Çağıran Diyarbakır, Kerkük değil!

Şemdinli ve Eruh basılmıştı. Çatışma ve ölüm haberleri geliyordu. Kendi sınırlarımızın içinde 'savaş muhabiri' olarak yola çıkmıştık sanki. Hedef Van üzerinden Hakkâri'ydi. Oradan Şemdinli'ye, Çukurca'ya gidecektik.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Şemdinli ve Eruh basılmıştı. Çatışma ve ölüm haberleri geliyordu. Kendi sınırlarımızın içinde 'savaş muhabiri' olarak yola çıkmıştık sanki. Hedef Van üzerinden Hakkâri'ydi. Oradan Şemdinli'ye, Çukurca'ya gidecektik. Ankara'dan kalkan uçak önce Diyarbakır'a indi. Oradan Van'a geçecekti.
Uçağın tekerlekleri havaalanına değdiğinde 'Keşke bu kenti görebilseydim' diye geçti içimden. Çünkü o güne kadar hiç görmemiştim Diyarbakır'ı. Yıl 1984.
İnenler indi, yeni yolcular bindi, Van'a doğru havalandı uçak. Van'ı da ilk kez görecektim. Bir süre sonra altımızda belirdi Van Gölü. Şekli aynen haritalardaki gibiydi. Ama o ne? Birden altımızdan kayboldu Van Gölü. Uçak çatırdamaya başladı. Korkuyla birbirimize bakıyorduk. Altımızdaki mavilik gitmiş, yerine simsiyah bulutlar gelmişti. Uçak, rüzgârdan zıplıyordu sanki havada. Herkesi bir telaş almışken pilotun anonsu duyuldu:
"Van'da aniden bastıran tipi ve fırtına nedeniyle Diyarbakır'a geri dönüyoruz."
Sonunda Diyarbakır'a indik. Uçağın tekrar ne zaman kalkacağı belli değildi. Ancak kesin olan, en az bir gün daha uçağın Van'a gitmeyeceğiydi. Hemen kendimizi Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nin bahçesine attık. Kentteki meslektaşlarla buluştuk. Böylece Diyarbakır'ı görme dileğim içimden ilk geçirdiğim gün, hava koşulları sayesinde gerçekleşmişti.
O günden bu yana kim bilir kaç yüz kez gittim Diyarbakır'a. Kaç başka halde gördüm Diyarbakır'ı.
Fransız turistlerle doluydu
O zamanlar 300 bin civarında bir nüfusla umduğumun çok ötesinde kentleşmiş bir yerleşimdi Diyarbakır. 1985'lerde, 86'larda Kapadokya'dan Van'a geçen çoğu Fransız turistlerle doluydu oteller. Yer bulmakta güçük çekerdik zaman zaman.
Ancak çatışmalar giderek yaygınlaştı, bir yandan turistler elini eteğini çekti Diyarbakır'dan, diğer yandan da faili meçhullerde öldürülmeyip sağ kalan aydınları kenti terk etti. Ama nüfus da boşaltılan köylerden gelenlerle 1 milyonu buldu.
O güzelim binlerce yıllık tarihi kentin üzerine bir yoksulluk, bir köylülük çöktü.
1990'lı yıllar tam bir kâbustu Diyarbakır için. Üzerinde insan öldürülmeyen kaldırım neredeyse kalmadı kentte. Ev baskınları, yargısız infazlar, işkenceler, çatışmalar; kan ve gözyaşı dolu günler.
2000'li yıllara yeni 'ateşkes'in getirdiği umutlarla girdi Diyarbakır. Yüz binlerce kişinin katılımıyla kutladı kent halkı bayramlarını. Kültür, sanat, edebiyat günleriyle, festivalleriyle kentin iklimi giderek değişti. Üzerine sinen ölüm kokusunun yerini yaşamın tazeliği, göreli de olsa özgürlüğün soluğu almıştı.
Ancak hâlâ tam olarak dönemedi Diyarbakır; çarşılarında, tarihi hanlarında, kiliselerinde, camilerinde, havralarında Fransızların, İngilizlerin, Japonların, Almanların, Amerikalıların, İsraillilerin gezindiği; esnafın geçenlere birkaç sözcükle de olsa İngilizce seslendiği o kıpırtılı günlere.
Şimdi Diyarbakır kendini yeniden anlatmak istiyor, beklediği yerli ve yabancı konuklarını ön yargılardan arındırmayı amaçlıyor. Bu amaçla kentin turizmcileri, işadamları, aydınları, yerel yönetim ve mülki idarenin de desteklediği bir dernek kurdu, Diyarbakır Turizm ve Tanıtma Derneği...
Yeni kurulan dernek hemen işe girişti ve ilk etkinliği İstanbul'da açılan Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı'nda stand açmak oldu. Çok büyük ilgi gördü fuarın Diyarbakır standı. 15 bin kişi gezdi. Bakanlar, milletvekilleri, sanatçılar, spor kulüpleri, kentin yerel yöneticileri de Diyarbakır standı için İstanbul'a geldiler, derneğe destek verdiler. Diyarbakır dolması, içliköftesi, kentin ünlü çöreği ikram edildi gelenlere. Halaylar çekildi. Mankenler Diyarbakır'a ait 200 yıllık gelinliği, 100 yıllık elbiseyi sergiledi.
