Çankaya için 10 günde uzlaşmak zorundalar

Neşe Düzel

Seçimler bitti ama burası Türkiye. Bir şey biter, başka bir şey başlar. Seçimin, siyasal kilitlenmeleri çözmüş olması gerekirken, biz yeni sorunlarla ve sorularla karşı karşıyayız yine.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Hikmet Sami Türk
Seçimler bitti ama burası Türkiye. Bir şey biter, başka bir şey başlar. Seçimin, siyasal kilitlenmeleri çözmüş olması gerekirken, biz yeni sorunlarla ve sorularla karşı karşıyayız yine. Herkesin bugün birbirine, 'Şimdi ne olacak?' diye soracağını tahmin etmek güç değil. Meclis, başkanını nasıl seçecek? 367 şartı Meclis Başkanlığı seçiminde geçerli olacak mı? Çankaya için seçim ne zaman başlayacak? Kaç günde sonuçlanacak? Cumhurbaşkanı seçilemezse ne olacak? Ekimdeki referandumda halk cumhurbaşkanını kendi seçmek isterse, Meclis'in seçtiği cumhurbaşkanı görevine devam edecek mi? Biz, kötü yazılmış bir anayasa ve siyasetin fazlasıyla etkisi altına girmiş bir hukuk sistemiyle her şeyi böyle belirsizlik içine soktuk. Bilkent Üniversitesi'nde anayasa ve ceza hukuku dersi veren, DSP'li eski Savunma ve Adalet Bakanı Prof. Hikmet Sami Türk'le çok iyi bildiği bu konuları konuştuk.


Seçimler de bitti. Şimdi yeni sorunlarımız var. İzninizle önce neler olacağını bir saptayalım... Meclis Başkanlığı seçimleri nasıl yapılacak?
367 şartı aranacak mı?

Hayır aranmayacak. Anayasa Mahkemesi kararı, bu konuda bir değişiklik getirmedi. Bakın... Benim tahminime göre, seçimin kesin sonuçları Yüksek Seçim Kurulu tarafından TRT aracılığıyla en geç 27 Temmuz'da resmen açıklanacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'ne göre de, seçimin kesin sonuçları bu şekilde resmen ilan edildikten sonra eski Meclis'in görev süresi bitecek ve yeni Meclis sonuçlar ilan edildiği tarihten itibaren beşinci gün hiçbir çağrı, davet olmaksızın kendiliğinden toplanacak. Yeni Meclis'in bu ilk toplantısı en yaşlı üyenin başkanlığında yapılacak. Bu ilk birleşimde yeni milletvekilleri ant içecekler. Ve, ant içme töreninden sonra Meclis'in yapacağı ilk işlem kendi başkanını seçmek olacak.
Meclis Başkanı o gün mü seçilecek?
Hayır, o gün değil. Bunun için Anayasa'da öngörülen bir süreç var. Ant içme töreninden sonraki ilk beş gün, Meclis Başkanlığı için adaylar başvuracak. Beşinci günde tüm adaylar belli olduktan sonra, bunu izleyen beş gün içerisinde de Meclis Başkanı seçilecek. Yani yeni milletvekillerinin ant içmesini izleyen 10 gün içerisinde Meclis Başkanlığı sorunu çözülecek. Ant içmenin 1 Ağustos'ta olacağını kabul edersek, en geç 10 Ağustos'ta TBMM Başkanı seçilmiş olacak. Meclis Başkanlığı için ya milletvekili kendisi aday olacak ya da bir diğer milletvekili tarafından aday gösterilecek.
Eğer Meclis başkanını seçemezse, en yaşlı üyenin başkanlığında ne kadar çalışabilir? Bunun bir süresi var mı?
