Bugün kalbinize iyi davranın!

Bugün Dünya Kalp Günü. Dünya Kalp Federasyonu'nun (WHF) Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı'nın (UNESCO) resmi desteğiyle ilan ettiği Dünya Kalp Günü, kalp ve...

İSTANBUL - Bugün Dünya Kalp Günü. Dünya Kalp Federasyonu'nun (WHF) Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı'nın (UNESCO) resmi desteğiyle ilan ettiği Dünya Kalp Günü, kalp ve damar hastalıklarını önlemek, risk faktörlerini kontrol altına almak için kamuoyunu eğitmek, bilinçlendirmek ve motive etmek amacını taşıyor. Her yıl eylül ayının son pazar gününü Dünya Kalp Günü olarak kabul eden Dünya Kalp Federasyonu üyeleri, bu günü 189 kardiyoloji dernek ve kalp vakfı, 100'den fazla ülkede hastaneler, kardiyoloji klinikleri, üniversite ve okulların katılımıyla kutluyor.
Dünyada kalp ve damar hastalıklarıyla ilgili en başarılı ve istikrarlı kampanya sayılabilecek Dünya Kalp Günü, her yıl değişen temalara odaklanıyor. Bu yıl 'Sağlıklı Kalpler İçin El Ele!' sloganıyla desteklenen etkinlikler, ailelerin ve toplulukların, bireylerin kalp ve damar hastalığı riskini düşürmede önemli rol oynadığını vurgulayacak, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve sigara kullanımı üzerinde özellikle durulacak.
Türk Kalp Vakfı önerdi
Dünyanın birçok ülkesinde kalp ve damar hastalıkları en sık rastlanan ölüm nedeni; geleceğe yönelik tahminler de pek parlak değil. Romatizmal ateş ve enfeksiyonlara bağlı gelişen kalp hastalıklarının hâlâ önüne geçilemezken değişmekte olan yaşam tarzları, artan sigara tüketimi, ayaküstü atıştırılan hazır gıda tüketimindeki artış, günlük hayatımızda hüküm süren fiziksel hareketsizlik ve sonucu olan iskemik kalp hastalığının da hızla yayılacağı düşünülüyor.
İyi haberse artık kalp hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir hale gelmesi ve temel risk faktörlerini ortadan kaldırmanın hem ucuz, hem de basit adımlarla mümkün olması. Bu faktörleri kontrol etmek, kalp hastalığı riskini de ciddi ölçüde azaltıyor.
Türk Kalp Vakfı Başkanı Çetin Yıldırımakın, vakfın önerisiyle başlatılıp 110 ülkenin oybirliğiyle kabul edilen Dünya Kalp Günü'nde bazı önemli verileri hatırlatıyor: "Kalp ve damar hastalıklarından dünyada yılda 17 milyon 500 bin kişi hayatını kaybediyor. Bu, bütün ölüm nedenlerinin toplamından daha çok. Türkiye kalp ve damar hastalıklarında hem erkek, hem de kadınlarda dünya şampiyonu. Nüfusumuzun yaklaşık yüzde 12'si hastalığın girdabında."
Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin Türkiye dahil 22 Avrupa ülkesinde yaptığı bir araştırmanın ilk sonuçlarına göre de 50 yaş altında koroner kalp hastalığı oranı Avrupa ülkelerinde yüzde 13'ken, Türkiye'de yüzde 23. Herhangi bir kalp-damar hastalığı olduğunu bildiği halde ısrarla sigaraya devam edenlerin oranı Avrupa'da yüzde 17, Türkiye'de yüzde 23. Hem Avrupa, hem de Türkiye'de herhangi bir kalp rahatsızlığı geçirmiş olanların yüzde 35'inin şişman olduğu da verilen bilgiler arasında.
Hastalığın dört tetikleyicisi
"Kalp hastalıklarının en büyük dört tetikleyicisi kolesterol, hipertansiyon, diyabet ve sigara" uyarısında bulunan Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol, spora başlayanların mutlaka ciddi bir kontrolden geçmesi gerektiğini söylüyor.
Sigarayı bırakma ve düzenli yürüyüşle, kalp hastalığı riski yılda yüzde 25, inme riski yüzde 40 azalıyor. Düzenli kontrolle kolesterolde sağlanabilecek yüzde 10'luk düzelme, kalp krizi riskini de yüzde 50'ye kadar azaltıyor. Diyabet, kalp ve damar hastalığı olan, yüksek ve çok riskli hipertansiyon hastalarıyla metabolik sendromu bulunanların da koruyucu olarak Aspirin kullanması gerekiyor.
Bu bilgileri kalıcı hale getirmek için, bugün yerel ve bölgesel televizyonlarda 'Kalpten Söyleşi' adlı program yayımlanacak. Ayrıca çeşitli spor karşılaşmalarında takımlar taraftarlarına konuyla ilgili mesajlar verecek. Türk Kalp Vakfı da özel bir yürüyüş gerçekleştirecek. (Yaşam Servisi)