Kötü imajı silmek en büyük görev
Derneğin başkanı Nedim Çizmeci, kentin önde gelen turizmcilerinden biri. Kuruluş amaçlarını anlatırken söze "Diyarbakır şimdiye kadar hep terörle anıldı" diye başlıyor.
"Amacımız Diyarbakır'ın görünmeyen yüzünü göstermek. Misafirperverliğini, nasıl bir modern şehir olduğunu, insanlarının sevecenliğini anlatmak, gelişmiş damak tadından örnekler vermek istiyoruz. Yanlış imajı silmek üzerimize düşen en büyük görev. Kentin 100-150 kilometre ötesinde olanlar bile Diyarbakır'a mal ediliyor."
Eğer sunabilirlerse kentin sahip olduğu tarihi değerlerin, dünyanın dört bir yanında yaşayan insanların ilgisini çekebileceğini düşünüyor Nedim Çizmeci.
'Bütün İsrail gelecek'
"Bir medeniyetler şehridir Diyarbakır. Mesela müzemizde daha sergilenmemiş elyazması Tevrat var. Bunu ortaya çıkarınca bütün İsrail gelecek. Cami de var, kilise de var, sinagog da burada. Bu şehrin etrafını kuşatan beş kilometreden fazla sur var. Diyorlar ki 'Çin Seddi'nden sonra dünyanın en uzun suru'. Biz Çin Seddi ile karşılaştırılmak istemiyoruz. Çünkü onlarınki adından da anlaşılacağı gibi sadece set. Tahtadan, betondan, ahşaptan, kerpiçten, bulamaçtan yapılmış. Bizim beş kilometrelik surumuzsa volkanik bazalt taştan yapılmış. Her bir burcunda oymalar var, kitabeler var, nakış var."
Kamuoyu böyle bir derneğin var olduğunu ne yazık ki 'Kurtlar Vadisi' dizisiyle ilgili haberlerden öğrendi. Dernek Başkanı Çizmeci, diziyle ilgili olarak tartışmalar sürerken "Diyarbakır'ın adı geçerse mahkemeye başvururuz" demişti. Kamuoyuna yansıyan da 'Kurtlar Vadisi' üzerinden bu sözler oldu.
"Gazetelerde haber çıkınca 1500'den fazla mail geldi. En az 1400'ü 'Sen PKK'lısın' diyordu. Terörün her türlüsüne karşıyız."
Binlerce yıl öncesine giden tarihiyle aslında Diyarbakır tam bir müze şehir. Ancak yabancı turist yok denecek kadar az geliyor. Yerli turist ise şimdilik pek gitmeyi düşünmüyor Diyarbakır'a. Ama bir kere 'makûs talihi'ni yenmeye karar vermiş Diyarbakırlılar. Yakın bir zamanda kentlerine önemli bir sanayi yatırımı yapılacağına ilişkin umutları da yok. Bu yüzden Diyarbakır'daki çaresizliği, yoksulluğu, umutsuzluğu yenmek için büyük beklentileri var turizmden. Şu anda yıldızlı 1900 odaları var. Belediye ruhsatlılarla birlikte kentte 4 bin 500 kişiyi ağırlayabileceklerini düşünüyorlar. Ama turist sayısı 1 milyona ulaşırsa en az 30 otel yapılacağına inanıyorlar. Bu da yokluğu, yoksulluğu, işsizliği bir ölçüde de olsa ortadan kaldıracak.
'Burçların biri bile yeter'
Şeyhmus Diken, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Diyarbakır'a gelen bir profesörden söz eder. "Fransız sanat tarihçi profesör Albert Louis Gabriel 1934 yılında Diyarbakır'ı ziyaret etmiş. O dönemde yöneticilerce uygulanan sur yıkımını Ankara'ya raporlamış. Ve 82 burçlu koca kentin surlarına dair demiş ki: 'Bu surların burçlarından sadece bir tanesi bizde olsa, bir kentimizi besleriz.' Gezgin profesörün dediklerine dönüp baktığımızda 81 illi Türkiye'nin her kentine bir burç düşüyor abad etmek için; bir tanesi de fazladan Diyarbakır'a kalıyor."
Tam da 'Kerkük'e girelim mi girmeyelim mi?' diye tartışırken DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu, "Kerkük'e yapılan bir saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış sayarız" deyince aklımıza geldi Diyarbakır. DTP'li başkanı tutukladık. Oysa, sizi konukları, kardeşleri olarak bekleyen, tarihiyle, doğasıyla, konukseverlikleriyle, sıcakkanlı insanlarıyla, birbirinden lezzetli yerel yemekleriyle sizi çağıran koskoca bir kent var. Hem Diyarbakır daha yakın Kerkük'ten!

FOTOĞRAF İÇİN NOT
Diyarbakır 1- Derneğin İstanbul'daki fuarda açtığı stanttan bir görünüm.
Diyarbakır 2- Dernek Başkanı Nedim Çizmeci (ortada), Manken Ece Gürsel 100 yıllık Diyarbakır elbisesi (solda), manken Doğa Bekleriz de 200 yıllık Diyarbakır gelinliğiyle (sağda)