstanbul/Kaldırımlar zabıt tuttu/Hepimiz şahidiz/Her yer tetikti/Bir daha yazar mı kalem kanaya kanaya/Kâğıdı da kan tutar ağaç değil mi soyu/Ağla doyasıya ağla/Aynı denizde çoğalır yüreğin özsuyu/Sen de çekip gitme/Dayan be umudum/Dön gel/Meydan okur hayat/Pabuç bırakmaz ölüme/Dön gel.
Benim masal babam
ELİF ŞAFAK
Hrantçığım, babacığım, benim masal babam... Çocukluktan beri düşlenen Saroyan hikâyelerinden bize misafir gelivermiş babacık... O güzelim yüreğin sızlamasın diye elim varmıyor kendi yüreğimin halini yazmaya şimdi. Sadece seninle zamanı yaşamış olabilmenin imtiyazlı sıcaklığı üzerimde... İçim titriyor seni üzecek, incitecek, o kimselere el değdirmediğin vakur kalbini kırarım bilemeden diye...
Buralı olmak
MURATHAN MUNGAN
Benim için en önemli şey, Hrant'ın Ermeni değil, buralı olmasıydı. Buralı olmak, bir kültürel iklimin ortak tarihine yaslanmak demektir. Aramızdaki dil, din, cinsiyet ve benzeri tüm farkların hem korunup, hem kaynaşması esasına dayanır. Bunun bize yok etmeye çalıştığımız imparatorluk mirası olduğunu düşünüyorum. Toprak kardeşliğiyle birbirimize bağlıyız. Hepimiz buralıyız. Önemli olan bu. Öğrenmemiz gereken bu. Yaşarken öğrettiklerinden fazlasını ölümüyle öğreten Hrant Dink, rahat uyu!
Bir yakınımı kaybettim
TÜRKAN ŞORAY
Çocukluğumdan beri çevremde hep farklı kimliklerden, farklı dinlerden aileler olmuştur. Yıllarca beraber yaşadık, beraber büyüdük, komşuluk ettik. Pişirdiğimiz yemekleri paylaştık. Birbirimizin düğünlerine, ölümlerine, hastalıklarına koştuk, sıcak dostluklar kurduk, birbirimizin büyüklerine teyze, amca, abla dedik içtenlikle. Hrant Dink, sahiden aramızdan, içimizden biriydi ve öyle kalacak. Yakınlarımdan birini kaybedersem ne kadar üzüleceksem, sevgili Hrant Dink'in kaybına aynı ölçüde üzüldüm. Üzülüyorum.
Güzel kardeşim benim
MÜJDE AR
Dün akşam annem Aysel Gürel'le uzun uzun senden konuştuk. Güzel gözlerinden saçılan ışıktan, mağrur duruşundaki bilgelikten, yiğitliğinden, samimiyetinden, doğallığından ve saymakla bitmeyecek birçok meziyetinden. Ben de babasız büyüdüm Hrant. Babasız büyüyen kız çocukları etrafında hep bir model ararlar. Doğru dürüst bir adam. İşte sen onlardan biriydin güzel kardeşim. Seninle ne yazık ki geç tanıştık. Sana bunları söyleyebilmeyi çok isterdim. Kocaman yürekli kardeşim benim. Seni hep o güzel gülüşünle hatırlayacağım. Babam gibi...
Kahır ve lütuf
ÖMER MADRA
İnsanlık tarihinde bir ve aynı olayın (soykırım) hem olduğunu hem de olmadığını söylemek suretiyle, iki ayrı ülkede ayrı ayrı hapis cezasına mahkûm edilme ve böylelikle insanlığın anıtsal riyakârlığına kendi bedeninde kristal bir dev aynası tutma fırsatını yaratmış olan ilk ve tek insanoğlu Hrant'tı. Maalesef, aşağılık katiller, zamanın tarihi içinde bir kez daha tekrarlanması herhalde imkânsız olan bu biricik olgunun gerçekleşmesine izin vermediler. Hrant'ın ölüm acısı, sırf bu yüzden, yüreğimde katmerleniyor. Ama sonra, içimde kurnaz bir hayvan kıpırdıyor, başını kaldırıyor ve sinsi sinsi bakıyor aynaya: O biricik olayı yaratma zekâ, cesaret ve ahlakını göstermiş olduğu için hasetten çatladığımı Hrant'a, o katledilmeden önce söyleme fırsatını yakalamış olduğumu hatırlıyorum. Bu, tuhaf bir şekilde 'kafa yapıyor' bende ve sanki rahatlıyorum biraz, bütün o tarifsiz acının kesif sisi içinde...
Sen, geriye kalanlar ve çocuklar
YILMAZ ERDOĞAN
Sen ne istersin ki hayattan? Temiz vicdanından başka mahkeme tanımayan bir adam ne ister ki şu üç kuruşluk dünyadan? Gerçeğin prangalı tutkunu bir kalemle kocaman karanlıkları masum kelimelerle ürküten, gülümsemesiyle kötüyü deli eden, korkunçları ya da benim Kürtlüğümü. Hıristiyanlığı ve Aleviliği de. Çocukluğumuzun Malatya'da geçmiş olması da değildi dostluğumuzun nedeni.
Bizi bir araya getiren, bu ülkede farklı ama eşit yurttaşlar olarak hepimizin barış içerisinde nasıl yaşayabileceğimizin mücadelesini veriyor olmamızdı. Kaygılı ama iyimserdi. Onun kaygısını, belki de en iyi, sık sık 'Nasıl korunuyorsun, aman kendine dikkat et' uyarısına muhatap olanlar, iyimserliğini de insan hakları savunucuları, anlar.

Hrant Dink, ardından yazılan yazıların ortasında nargilesiyle gülümsüyordu. Eşi Rakel Dink'in Türkiye'yi ağlatan mektubu, 'mutlu' günlerden kalma fotoğrafları eşliğinde tekrarlandı.



Dink'in AB'ye uyum paketindeki Vakıflar Yasası'yla ilgili kaleme aldığı 'Bizi yabancı gördüler' yazısında, Tuzla'dan çocukluk fotoğrafları vardı. Çünkü yıllar önce bu yoksul Ermeni çocuklar kampı ellerinden alınmıştı. Cenaze töreni ise iki sayfaya yayılmıştı.