1961 Anayasası'nda bu, ucu açık bir sistemdi. Meclis Başkanlığı seçimi aylarca sürebilirdi. 78 günde sonuçlanan Meclis Başkanlığı seçimi var geçmişte. Ama şimdi sürecin ucu açık değil. Başkan 10 gün içerisinde seçilecek. Meclis Başkanı seçimi Cumhurbaşkanı seçiminden daha kolay. Bunda da seçim en fazla dört tur olacak ama Meclis'in 367 milletvekiliyle toplanması gerekmeyecek. Meclis 184 milletvekiliyle toplanabilecek.
Sonra asıl büyük sorunumuza, cumhurbaşkanlığı seçimlerine geçeceğiz. Anayasa Mahkemesi'nin bu son '367 kararıyla' cumhurbaşkanı nasıl seçilecek?
Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu engelleme yapıldı. Anayasa Mahkemesi'nin kararı gereğince, cumhurbaşkanı, Meclis'in üçte iki çoğunlukla yani 367 milletvekiliyle toplanması durumunda seçilebilecek. Hatta belki 368 kişinin Meclis'te bulunması gerekecek. Çünkü Meclis Başkanı'nın oy hakkı yok. 367'yi, 368'i bulmak kolay iş değil. Bu, ancak uzlaşmayla olabilir. Uzlaşma olmazsa ufukta gene seçim belirir. Cumhurbaşkanı seçiminde aday bildirme süresi 10 gün. Bazıları, Meclis önce başkanını seçecek, sonra cumhurbaşkanı seçimi başlayacak diyor...
Öyle değil mi?
Hayır öyle değil. Milletvekilleri ant içtikten sonra süreç eş zamanlı olarak başlayacak. Bakın... Her ikisinde de adaylar daima son gün ortaya çıkar. Cumhurbaşkanı adayları ant içildikten sonraki 10'uncu gün belli olacak. Zaten o sırada Meclis Başkanı seçilmiş olacak. Cumhurbaşkanı en çok dört turda seçilecek. Dört turda da Meclis en az 367 milletvekiliyle toplanacak. Cumhurbaşkanının seçilebilmesi için ilk iki turda 367 oy alması gerekecek. Üçüncü turda ise 276 oy yeterli olacak. Yani Meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunu alan cumhurbaşkanı seçilmiş olacak. Eğer 276 oy da çıkmazsa, dördüncü tur yapılacak ve bu seçime üçüncü turda en çok oy alan iki aday katılacak. Bunlardan birinin cumhurbaşkanı seçilebilmesi için gene 276 oy gerecek. Bu dört tur en geç 20 gün içinde tamamlanmış olacak.
Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 toplantı yetersayısı, 276 da karar yetersayısı bulunamazsa, Meclis ne yapacak? Yeniden seçime gitmek zorunda mı kalacak?
Tabii. Eğer dördüncü turda da 276 oy gerçekleşmezse, o zaman milletvekili seçimleri yenilenecek. Yani bir aylık süre içerisinde dördüncü oylamada da cumhurbaşkanı seçilemezse Meclis derhal seçime gitmek zorunda kalacak. Derhal demek, ertesi gün demek değil. Seçim, olabilen en kısa sürede yenilenecek. Geçmişte 50-60 gün içerisinde böyle seçimler yapıldı. Meclis'in şimdi ilk görevi Meclis Başkanı'nı ve cumhurbaşkanını seçmektir. Cumhurbaşkanı, Anayasa'ya göre, milletvekillerinin ant içmesini takip eden bir ay içerisinde seçilmiş olacak. İlk 10 günde adaylar bildirilecek. Sonraki 20 günde de en az üçer gün arayla dört tur yapılacak. Eğer ant içme 1 Ağustos'ta yapılırsa, yeni Meclis, cumhurbaşkanını en geç 30 Ağustos'a kadar seçmiş olacak. Büyük olasılıkla yeni cumhurbaşkanı 22-25 Ağustos arasında seçilecek.
Neye dayanarak söylüyorsunuz?
