Bürokrat koltuğu görmüş Radikalciler!

Bürokrat koltuğu görmüş Radikalciler!
Bürokrat koltuğu görmüş Radikalciler!

Soldan sağa; Çağrı Bilgin, Hakan Çelenk, Cem Erciyes, 23 Nisan bürokratları...

Bir 23 Nisan ritüeli de koltuğu çocuklara devretmektir. Peki o gün bilgiç bilgiç konuşan o çocuklar büyüyünce ne olur? İçlerinden üçü; Hakan Çelenk, Cem Erciyes, Çağrı Bilgin şimdi Radikal'de çalışıyor!

 

UMAY AKTAŞ SALMAN


Âdettendir, her 23 Nisan’da yöneticilerin koltuklarına çocuklar oturtulur. Bir günlüğüne başbakan, vali, kaymakam, belediye başkanı olan öğrencilerden kimi çocukların büyüklerden çok daha duyarlı olduğunu kanıtlayan sözler eder, kimi kendine ezberletilen cümleleri sıralar. ‘Bu çocuklar büyüyünce ne olur?’ diye merak edeniniz varsa işte Radikal’den üç örnek... Bürokrat koltuğu gören Radikal yazıişleri müdür yardımcısı Hakan Çelenk, kültür sanat şefi Cem Erciyes ve ekonomi müdür yardımcısı Çağrı Bilgin’in hikâyeleri birbirinden komik.

Yıl 1981... Çağrı Bilgin henüz kısa paçalı pantolonlar giyen bir 4. sınıf öğrencisi. Burdur’da Gazi İlkokulu’nda okuyor. 23 Nisan’ın şanslılarından biri de o. Belediye başkanının yerine geçecek. Aklındaki tek soru ‘Belediye başkanı nasıl bir odada oturuyor acaba?’ Öğretmenleri ve sınıf arkadaşlarıyla belediye başkanının odasına giriyorlar. Her şey ilk başta güzel gidiyor. Ta ki Çağrı koltuğa oturana kadar. Çağrı ömür boyu hatırlayacağı hatta yıllar yılı içinde bir yaraya dönüşecek anı şöyle anlatıyor:
“Hiç unutmuyorum. Adı Bülent Aslanboğa idi. Ben koltuğa oturdum. O da oturmak istedi, ağladı. Hatta bu haberi okursa benimle irtibata geçsin. İkimiz de oturduk koltuğa. Yazın Ankara’ya teyzeme giderdim. Orada belediye başkanı kitap dağıtıyordu. Ben de ‘Bizim şehrimizde de bu uygulansın. Daha çok kitap okunsun istiyorum’ demiştim. Babam ‘Çöplere dikkat edilmesini söyle’ demişti. Başka bir şey istemeye vaktim olmadı. Bülent Aslanboğa da basketbol oynanacak yer istemişti. Bu kadar... Sonra çıktık odadan. Öğretmenime ‘Hani ben oturacaktım’ dedim. O da bana ‘Ne olacak, arkadaşınla oturdun’ dedi. Şimdi olsa ‘Sen de öbür sene oturursun’ derdim.” Çağrı’nın buruk 23 Nisan’ı ‘İlkokul öğrencileri belediye başkanını ziyaret etti’ başlıklı haberin kupürüyle Bilgin ailesinin albümünde...

 

Sünnetlik takımlar

Cem Erciyes’in hayal meyal hatırladığı ‘o an’ içinse Çanakkale’nin Lapseki ilçesinde günlerce hazırlanılıyor. Kaymakam koltuğuna oturmak için sünnetlik beyaz takımlar sandıktan çıkıyor, harıl harıl kravat aranıyor. Babasının 1970’lerden kalma tokmak uçlu kravatları uygun bulunmuyor. İlçenin ‘Dişçi İbrahim’i’ imdada yetişiyor, ince siyah bir kravat ödünç veriyor. Erciyes’in ağzından yıllar sonra kravat stresiyle hatırladığı 23 Nisan şöyle:
“4 ya da 5. sınıftalydım. Önce törenler olmuştu. Sonra bir takım mülki ve idari erkin yerine geçilecek. Darbe sonrası en havalı Jandarma komutanının koltuğu. Ben kasabanın doktorunun çalışkan çocuğu olarak kaymakam koltuğuna layık görüldüm. Odayı bir sürü insan doldurmuştu. Babam ortada yoktu. Kafamı okşadılar. ‘Hadi sen kaymakam olarak ara. Hükümet tabibini sor bakalım, görevinin başında mı?’ dediler. Kocaman bir telefondan birtakım yerleri arattılar. ‘Kaymakamım, doktor nerde?’ dedim. Zavallı babam da tören alanında beni arıyormuş.”

 

Valiyi kızdıran talep

Hakan Çelenk ise kendi deyimiyle yarım saatlik valilik kariyerine torpil talebiyle başlıyor. Yıl 1983. Yer Niğde. Hakan Çelenk, bugün bile adını unutmadığı Vali Ünal Özgedek’in koltuğuna oturuyor:
“Her okuldan çalışkan çocuklar geldi. Valilikte seçtiler kimin koltuğa oturacağını. Sonra Valilikteki görevli ‘Neler söyleyeceksin’ dedi. ‘Eğitim sorunu, kanalizasyon sorunu...’ dedim. ‘Bir de Sofular Köyü’nün elektriği kesik, onu söyle’ dedi. İçeri geçtik, aynı odada milli eğitim müdürü ve onun yerine geçen çocuk da vardı.
Çocuğun üzerinde sünnetlik takımı. Neyse başladık konuşmaya. Ben anlattım. En son da ‘Sofular Köyü’nün elektriği...’ dedim. Vali birden sinirlendi. ‘Kim söyledi bunu sana!’ dedi. Göz ucuyla bana bunu söyleyen adama bakayım dedim. Kapının yanında duran kızıl saçlı adam bir anda kayboluverdi. Yine de ispiyonlamadım. ‘O köyden arkadaşlarımız var. Elektrikler kesik olduğu için ders çalışamıyorlar’ dedim.”