'Cehennem' tanığı Ebru

Altı mahkûmun öldüğü C-1 koğuşundan ağır yanıklarla kurtulan Ebru Dinçer: Tavanda delik açıp üzerimize gaz bombası yağdırdılar. Silahla da tarıyorlardı. Elimi başıma götürdüğümde derimin sıvı gibi eridiğini gördüm. Alev yoktu. Kimyasal madde olabilir.
Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - 'Hayata Dönüş' adı verilen operasyonda, Bayrampaşa Cezaevi'nin C-1 kadınlar koğuşunda altı kadın tutuklu diri diri yandı. Resmi açıklamalarda yanan tutukluların hepsinin 'kendi kendisini yaktığı' ileri sürülse de, bilirkişi raporları bu açıklamaları yalanladı. Ebru Dinçer, 19 Aralık operasyonunda C-1 koğuşunda ağır yaralı kurtulan dört kadın tutukludan biri. Yüzünde, kafa derisinde, sırtında ve kolunda o günden kalan ağır yanık izlerini taşıyor. Ebru Dinçer 24 yaşında bir genç kız. Bir ay önce tahliye oldu ve 19 Aralık'ta 9 saat dehşet içinde yaşadığı 'Hayata Dönüş'ün vücudunda ve ruhunda bıraktığı izleri anlattı:
'Matkap sesine uyandım'
"Operasyon 04.30'da aniden başladı. Matkap seslerine uyandım, tavanı deliyorlardı. Matkap sesi bomba ve silah sesine karışıyordu. Koğuş kapısında barikat olmadığı için kapıdan girebilirlerdi. Onların neden tavanı tercih ettiğini sonradan anlayacaktık. C-1'in tavanında kısa sürede 30-35 delik açtılar. Ve beklemeden üzerimize gaz bombalarını yağdırdılar. Çatılardan tarıyorlardı ve kurşunla yaralananlar oldu. Yarı baygın durumdaydık. Kendimizi gazdan savunacak ıslak havlu dışında bir şey yoktu elimizde. Deliklerden sinir gazı ve biber gazı püskürtmeye başladılar. Sinir gazı boğulma etkisi yaratıyor. Öleceğinizi sanıyorsunuz, çıldıracak gibi oluyorsunuz. İstemsiz hareketler yapıyor, çığlıklar atıyorsunuz.
'Kapı girişini yaktılar'
Artık nefes alamaz hale gelmiştik. Koğuştan kurtulmalıydık. Sürüne sürene kapıya yaklaştık. İşte o anda kapı girişini yaktılar. Tavandan yayılan bir yangındı bu. Çığlıklar yükseldi. Vücudum alev almadı ama ani bir sıcaklık hissettim. Bazı arkadaşlar alev makinesi tutulduğunu görmüş. Yananların çoğunun elbiselerinde yanık izi yoktu. Ama vücutlarımız kavrulmuştu. Sağ çıkan ve yanık durumda olanların hepsinin yaraları birbirine benziyor. Yaralar baş, yüz, kollar ve sırt bölgesinde.
'Derilerim eridi'
Yandığımı hissetmedim. Elimi başıma götürdüğümde derimin sıvı gibi eridiğini
gördüm. Alev yok. Sıvı ya da gaz, yakıcı bir kimyasal madde olabilir bu. Tavandan üzerimize döküldü ve yüksek ısıyla birleştiğinde kafa derimi, yüzümü, kollarımı ve sırtımı kavurdu. Kendimi kaybetmişim. Arkadaşlar merdivenlerden sürükleyerek indirirken ayıldım. Şok halde ve büyük acılar içinde havalandırmaya çıktım.
O anda altı arkadaşımızın yukarda yanan koğuşta kaldığını fark ettik. Koğuşun camlarından alevler fışkırıyordu. Bazı arkadaşlar onları kurtarmaya çalıştı ama başaramadı. Bir yandan havalandırmada itfaiye hortumlarıyla üzerimize su sıkılıyordu. Biz suyu yanan koğuşa sıkmaları için bağırdık. Ama aldırış eden olmadı. Nilüfer Alcan, Yazgülü Güder Öztürk, Seyhan Doğan, Özlem Ercan, Gülser Tuzcu ve Şefinur Tezgel diri diri yanarak can verdi.
Operasyon baştan sona kameraya alındı.
Koğuşun nasıl bombalandığı, bizim operasyon sırasında ne yaptığımız, nasıl yakıldığımız. Bunların hepsi belgeli aslında. Kendi ellerinde görüntüleri var tüm operasyonun.
İki asker kameraya aldı baştan sona. Bu görüntüleri ortaya çıkarırlarsa başka bir delile ve tanığa da ihtiyaç kalmayacak.
Kimliği belirlenemedi
Mesela Özlem Ercan öyle bir yanmış ki, cesedini kimse teşhis edemedi. DNA testi yaptılar ondan da bir sonuç çıkmadı. Kimliği bile belirlenemeden toprağa verildi. Özlem Ercan 18 yaşındaydı tutuklandığında. 5 yıldır cezaevinde yatıyordu. Mahkemeden her an tahliyesi gelebilirdi. Ama o artık yok. Bir gecede olup bitti her şey. Bilinen ve bilinmeyen bütün acı ve zulümleri bir geceye sığdırmayı başardılar."