Bu nesil sorunu diyalogla çözecek son nesil

Bu nesil sorunu diyalogla çözecek son nesil
Bu nesil sorunu diyalogla çözecek son nesil

kil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Grubu üyeleri, kentleri dolaşıp çözüm süreci ile ilgili sorunları ve önerileri dinledi.

Âkil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Grubu'nda yer alan Lami Özgen, "Bu nesil sorunu diyalogla çözebilecek son nesil" diyor ve uyarıyor: "Eğer süreç heba edilirse, bunun geri dönüşü olmaz..."
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Hem KCK davasında yargılanan hem de Âkil İnsanlar Heyeti’nde yer alan KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 2 aylık deneyiminden dikkat çekici sonuçlar çıkardı.
“Eğer süreç heba edilirse, bunun geri dönüşü olmaz” diyen Özgen şunları anlattı: “Kürt meselesinde nihayet barış telaffuz edildi. Alışık olmadığımız bir süreçten geçiyoruz. Kürt sorunu gibi 150-200 yıllık bir süreci olan, Cumhuriyet’te de devam eden, son 30 yılda da çok acı sonuçları olan bir sorun. Bu sorunun içinde büyüdük, geliştik. Hem emek alanı itibariyle hem kişi olarak büyüdüğüm yer tam savaşın merkezi, yani Diyarbakır. 90’lı yılların başından beri savaşın barışla nihayetlenmesi gerektiğini savunan, bunun için mücadele eden bir konfederasyonun, sendikanın üyesiyim. İlk defa bir toplumsal sorun konuşarak çözüm seyrine giriliyor. Elbette bu sorunun çözümünde birinci derece muhatap Kürtlerdir, bunun onurlu bir barışla sonuçlanması ve bununla inşa edilecek bir dönemde sendikaların, muhalif kurumların yer alması gerekiyordu. Biz de süreçte görev aldık.”
Sizin bu komisyonda yer almanız eleştirildi. Eleştirilerin merkezi, Âkil İnsanlar Heyeti’nde meseleye farklı bakan isimlerle ortak çalışma yürütmeniz…
Lami Özgen: Savaş siyaseti sürdüren hükümetler içeride muhalefet eden kurumlara yönelik baskılar, müdahale süreçleri oldu. Bizim mücadele süreçlerinin içinde en çok mağdur olan kurumların başında da KESK gelir. Dolayısıyla bizim bu süreçte temsil edilmemiz, fikrimizin alınması gerekiyordu. Ama barış sürecine mağdur olan başka sivil toplum örgütlerinin dahil edilmesi gerekiyordu, bu yeterince yapılmadı. Türk Tabipleri Birliği olmalıydı, savaş sürecinde mücadele eden örgütlerden biriydi. TMMOB, TİHV... Bunlar savaş sürecini yaşamış kurumlardır. Daha düne kadar siyasi iktidara paralel bazı kurumların bu heyette temsilcilerinin olması, şu an için olumlu bir adımdır ama düne göre handikaptır...
Peki özellikle Güneydoğu’da karşınıza bir sorun olarak çıktı mı? Doğal olarak düne kadar bu soruna mesafeli kesimlerin bu komisyonlarda yer alması bu komisyonların güvenirliği, inandırıcılığı, bağımsızlığı noktasında algılar, kaygılar oluşturdu. Bunları doğal buluyorum. Bu kesimin komisyonlarda ağırlıklı temsilini milliyetçi ve muhafazakâr kesimleri ikna etmeye yönelik bir eğilimi taşıdığını düşünüyorum. Bu doğru olmakla beraber eksiktir.
Sizin bölgenizin özelliği diğer bölgelerden farklı olarak savaşın en fazla etkilerinin yaşandığı bölge olması. Kolaylıkları ve zorlukları nelerdi?
Biz 30 yıldır savaşın bütün boyutlarını yaşamış, en büyük vahşetleri kendi yaşantısında iz olarak taşıyıp, sizin yüzüne çarpacak şekilde ifade edenlerin ayağına gittik. Politikleşmiş bir halk kitlesinin en uç, en radikal talepleriyle yüzleştik. İnsanlar kendi demokratik talepleriyle beraber 90 yıllık bir devlet sistemiyle bizi yüzleştirdiler. Faili meçhullerin, kayıpların olduğu bir coğrafyada çalıştık. Yıllardır bir mezar taşı, bir cenaze arayan insanların tepkileri, duruşları, dirençleriyle karşı karşıya kaldık. Bu anlamda işimiz çok zordu. Biz her ilde kendimizle hesaplaştık. En basit örnek, Ceylan Önkol’un ailesiyle yüz yüze gelip ne yaşadığını görmek çok zordu. Hakeza Uğur Kaymaz, hakeza Roboski aileleri… Bir çok komisyon üyesi bunun duygusal sıkıntılarını yaşadı.
Şimdi saydığınız Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Roboski son 10 yılda öldürülen ve simgeleşen olaylar. İnsanlar AKP ’nin barış sürecindeki samimiyetine güveniyor mu?
Uğur Kaymaz’ın annesi bize şunu söyledi: “13 yaşındaki Uğur Kaymaz kurşunlanıp öldürüldüğü zaman bizim verdiğimiz demokratik mücadeleye Türkiye demokrasi güçleri yeterince karşı çıksaydı Ceylan Önkol ölmezdi.” Bu çok ders verici bir örnek. Buna rağmen toplumsal barışa inanıyorlar. Şerzan Kurt’un annesinde “Başlayan 90 günlük süreçte çocuklarımız ölmemişse bunun kıymetini bilmeliyiz ve başka Şerzan’ların ölmemesi için bu süreci desteklememiz lazım” dedi.
Roboskili aileler nasıl karşıladı?
Bu katliamın inkâr edilmesi bu ailelerde ciddi tepkilere ve direnişe sebep oldu. Kendi başlarına gelenin geçmişte yaşanan katliamların aynısı olduğunu düşünüyorlar. Hesap sorulmasını ve katliamın varlığının kabul edilmesini istiyorlar. Başbakan ve eşi Roboski’ye tekrar gitmeli, yaşamını yitiren çocuklarımızın şahsında ailelerden özür dilenmeli. Bu empatiyi bu büyüklüğü gösterebilmeleri lazım. Mezarlarına gidip bir Fatiha okuyabilmeli. Yoksa o aileler bu toplumu affetmeyecek. Kısa vadede yapılırsa geçmişten bugüne bölgede yaşanmış bir çok cinayetin ardından bir güvene sebep olacaktır. Sürecin en zor taraflarından biri bu. AKP’nin bu insanları da ikna etmesi gerekiyor
Süreç AKP için ateşten gömlek mi?
Aynen. Barış süreci seçim sürecine kurban edilirse, halkın tepkisi çok sert olur. Bu AKP için ateşle oynama süreci. Yaşlı insanlar bize sıklıkla “Kürt sorunu ateşten gömlekse, biz giydik, yanıyoruz. Bu ateşle oynamaya kalkmak, başkalarını da yakar” dedi. “Savaş sürecinde dahi barış diyorduk” diyorlar. Kürt hareketinin silah bırakmasına güveniyorlar, bunun destekleyicisi olmak istiyorlar. Bölgedeki dindar kesimin de buna denk düşen bir yaklaşımı var. Barışın kalıcı olması hayati bir anlam taşıyor. Bırakın siyasal hareketi, sıradan vatandaş bile “Hükümet bizi kandırmasın, biz demokratik haklarımızı istiyoruz ve bunu alacağız” diyor. Böyle bir halk kitlesi var. Klasik yöntemlerle, zamana yayarak hükümet bu süreci ziyan ederse, toplumun iki kesim arasında gittikçe uçlaşan bir süreç yaşanır. Bazı Kürt siyasetçilerin dediği “Bu nesil bunu diyalogla çözecek son nesildir” söylemi sert bir söylem değil, gerçeklik… Savaş sürecinde büyüyen genç nesil diyalogdan, müzakereden uzak olacaktır.
KCK soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan isimler büyük infial uyandırdı. Siz de onlardan birisiniz…
2009’dan bu yana geliştirilen KCK operasyonları, bir konsepttir. Seçilmiş vekillere, yöneticilere yönelik uygulandı ve bu süreç halen devam ediyor. Başka kesimlere yönelik başka davalar da var, Balyoz, Devrimci Karargâh gibi. Ben de bu soruşturmalardan nasibimi aldım. 4 bin köyün yakıldığı, 17 bin faili meçhulün olduğu bir ülkede geniş bir toplum kesimi mağdurdur. Söylenecek bir şey varsa, 30 yıllık savaşın bu mağduru, sanığı ve davacısıyız…