Çünkü 1982 Anayasası dönemindeki üç cumhurbaşkanı da üçüncü turda seçildi. Hiçbiri ilk iki turda üçte iki çoğunluk alamadı. Özal da, Demirel de, Sezer de üçüncü turda salt çoğunluğu aşan, yani 276'yı aşan oy aldılar.
Eğer cumhurbaşkanı seçilemezse, milletvekili seçimleri ve referandum bir arada mı yapılacak? Çünkü bir de 21 Ekim günü referandum yapılacak.
Evet, en makulü bu. Çünkü 21 Ekim 2007'de yapılacak referandumda büyük olasılıkla cumhurbaşkanının halk tarafından beşer yıllık iki dönem seçilmesi kabul edilecek. Eğer Meclis, ağustos ayında 11'inci cumhurbaşkanını seçemezse, büyük olasılıkla referandumda seçim sistemi değişecek ve 11'inci cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Bu takdirde 21 Ekim'de halkoylamasıyla birlikte milletvekili seçimleri de yapılabilir. Böylece seçimler 51 gün gibi en ekonomik ve makul bir süre içinde tekrar yapılmış olur. AKP iktidarı dünkü seçimde iki sandığı yan yana koymak istiyordu.
22 Temmuz'da olmayan, 21 Ekim'de olur. Ve Anayasa değişikliklerinin referandumda kabul edilmesi halinde de, cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin ilk turu büyük olasılıkla 9 Aralık 2007'de yapılır. Eğer adayların hiçbiri yüzde 50'yi aşan oy alamazsa, 23 Aralık Pazar günü halk oylamasının ikinci turu yapılır. Yani bu Meclis cumhurbaşkanını seçemezse, cumhurbaşkanını büyük olasılıkla 23 Aralık 2007'de halk seçecek demektir. Bu sakıncalıdır. Türkiye'de başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine doğru bir kayma başlıyor demektir bu.
Bu arada, süresini bitirdiği halde aylardır Çankaya'da oturan bir cumhurbaşkanımız var. Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı mı yoksa cumhurbaşkanı vekili mi?
Sezer, cumhurbaşkanı.
Görevini bitiren bir cumhurbaşkanı ne kadar süre Çankaya'da oturur? Bunun süresi var mıdır?
Hayır yok. Anayasa'da, 'Cumhurbaşkanının görevi, yenisi seçilinceye kadar devam eder' diye açık bir hüküm var. Ama makul sürelerdir bunlar. Sayın Sezer'in yedi yıllık görevi 16 Mayıs'ta doldu. Eğer ağustosta yeni cumhurbaşkanı seçilemezse, Türkiye cumhurbaşkanını en geç 23 Aralık'ta halk tarafından seçecek. Sezer'in cumhurbaşkanlığı da altı ay uzamış olacak ki, bu uzun bir süre değil.
Görev süresini bitirdiği halde Çankaya'da oturan bir cumhurbaşkanının hayati konularda belirleyici bir rol oynamasını engelleyecek ahlaki nedenler dışında hukuksal bir engel var mı?
Hayır yok...
Peki Sezer isterse bütün süreci kilitleyebilir mi?
Ancak başbakan atamazsa süreci kilitler ki, bu da olmaz. Seçim yapıldı ve Türkiye yeni bir hükümete kavuşacak şimdi. Yüksek Seçim Kurulu büyük olasılıkla 27 Temmuz'da seçim sonuçlarını resmen ilan ettiğinde, Recep Tayyip Erdoğan istifasını verecek ve cumhurbaşkanı parlamentoda temsil edilen partilerin liderleriyle görüşmelere başlayacak. 276 ve daha yukarı oy alan partinin liderine başbakanlık görevini verecek. Çünkü parlamento gelenekleri böyle. Oradan başlaması gerekiyor. O başbakan da hükümetini kuracak ve gidip Meclis'ten güvenoyu isteyecek. Cumhurbaşkanı ancak, hiçbir parti 276 oy alamadıysa, partiler arasında bir değerlendirme yapar ve hangisinin güvenoyu alabilecek bir hükümet kurabileceğine bakar.