Kalp sağlığını korumak kolaylaştı mı, zorlaştı mı?
Pek çok görüntüleme tekniği çıktı, yeni ilaçlar kullanıma girdi, tedavi ve operasyonlarda büyük ilerleme kaydedildi... Bir yandan da insan hayatı, 'hareketlerimizi kısıtlayacak biçimde' kolaylaştı. Ofis işleri çoğaldı, fazla bedensel enerji harcamadan yapabileceğimiz işlerin sayısı arttı, dışarıda yemek lüks olmaktan çıkıp hayatın merkezine oturdu, stresle baş etmek zorlaştı.
Peki kalbimiz bu gelişmelerden nasıl etkileniyor? Yaşam tarzındaki değişim ve tıptaki gelişmeleri dikkate alırsak, kalp sağlığını korumak 40-50 sene öncesine göre daha mı kolay, daha mı zor?

Prof. Dr. Çetin Erol (Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı, Ankara Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi): Bugün kalp sağlığını korumak eskisine göre daha zor, fakat hastalandıktan sonra hastalığın semptomlarıyla baş etmek, kötüye gidişi durdurmak tıptaki gelişmeler sayesinde daha kolay. Kalp sağlığını korumak için sigara içmemek, sağlıklı beslenmek ve fiziksel olarak aktif olmak gerekiyor. Fakat modern yaşam tarzı ve temposu, bu üç farzı yerine getirmemizi zorlaştırıyor. Hastalık yüzünden oluşan kas dokusu zedelenmelerinin geri dönüşü olmadığı için, rahatsızlıkların oluşmadan engellenmesini amaçlayan 'önleyici hekimlik' büyük önem taşıyor. Tıp bilimi ve teknolojisi ne kadar gelişmiş olsa da, yaşam tarzının getirdiği riskler açısından 50 sene öncesine göre daha kötü durumda olduğumuzu söyleyebilirim.

Prof. Dr. Murat Gülbaran (Florance Nightingale Hastanesi Kardiyoloji Bölümü): 50 sene öncesine göre teşhis şartları çok gelişti. Artık 'kalp düşmanlarını' daha iyi tanıyoruz. Hastalar çoğu zaman yapılan testleri zahmetli bulsa da, teknoloji sayesinde geçmişe göre hastalıkla ilgili çok daha fazla bilgiye sahibiz. Öğrenciliğimizde bize öğretilen bazı tedavilerin yanlış olduğu bu imkânlarla ortaya çıkmış durumda. Büyük şehrin sıkıcı ve stresli hayatı insanları yıpratsa da, eskiden 'Genç yaşta kalpten gitti' dedirten durumlarda artık çabuk ve kolay müdahale imkânları sayesinde hayat kurtarabiliyor, hastalığı tedavi edebiliyoruz. Son 50 yılda kalp sağlığında milat kabul edebileceğimiz iki gelişme yaşandı. 80'lerin ortasında ritim bozukluğunun tedavisi konusunda çok önemli ilerlemeler sağlanırken, 90'ların başında statin ilacının çıkmasıyla kolesterol ve damar sertliği tedavisi mümkün oldu.

Prof. Dr. Ertan Demirtaş (Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı): Kalp sağlığında 50 yıl öncesiyle bugünü karşılaştırmak için iki faktörü dikkate almak gerekiyor. Birincisi, insanların yaşam şartlarının 50 sene öncesine göre çok değiştiği gerçeği. Modern hayatın, küreselleşmenin getirdiği beklenti ve sorumlulukların birey üzerinde yarattığı baskı, kısa mesafeler için bile arabaya binilmesi, yüksek sigara tüketimi, insanların gün içinde uzun saatler hareketsiz kalması gibi değişimlerin kalp rahatsızlığına yakalanma oranını artırdığını söyleyebiliriz. Ama diğer önemli bir gelişme de teknoloji ve tıp biliminin ilerlemesi. 'Koruyucu hekimlik' kavramının ortaya çıkması, hastaların 'risk profili'nin hesaplanması ve hastalıkların sebep ve sonuçlarının 50 yıl öncesine göre daha iyi bilinmesi kalp rahatsızlıklarının tedavisini kolaylaştırdı. Dolayısıyla bu konuda olumlu ve olumsuz gelişmelerin birbirini dengelediği kanaatindeyim. Başka bir deyişle, daha fazla risk altındayız ama riski daha iyi yönetiyoruz.

