Büyük Kitap Hırsızlığı

Büyük Kitap Hırsızlığı
Büyük Kitap Hırsızlığı

6 bin Filistin kitabı sırtlarındaki Sahipsiz Mal (AP) damgası ile h l İsrail Kütüphanesi raflarında.

Yahudi asıllı yönetmen Brunner'in 'Büyük Kitap Hırsızlığı' adlı belgeseli, 1948'deki kuruluşu sırasında terk edilmiş evlerden 70 bin kitabı 'toplayıp' bazılarını milli kütüphanesine yerleştiren, bazılarını kâğıda dönüştüren...
Haber: CANDAN PEKDAŞ - candan.pekdas@radikal.com.tr / Arşivi

Filistin halkı topraklarının işgal edilip İsrail devletinin kurulduğu 14 Mayıs’ı her yıl Nakba Günü olarak ansa da Hollanda’da yaşayan Yahudi asıllı yönetmen Benny Brunner’in ‘Büyük Kitap Hırsızlığı’ belgeseli Felaket Günü’nün geçmişle sınırlandırılmasının aslında mümkün olmadığını gözler önüne serdi. Belgeselin ‘uzatmalı Nakba’nın kanıtı olmasının sebebi ise Filistinlilerin dahi, sistematik şekilde gerçekleştirildiğinden haberdar olmadığı bir İsrail yağması.

Asker-kütüphaneci kültürel kurtarmada
İsrail’in kurulduğu 1948’de, en az 750 bin Filistinli ‘geri dönme’ umuduyla evlerini terk etmek zorunda kalıp mülteci durumuna düşerken, 500’e yakın köy ve kasaba da haritadan silindi. Belki de Filistinlilerin yaşadığı trajedi ve zulmün bu denli büyük olması sebebiyle İsrail’in o dönemki ‘savunma gücü’ Haganah askerlerinin ‘kolaylaştırıcılığında’ bu terk edilmiş evler ve okullara giren ‘İsrail Milli Kütüphanesi’ görevlileri ve Hebrew (İbrani) Üniversitesi çalışanlarının kitaplar, el yazmaları ve gazeteler dahil 70 bin yazılı materyale el koyması, bugüne kadar Nakba’nın ‘gizli bölümü’ olarak kaldı. Brunner’in 2012’de tamamladığı, 50 ülkede gösterilen ve şu anda ABD turunda olan belgeseli için bu konuyu seçmesi ise İsrailli araştırmacı Gish Amit’in tez çalışması sırasında kütüphane kayıtlarında ‘yağmanın belgelerine’ tesadüfen rastlaması ile mümkün olmuş. Belgesel, Filistin’in sadece halkının değil kültürünün de ‘yerinden edildiğini’ ve bu yolla ‘İsrail ulusunun inşasının’ güç kazandığını net şekilde gösteriyor. Her ne kadar İsrail tarafında ‘kültürel hırsızlık ve yağma’ tezine karşı çıkılıp ‘kültürel koruma ve kurtarma operasyonu’ yapıldığı savunulsa da bu iddianın altını oyan gerçekleri belgeselde görmek mümkün.