Çok sözü edilen bir başka senaryoyu konuşalım. Diyelim ki Meclis cumhurbaşkanını seçti. Ardından referandum yapıldı ve cumhurbaşkanını halkın seçmesine karar verildi. O zaman ne olacak?
11'inci cumhurbaşkanı ağustosta yedi yıl için seçilmiş olacak. Çünkü mevcut Anayasa'ya göre seçilecek ve onun öngördüğü süre boyunca görev yapacak. 21 Ekim'de referandumda oylanacak olan 'cumhurbaşkanını halkın seçmesini' öngören Anayasa değişikliği ise 12'nci cumhurbaşkanının seçimi için uygulanacak. Referandumda büyük olasılıkla bu anayasa değişikliği kabul edilecek. Buna göre Meclis de artık dört yıl için seçilecek. Dolayısıyla, yedi yıl içinde Meclis iki defa değişmiş olacak. O arada cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusu bir Anayasa değişikliğiyle yeniden düzenlenebilir ve cumhurbaşkanını halkın seçmesinden vazgeçilebilir.
Cumhurbaşkanını seçen Meclis, referandumdan önce ya da sonra kendini feshedip seçime giderse, yeni cumhurbaşkanı görevine devam eder mi? Yoksa onu seçen Meclis'le birlikte görevi sona erer ve yeni cumhurbaşkanının seçilmesi için halka mı gidilir?
Bu olmaz. Cumhurbaşkanı yedi yıllığına seçilecek.
Cumhurbaşkanını seçen Meclis kendini feshederse, o cumhurbaşkanının meşruiyeti konusunda tartışma yaşanır mı?
Asla. Çünkü Meclis görev süresi içinde almıştır bu kararı. Meclis her zaman erken seçim kararı alabilir.
CHP, cumhurbaşkanının Meclis dışından seçilmesini istiyor. Sizce CHP niye böyle bir şart getiriyor?
CHP liderinin kafasında sanıyorum Sezer örneği var. Politikanın doğrudan içine girmemiş, politik mücadelelerde taraf olmayan ve bu nedenle de kişiliği tartışma konusu yapılmayacak, tarafsız birinin cumhurbaşkanı seçilmesine olanak sağlamak için bunu teklif ediyor olmalı CHP. Çünkü cumhurbaşkanı devletin başıdır ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk milletinin birliğini temsil eder. Kendi düşünceleri, eylemleri, ailesinin giyimi itibarıyla başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet'in nitelikleriyle çatışma halinde olan biri Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil edemez.
Peki CHP'nin bu şartı cumhurbaşkanı seçimlerini kilitler mi?
Kilitlenebilir. CHP aday Meclis dışından olsun, AKP de Meclis içinden olsun diye ısrar ederse, orada uzlaşma yok demektir. Çünkü anlaşma ne zaman olmaz? İki taraf birbirine zıt şeyler söyler ve bunda ısrar ederlerse olmaz. Aynı şekilde Erdoğan yine bizim adayımız A veya B derse ya da beş adaylık bir listeyle gider, bunlardan birini kabul edin derse, anlaşma sağlanamaz. Uzlaşmanın ant içmeyi takip eden ilk 10 gün içinde gerçekleşmesi gerekiyor. Çünkü o 10 günde cumhurbaşkanı adayları bildirilecek. Uzlaşma sağlanamazsa bundan önceki süreç tekrar yaşanır ve tekrar seçime gidilir.
Sizce cumhurbaşkanının Meclis'in içinden mi yoksa dışından mı seçilmesi daha uygundur?