Doç. Dr. Kemal Şençoban (VKV Amerikan Hastanesi Kardiyoloji Bölümü): Bugünkü koşullar 40-50 sene öncesine göre çok daha iyi. Kalp hastalıklarının sebepleri, semptomları, çeşitli risk faktörleri konusunda daha bilgili olduğumuz için teşhis koymak da, tedbir almak da daha kolay. Ayrıca insanlar kalp hastalıkları konusunda kazandıkları bilinç sayesinde, hastalığı önlemek için ne yapacaklarını biliyor, gerekli önlemleri alabiliyorlar. Son yıllarda tedavide statin, Aspirin gibi ilaçların kullanılmaya başlanması gibi kalp sağlığı açısından milat kabul edebileceğimiz gelişmeler yaşandı. Bunun sonucunda kalp sağlığının korunması da kolaylaştı.

Prof. Dr. Giray Kabakçı (Hacettepe Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi): 50 yıl önce hem doktorlar, hem de toplum bilinci olarak bu seviyede değildik. Bugün her sosyal seviyeden insan kalp sağlığı konusunda eskiye göre çok daha bilinçli. Fakat modern şehir hayatı, çocukluğumuzdan itibaren bize ve kalbimize karşı çalışıyor. Toplumda oluşan bilince rağmen yoğunluk, stres, hareketsizlik, kötü beslenme peşimizi bırakmıyor. Kalp sağlığının nasıl korunacağını biliyoruz ama bildiklerimizi uygulayamıyoruz. Her şeye rağmen tıpta son 50 senede çok büyük gelişmeler yaşandı. Aspirin üreticileri, 50 yıl önce ambalajlarına 'Kalbe zarar vermez' uyarısı koyma gereği duyarken, bugün Aspirin'i kalp rahatsızlıklarının tedavisinde kullanıyoruz.

Prof. Dr. Özen Güven (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi): Geçmişe nazaran, bugün işimizin çok daha kolay olduğunu düşünüyorum. İnsanların kalp sağlığı konusunda bilgi sahibi olması ve yeni tedavi şekillerinin ortaya çıkmasıyla kalp sağlığının korunması konusunda olumlu gelişmeler oldu. Özellikle kolesterol ve tansiyon düşüren, pıhtılaşmayı önleyen yeni nesil ilaçların etkisi göz ardı edilemez. Çağdaş yaşamın getirdiği dengesiz beslenme, hareketsizlik ve stres gibi olumsuz unsurların etkilerinin de, yükselen bilinç düzeyi ve tıptaki gelişmelerle törpülendiğini düşünüyorum.

Dr. İlke Sipahi (Cleveland Clinic Foundation Kardiyovasküler Tıp Bölümü araştırma görevlisi): Elimizdeki bilimsel veriler gösteriyor ki, 50 sene öncesine kıyasla bugün kalp hastalıkları konusunda daha avantajlı bir konumdayız. Bilhassa kalbi besleyen damarların tıkanıklığı, sertliği anlamına gelen koroner arter hastalığının nasıl ortaya çıktığı ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği konusundaki bilgilerimizin neredeyse tamamını son 50 yılda öğrendik. Eskiden kalp krizi geçiren insanların yüzde 40'ına yakını ilk günlerde kaybedilmekteyken, bu oran bugün yüzde 10'lara inmiş durumda. Bilhassa pıhtı çözücü ilaçlar ve kolesterol, tansiyon düşürücü haplar, kalp hastalıklarının doğal seyrini çok ciddi şekilde değiştirdi. Ortalama yaşam beklentisinin uzamasındaki önemli etkenlerden biri, kalp hastalıklarının daha etkin şekilde önlenmesi ve tedavi edilmesi. Bununla birlikte, tüketim toplumlarında bir salgın hastalık şeklinde kendini gösteren şişmanlık (obezite) kalp hastalıklarının önlenmesindeki kazanımlarımızı kısmen gölgede bırakıyor. Okurlara kalp sağlıklarını korumaları için düzenli egzersiz yapmalarını, yemek için yaşamak yerine yaşamak için yemelerini, tansiyon ve kan kolesterol seviyelerini düzenli ölçtürmelerini ve bunların sonucunda eğer gerekiyorsa kolesterol-tansiyon düşürücü ilaçları disiplinli bir şekilde kullanmalarını tavsiye ediyorum.