@omererbil

Cellat mezarlıkları kayıplara karıştı

Cellat mezarlıkları kayıplara karıştı
Cellat mezarlıkları kayıplara karıştı
Cellatlar gizlice gömülür, başlarına isimsiz bir taş konurdu. İstanbul'daki 2 cellat mezarlığından geriye birkaç suskun taş kaldı.
Haber: ÖMER ERBİL / Arşivi

Osmanlı mezarlıkları, taş işçiliğinin en güzel örnekleriyle dolu. Sadrazam, vezir, asker, kadı, memur... Burada gömülü insanların dünyadayken ne yaptıklarını mezar taşlarına bakarak anlamak mümkün. İnsanların canını alan cellatların mezarları da öyle. Osmanlı’da cellat mezarlarına, yazısız, düz, diktörtgen taş konuyordu. İstanbul ’da iki yerde cellat mezarlığı vardı. Ancak artık ikisi de tamamen yok oldu.
Osmanlı’da adam asmak, boğmak ve kelle kesme cezasını dilsiz ve sağırlardan oluşan cellatlar yerine getirirdi. İnfaz şekilleri, yani öldürme şekilleri kişinin konumu, mevkii, rütbesine ve işlediği suça göre değişirdi. Osmanlı sultanları ve şehzadelerinin kanı dökülmez, yay kirişi, ip ve kementle boğularak öldürülürlerdi. Padişah ve diğer yüksek rütbeliler için her an hazır durumda sarayda kadrolu cellatlar bulunurdu. Ölüm cezalarını onlar uygulardı.

Mezar taşlarında isim yok
İnfazın Topkapı Sarayı bahçesinde, Cellatlar Çeşmesi’nde yapıldığı ileri sürülüyor. İnfazdan sonra kanlı baltalarını ve ellerini yıkadıkları anlatılır. Çeşmenin etrafında ibret taşları vardı. Bunların üzerinde kesilen başlar sergilenirdi. Öldürülen kişinin üzerinden çıkan kıymetli eşyalar ve kıyafetleri celladın olurdu. Cellatların, cesetleri yakın akrabalarına sattığı da anlatılıyor.

Osmanlı’da cellatlar normal mezarlıklara alınmıyordu. Gece , gizlice gömülüyorlardı. Mezar taşlarında isim, tarih yoktu. Dikdörtgen, düz taştan ibaret mezar taşlarında hiçbir işaret bulunmamasının sebebi, öldürülen kişinin geride kalan yakınlarının, bunları mezar taşlarından bulup mezarlarını tahrip etmemesi düşüncesiydi.

İstanbul’da iki yerde cellat mezarlığı olduğu biliniyor. Haldun Hürel, ‘İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık’ adlı eserinde bunlardan birinin, Edirnekapı’dan Ayvansaraya inen kara surlarının Eğrikapı civarında olduğunu yazar. Ancak bölgeye gittiğimizde ne mezarlık gördük ne de o mezarlığın varlığını bilene rastladık. Mezarlıktan geriye hiçbir şey kalmamış denebilir.

Diğeri de Eyüp Sultan Mezarlığı’n-daydı. Pier Loti yakınlarında, diğer mezarlıklardan uzakta kurulan cellat mezarlığı tamamen yok olmuş. Normal mezarlıkla birbirine karışmış ve çok sayıda yeni dönem mezarları oluşturulmuş. Uzun aramalardan sonra tek tük cellat mezarı bulabildik. Birçoğu yeni mezarların arasında kalmış. Bazıları ise kırılıp sağa sola atılmış. Bazıları ise yeni mezarların yapımında kullanılmış.

Koruma altına alınmalı
Dünyada bir başka örneği olmayan mezarlığın açık hava müzesi olarak kullanılması bir dönem istenmiş. Ancak gerçekleşmediği gibi buradaki mezar taşları da korunmamış. Her geçen gün eksilen mezar taşları yakın zaman içinde tamamen tükenecek. Eyüp Sultan Mezarlığı içinde ısısız bir köşede en azından son kalan birkaç mezar taşına sahip çıkılması gerekiyor. Belki de Osmanlı mezarlık kültürü ve mezar taşları üzerine bir açık hava müzesi oluşturulabilir. Uzmanlar dünyada bir başka örneği olmayan bu taşların sanat tarihi açısından da önem taşıdığını vurgulayarak, koruma altına alınmalarını istiyorlar.