Her iki olanak da olabilir. Başbakan 'Öncelik Meclis'indir' diyor. Anayasa da önceliği Meclis'te görüyor. Hatta Meclis dışından aday gösterilebilmesini zorlaştırıyor. Bunun için en az 110 milletvekilinin imzası gerekiyor. Halbuki Meclis içinden adaylık için tek bir imza, kişinin kendisinin başvurması yeterli oluyor. Çünkü Meclis içinden cumhurbaşkanı seçilmesi bir anlamda iki dereceli seçim oluyor. Yani halk önce cumhurbaşkanını seçecek milletvekillerini seçiyor, o milletvekilleri de sonra cumhurbaşkanını seçiyor.
Peki bu 367 kararıyla, Meclis'in cumhurbaşkanlığı seçimleri dışında başka sorunları olacak mı?
Hayır. 367 kararı sadece cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili bir karar. Hatırlayın... O dönemde ülkede siyasal ortam çok gerilmişti. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 27 Nisan açıklaması yapılmıştı. Bu açıklamanın 12 Mart Muhtırası'ndan çok farkı yoktu. TSK, 27Nisan'daki açıklamasıyla, kanunların kendisine verdiği yetkileri kullanmaya hazır olduğunu duyurdu. Bu açıklama hâlâ geçerliliğini koruyor. Bu, 27 Nisan'da yapılmış ve o gün sona ermiş bir açıklama değil.
Anlamadım...
TSK'nın burada ifade ettiği görüşler geçerliliğini koruyor. TSK ne demişti? 'Son günlerde cumhurbaşkanı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumda. Bu durum, TSK tarafından endişeyle izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, TSK bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca TSK yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yorumların kesin olarak karşısındadır. Gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir' demişti. Nasıl 12 Mart Muhtırası'nın üçüncü maddesi o dönem boyunca bir uyarı işareti olarak kaldıysa, 27 Nisan açıklaması da aynı şekilde bir uyarı işareti olarak devam ediyor.
Darbe tehdidi devam mı ediyor?
Öyle demeyelim.
Niye öyle demiyorsunuz.
27 Nisan Muhtırası açıkça bir darbe tehdidi içermiyor muydu?
TSK, kanunların kendisine verdiği yetkileri kullanacaktır.
Yetkilerini kullanıp ne yapacak? Yönetime el koyacak. Bu darbe değil de nedir sizce?
Böyle bir durumun hiç ortaya çıkmamasını diliyorum. 1960 ve 1980 ihtilalleri parlamentonun kapatılmasıyla gerçekleşti. 12 Mart 1971 Muhtırası'nda ise hiç olmazsa parlamento kapatılmadı. Türkiye'nin bu çeşit müdahaleleri artık geride bırakmış olmasını diliyoruz. Gün meydan okuma, karşılıklı restleşme günü değil. Gün, uzlaşma günü. Aynı hataları yapmamalıyız. 27 Nisan'ın muhtıra süreci devam ediyor. TSK bunu her gün hatırlatacak değil ya.
12 Mart muhtırası da her gün tekrarlanmadı. 27 Nisan açıklaması yürürlükten kaldırılmış değil. Önemini koruyor. Sadece şu anda uykuda. Bu konu tekrar güncelleşebilir. Biz seçim sürecinde, cumhurbaşkanlığı seçimini, türbanı, başörtüsünü konuşmadık ama 1 Ağustos'ta toplanacak olan yeni Meclis'in önünde umut ediyorum ki tekrar aynı konular olmaz. Geçen Mayıs ayında yaşananlar tekrarlanırsa, aynı şeyler gene yapılmak istenirse, aynı sıkıntılar ortaya çıkar.
Bunları bir hukukçu olarak mı yoksa bir siyasetçi olarak mı söylüyorsunuz?
Başörtüsü konusu Anayasa Mahkemesi'ne de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de gitti ve bir hukuk konusu yapıldı. Türbanın, baş örtüsünün laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı Anayasa Mahkemesi kararıyla hükme bağlandı. Ben bu söylediklerimi hem bir hukukçu olarak hem de bir siyaset adamı olarak söylüyorum.