Koleksiyon ve arşiv genişler
Mayıs 1948 ile Şubat 1949 arasında, 30 bini Kudüs’ün batısındaki Arap semtlerinde ve 40 bini de Hayfa, Tiberias ve Nazaret gibi kentlerde gerek Filistinli elitlerin terk edilmiş evlerinden gerekse okullarla kütüphanelerden ‘toplanan’ 70 bin kadar kitap İsrail Milli Kütüphanesi’ne yerleştirildi.Aralarında altın tezyinli el yazması Kur’an-ı Kerim ve hadis kitapları gibi önemli eserlerin de olduğu bu kitapların bir kısmı daha sonradan Araplara tekrar satılırken, 26 bini ise ‘İsrail devletine karşı tahrik edici içeriğe sahip oldukları’ gerekçesiyle ya kâğıt olarak kullanılmak üzere geri dönüştürülüp satılmış ya da yakılmış. 1960’larda ise ilk başta bu kitapların sahiplerinin listesini bile tutan İsrailli yetkililer, ellerindeki eserlere ‘Sahipsiz Mal’ (Absentee Property-AP) damgası vurmaya karar vermiş. Böylece işgal mağduru Filistinlilerin kültürel eserleri de ‘geçmişi olmayan sahipsiz objelere’ dönüşmüş. İsrail’in ‘kültürel koruma’ misyonundan vazgeçip ‘emanete hıyanet ettiğinin’ bir kanıtı da dönemin kütüphane yetkilisi Dr. Strauss’un yazdığı belgede, ‘bu kitaplar arşivde kalırsa, koleksiyonumuz ve araştırma olanaklarımız önemli ölçüde artar’ demesi. Günümüzde bu kitapların 6 bini hâlâ üzerlerinde ‘AP’ damgası ile kütüphane raflarında.
Yapımcılardan olan Hollandalı eski vekil ve Electronic İntifada sitesi kurucularından Arjan El Fassed, Filistin’in 1948 öncesinde canlı bir kültürel hayata sahip olduğunun unutulmasında bu yağmanın önemli rolü olduğu fikrinde. İsrailli tarihçi Ilan Pappé ise kitapların ‘İsrailleştirilmesinin’, Filistin topraklarının sahiplenilmesinden farksız olduğu fikrinde: “Bu yağma Filistin’i ve Filistin anlatısını yok etmek için yapıldı.” Belgeselde görüşlerine başvurulan Filistinli yazar Ghada Karmi ise Nazilerin yağmaladığı Yahudilere ait sanat eserlerinin geri alınmasına benzer bir sürecin ‘Nakba sırasında yok olan Filistin kültürel mirası için de başlatılmasının zamanı geldiği’ fikrinde.
Belgeselle sınırlı kalmayıp kitapların gerçek sahiplerine iadesi ve sanal kütüphane kurulması gibi çok etaplı bir proje üzerinde çalışan Brunner ise İsrail’in başta iyi niyetle harekete geçmesi ihtimalini dışlamıyor. Ancak İsrail’in kitapları geri vermek için girişimde bulunmadığına ve Filistinlilerin de hak iddia etmesine izin vermediğine dikkat çeken Brunner, 1973 Savaşı’na katılmasını içeren kişisel tarihine de atıfla şunları anlatıyor: “Savaşta bize okulda öğretilen Siyonist tarihin tamamen uydurma olduğunu fark ettim. Bunlar, ulus inşası sürecine ait efsanelerdi. Tıpkı Filistinlilere ait kitapların da bir süre sonra ‘bizim kitaplarımız ve bizim kültürel mirasımıza’ dönüşmesi gibi. Ben zaten İsraillilerin neyi nasıl yapacaklarına dair uzun vadeli ve geniş kapsamlı ana planları olduğunu düşünmüyorum. Ancak İsrailliler, önlerine çıkan fırsatlardan yararlanmakta uzman. Tıpkı Batı Şeria’daki ‘ güvenlik duvarı’nın inşası gibi.” 

Ben-Gurion: Yaşlı ölür, genç unutur 
Belgeselin dünyada gördüğü ilgi, İsrail’in kurucu lideri David Ben-Gurion’un “Yaşlılar (mülteci) ölecek, gençler unutacak” öngörüsünde yanıldığını kanıtlasa da ‘kültürel mirasın yeniden canlandırılması’ sürecinin Filistin’de de sorunlu geçmesi olası. Zira 6 bin ‘sahipsiz mal’ın çoğunun kimlere ait olduğu belirsiz. Bu sebeple Filistin’i ‘temsil eden bir otoriteye’ teslim edilmeleri gündeme gelirse, kültürel mirasın ‘düşman kardeşler’ Hamas ve El Fetih arasında nasıl ‘paylaşılacağı’ ayrı muamma.