Çetin Doğan'dan tahliye talebi: MGK belgesi suç değilse 28 Şubat da değil

Çetin Doğan'dan tahliye talebi: MGK belgesi suç değilse 28 Şubat da değil
Çetin Doğan'dan tahliye talebi: MGK belgesi suç değilse 28 Şubat da değil
Balyoz davası hükümlüsü Emekli Orgeneral Çetin Doğan, Taraf Gazetesi'nde yayımlanan MGK Belgesini avukatı aracılığıyla İstanbul ve Ankara savcılıklarına teslim ederek tahliyesini talep etti.
Haber: FATİH YAĞMUR / Arşivi

Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Hüseyin Ersöz, 28 Şubat Mahkemesi'ne bakan Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdiği tahliye dilekçesinde, "2004 yılında hükümet üyelerinin şerhinin bulunmadığı belge nasıl suç konusu değil ise, 1997 yılında gerçekleşen toplantının ve sonrasında yasal zeminde hayata geçirilen önlemlerin de suç unsuru içermediği açıktır" diyerek tahliye ve beraatını istedi. Avukat Hüseyin Ersöz, dilekçeyle beraber mahkemeye dün Taraf Gazetesi'nde yayımlanan MGK belgesini de sundu.

Çetin Doğan'ın sunduğu tahliye dilekçesinde şunlar yer alıyor:

"MGK’nın tavsiye niteliğinde aldığı kararlar sadece 54. Hükümet tarafından değil sonraki Hükümetler tarafından da uygulanmaya devam etmiştir. Bu husus, irtica ile daha etkin olarak mücadelenin sürdürülmesi amacıyla birbiri ardına yayınlanan genelge ve talimatlardan da anlaşılmaktadır. Bu bir devlet politikası olarak yıllarca uygulama bulmuştur. Öyle ki 25 Ağustos 2004 tarih ve 481 sayılı MGK Toplantısında alınan kararlar da bunu göstermektedir. 25 Ağustos 2004 tarih ve 481 sayılı MGK Toplantısında, "Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirler" başlığıyla, "Cemaate karşı bir eylem planı hazırlanması" ve bu eylem planının Başbakanlığın koordinesinde gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. Öyle ki Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BUTKK) koordinesinde, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı görevli kılınmıştır. Bu toplantıda alınan kararlar arasında, "F.GÜLEN grubunun 'öğrenci evleri' kapsamında sempatizan ve yandaş edinme gayretleri İçişleri Bakanlığı nezdinde dikkatle takip edilmelidir. Yasal olmayan yollar kullanılarak din eğitimi veren ve bir nevi dini alet ederek yandaş toplama sistemi olan 'öğrenci evleri' uygulamalarına engel olunmalıdır." değerlendirmesi de irtica ile mücadele kapsamında bulunmaktadır. MGK Kararında, Dış İşleri Bakanlığı'nın Büyükelçiliklere ve cemaat okullarına yardım edilmesi için gönderdiği 3846 ve 3847 sayılı genelgelerin geri çekilmesi istenmiştir. Söz konusu MGK Kararının altında Hükümet temsilcilerinin tamamının imzası bulunmakta olup, hiçbirisinin şerh koymadığı görülmektedir. 25 Ağustos 2004 tarihli MGK Toplantısı ile 28 Şubat 1997 tarihli MGK Toplantısında alınan kararlar birbiri benzerlikler göstermektedir. Bu çerçevede bu toplantılardan bir tanesi suç unsuru olarak nitelendirilirken diğeri hakkında yasal bir işlem yapılmaması hukuka aykırı bir durumdur. Savunmalarımızda ısrarla ifade edildiği üzere, irtica ile mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerin tamamı yasal platformda gerçekleşmiştir. Bunların tümü Başbakanlığın ve İç Bakanlığı'nın koordinesinde gerçekleşmiş olan faaliyetlerdir. Bu faaliyetler 481 Sayılı MGK Kararından da anlaşılacağı üzere günümüze kadar devam etmiştir. Bu noktada 28 Şubat 1997 tarihinde irtica ile mücadele çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin hükümete karşı işlenmiş olan bir suç olarak nitelendirilemeyeceği açıktır. Bu çerçevede suçun unsurlarının oluşmaması yanında, müvekkile iddianamede isnat edilen suçlamaların dayanaktan yoksun olduğu da açıktır. Bu noktada müvekkilin öncelikle tahliyesine sonrasında ise beraatına karar verilmesi yasal bir zorunluluk oluşturmaktadır.


'MGK SUÇ DEĞİL, 1997'DE DEĞİL'

"Müvekkile isnat edilen suçun unsurları oluşmamış olup, dönemin tanıklarının beyanları 54. Hükümetin cebir ve tehditle iş göremez hale getirildiği iddiasının asılsız olduğunu ortaya koymaktadır.

Öyle ki 25 Ağustos 2004 tarih ve 481 sayılı MGK Toplantısında alınmış olan ve Hükümet Üyelerinin hiçbirisinin muhalefet şerhinin bulunmadığı kararlarda da irtica ile mücadele konusundaki faaliyetlerin bir tehdit olarak görüldüğü ve bu konuda devletin yetkili organlarının gerekli tedbirleri almak konusunda faaliyet göstermelerinin istendiği anlaşılmaktadır. Bu noktada 2004 senesinde gerçekleşen bu toplantı nasıl ki bir suç konusu değilse 1997 yılında gerçekleşen toplantının ve sonrasında yasal zeminde hayata geçirilen önlemlerin de suç unsuru içermediği açıktır. Bunun yanında müvekkile isnat edilen suçlamaların fotokopi dokümanlara dayanması karşısında aradan geçen uzun süre zarfında bu belgelerin gerçekliğini teyit etme imkânı da kalmamıştır. Bu durum, söz konusu dokümanların aslına uygunluk denetiminin yapılması önünde bir engel oluşturmaktadır. Yapmış olduğumuz açıklamalar çerçevesinde, müvekkilin sorgusunun da yapılmış olduğu dikkate alınarak, kaçma - delilleri karartma şüphesinin bulunmaması ve başka suçtan hükümlü statüsünde olması sebebi ile tahliyesine karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz."