CHP, milliyetçi ve faşizan bir parti

Siyaset bilimci Hasan Bülent Kahraman'a göre CHP yerel seçimlerde yüzde 19'dan düşük oy alırsa partide büyük kriz çıkacak, Baykal ve ekibi gidecek.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Hasan B. Kahraman
Yerel seçimler yaklaşıyor. Kamuoyu anketleri, toplumsal bir proje ortaya koyamayan, insanların sorunlarına çözüm öneremeyen, eski tarz bir muhalefet anlayışından vazgeçmeyen CHP'nin hızla oy kaybettiğini ortaya koyuyor. CHP'nin siyasal sahnede varlık göstermemesi ise Türkiye için iki ciddi sorun yaratıyor. Birincisi, AKP tehlikeli bir biçimde güçlenip tek parti haline geliyor. İkincisi, CHP'nin siyasette yarattığı boşluğu devlet görevlileri, MHP eğilimli mitinglere katılarak bizzat doldurmaya kalkışıyor. Bu tehlikeli gelişmelere yol açan CHP'yi, sosyal demokrasi üzerine kitapları bulunan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Hasan Bülent Kahraman ile konuştuk. Bir ara Sosyal Demokrat Halkçı Parti'de genel sekreter danışmanı olan siyaset bilimci Kahraman, 1993'te Murat Karayalçın'ın başkan seçildiği kongrede, onun manifestosunu hazırlayan birkaç kişiden biriydi. Kahraman sol dünyayı hem teorik hem pratik planda çok iyi tanıdığı için CHP'deki durumu geniş bir bakış açısıyla değerlendirdi.



Siz, CHP'nin içinde olup bitenleri iyi bilen, bu partinin içindeki gelişmeleri yakından takip eden birisiniz. Önce izninizle en çok merak ettiğim konuyu sorayım. Ne yapmak istiyor CHP? Bir siyasi parti olarak amacı ne?
Sorun da buradan kaynaklanıyor zaten. CHP, hedefini şöyle ifade ediyor. 'Türkiye'yi yakın tehlikelerden koruyacağım. Türkiye'nin bataklıklara sürüklenmesine engel olacağım' diyor. Kısacası CHP, kendisini laikliği korumakla yükümlü kılmış bir parti. Laiklik korunması gereken bir kavram niteliği kazanabilir fakat Türkiye'de acaba öyle bir durum var mı? Laiklikle ilgili o kadar yakın bir tehdit var mı?
Sizce, var mı peki?
CHP'nin söylediği ölçüde bir laiklik tehlikesi yok. Laiklik Türkiye'de artık toplumsallaştı. Ama CHP, gene de laiklik temelinde kutuplaşmış bir politika üretmeye çalışıyor. İnsanların Kemalist-anti-Kemalist, laik-antilaik kutuplaşmasına gitmesini, bilerek ya da bilmeyerek tahrik ediyor. CHP, istikbalini bu kutuplaşmadan çıkarmaya çalışıyor.
CHP sorunları çözmek yerine, kendisi mi sorun yaratıyor?
Evet. CHP, Türkiye'de yaşanan toplumsal dönüşümü algılayamadığı için bir 'çözüm partisi' olamıyor. Kendi varlığını ortaya koyabilmek için de, sorun yaratan ve kendisini ancak o kendi yarattığı sorun etrafında ifade eden bir parti oluyor. Oysa günümüz dünyasında ve Türkiyesi'nde olup bitenler sadece laikliği koruma politikasıyla aşılamayacak kadar karmaşık. Türkiye'nin sorunu bugün AKP değil, CHP'dir. AKP herhangi bir siyasi parti. Doğru da yapabilir, yanlış da yapabilir. Ama halkın eğri yaptığını gördüğü bir partinin karşısında oy vereceği bir başka siyasi partinin bulunmaması Türkiye'nin asıl meselesidir.
CHP'yi biz son zamanlarda hep tutucu koalisyonun içinde görüyoruz. Birçok yazar CHP'yi bir 'devlet partisi' olarak niteliyor. CHP, bir devlet partisi mi? Yani açıkçası, ordunun ve bürokrasinin siyasetteki sözcüsü mü?
CHP, Türkiye'de modernizasyonu başlatmış olan örgütlerin uzantısı olarak kurulmuş bir partidir. Bu tarihsel blokta, bürokrasi, ordu ve seçkinler vardır. CHP bir devlet partisidir. CHP' nin şu anda, ordu ve bürokrasinin dışında, sözcülüğünü yaptığı bir kitle yok. CHP gitgide o merkezle bütünleşti. Sonunda toplumsal tabanını boşalttı. Şimdi kendisine sadece devletçi ve bürokratik söylem temelinde bir toplumsal kitle yaratmaya çalışıyor.
Deniz Baykal, Onur Öymen'i ön plana çıkartıyor. Bugün partinin vitrininde iki isim olarak Öymen'le Baykal'ı görüyoruz. Hangi noktalarda görüş ortaklıkları var bu iki ismin?
Devletçi, bürokratik, seçkinci söylem konusunda gayet iyi bir ikili ortaya koyuyorlar. Bu ikili, toplumla hiç bağ kurmayan, politik olarak hiçbir çözümü tartışmayan apolitik bir söylem sürdürüyor. Bu devletçi söylem, AKP'nin her dediğine 'hayır' derken, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, sanayileşme, ekonomik büyüme, işsizlik, yoksulluk, kentleşme alanında hiçbir politika üretmiyor.
CHP ne yapıyor?
CHP, sadece AKP'nin her söylediğini, 'Kıbrıs'ta onurlu çözüm', 'AB'ye
onurumuzla girelim' türünden içi boş bir makro söyleme tercüme ediyor. Oysa bugün 12 milyonluk İstanbul'da günde 1 doların altında bir parayla yaşayan üç milyon insan var. Ama CHP'nin bu toplumsal kanatlarla bir
ilişkisi yok. CHP, sosyal demokrat partinin sahip çıkması gereken kesimlere, konulara sahip çıkmıyor. Oysa Türkiye 1980'den beri çok ciddi bir sosyolojik dönüşüm geçiriyor. Kentleşme, göç büyük hızla artıyor. 1990'dan beri büyük ekonomik krizler yaşanıyor. Yüksek enflasyon ve faizlerle, zengilere gelir transferleri yapılıyor. 2001 krizinden önce işsizlik yüzde 6.6'yken, bu yıl yüzde 9.9'a çıkıyor. Ama CHP' nin bunlarla bir ilişkisi yok.
Peki, Öymen'in dış politika ve Kıbrıs konusundaki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP, ordu artı bürokrasinin geliştirdiği bakış açısını savunan bir politika izliyor. Nitekim herhangi bir olayın hemen ertesinde CHP görüşünü bildirmiyor. Önce ordudan, devletten bir tepki gelmesini bekliyor ve sonra 'Biz de böyleyiz' deyip, o tepkiyi biraz daha gerekçelendiren bir açıklama yapıyor.
CHP Kıbrıs'ta ne istiyor?
CHP aslında ordunun istediğini istiyor. Ordu, Kıbrıs'ın bugünkü statüsünün devamını stiyor. CHP, o kesimle kendini özdeşleştirdiği ve politik dinamiğini oraya dayadığı için aynı siyasal görüşü tekrar edip, çoğaltıyor.
CHP, Avrupa Birliği'ni destekliyor mu gerçekten?
Desteklediğini zannediyor. Eğer AB'ye girmek, Türkiye'deki devletçi, merkeziyetçi yapıyı değiştirecekse, CHP o zaman bunu istemiyor. AB'ye girmenin temel kriterlerini uygulama noktasında, açık ya da gizli, büyük bir blokaj koyuyor. Çünkü o kriterlerin önemli bölümü, CHP'nin kendisini özdeşleştirdiği Türkiye'deki devletçi, bürokratik, seçkinci yapıyı tahrip etmeye dönük düzenlemeler oluyor.
Onur Öymen, Kıbrıs konusunda MHP ile aynı görüşleri paylaştıklarını söyledi. Niye CHP, Kıbrıs konusunda MHP çizgisine kayıyor?
Geçen hafta Denktaş Türkiye'ye geldi. Bekir Coşkun, 'Denktaş'a, milliyetçiler büyük sürpriz hazırlıyor' diye aylar önce yazmıştı. Doğu Perinçek'in İşçi Partisi oradaydı. MHP oradaydı. CHP oradaydı. CHP 'Biz MHP'yle aynı şeyi düşünüyoruz' diyor. Niye? Çünkü Türkiye'de devlete karşı, devlete rağmen siyaset yapmak Osmanlı'dan beri çok zordur. Devletin egemen olduğu bir konuda, siyasi partiler hemen aynı çizgide bir araya gelir. Son tahlilde, Türkiye'de bütün partiler 'radikal milliyetçi' unsurları barındırır. Radikal milliyetçi unsurlar nedir derseniz...
Nedir?
Radikal milliyetçi unsurlar bir paranoyadır. O paranoya da şudur. Atatürk'ün sözleriyle söylemek gerekirse, 'Türk devleti dahili ve harici bedhahlarıyla' yıkılmak istenen bir toplum, bir ulusdevlettir. Avrupa daima bizim için aleyhte çalışan bir siyasettir, coğrafyadır, kültürdür. Çünkü Türkiye'de siyaset, 1920'lerde 'antiemperyalist ve antibatıcı' bir söylemle kuruldu. Oysa bir sol parti ya 'antiemperyalist' ya da 'enternasyonalist' bağlamda siyaset yapar. Ama Türkiye'de enternasyonalizm daima yasaklandığından, enternasyonalizm yerine, çok onurlu bir şey görülerek, antiemperyalist bir politika sürdürüldü. Ve bu antiemperyalist politika zamanla dönüşerek, sonunda antibatıcı, nasyonalist, faşizan, yani faşizme yatkın bir politika haline geldi. Korkutucu değil mi?
Kendisine sosyal demokrat diyen bir partinin faşizme yatkınlığından söz ediyorsunuz. 'Ben sosyal demokratım' diyor ama içinden aşırı milliyetçilik, devletçilik ve faşizm çıkıyor. Bu tabii ki ürkütücü.
Hem ürkütücü, hem değil. Bir partinin kendisine solum demesi onun sol olmasına yetmiyor. Türkiye'de sosyal demokrat olduğunu söyleyen partilerin hiçbiri gerçek sosyal demokrat partiler değil. Bunlar antiemperyalist, bağımsızlıkçı, devletçi, milliyetçi, popülist bir yapının bir tarihte dönüşmesiyle ve kendisini soldayım diye tarif etmesiyle ortaya çıkmış partiler. Sol değil bu partiler. Türkiye'de bir sol parti yok. Hem milliyetçi olup hem sol olunmaz. CHP'den MHP'ye bütün partiler, çeşitli renklerde sağ partiler. Ama CHP ben solum dedikçe, doğabilecek olan sol partilerin önünü kapatıyor.
Deniz Baykal tecrübeli bir politikacı. Ordu partisi görüntüsü vermenin seçimlerde başarı getirmeyeceğini bilecek biri. Ama bu görüntüden rahatsız gözükmüyor. Seçimleri bu politikayla kazanacağını düşünüyor mu Baykal?
Hayır. Ordu ve merkez yanlısı politika yapan partiler daima ilk seçimlerde tepetaklak gidiyor ama... Baykal Türkiye'de, bu politikaya inanan yüzde 25'lik bir kitlenin olduğunu düşünüyor. CHP'nin Türkiye'nin yüzde 75'iyle ilgisi yok. Baykal, yüzde 25'lik kitle için yüzde 75'lik kitleden vazgeçen bir politikacı. Hiçbir zaman toplumu dönüştürmek, büyük ittifaklara dayalı politikalar yapmak gibi bir hırsın içinde olmadı. Deniz Baykal üç, dört senelik bir vizyon ortaya koymaz. Baykal günlük politika yapar. Bunun sebebi, kendi makalesinde var. Bir akademisyen olmasına rağmen, Baykal öyle fazla yazıp çizmiş biri değil ama, 1970'lerde yazdığı birkaç makaleden birinde, 'Siyaset, aslında bir gerilim meselesidir. Siyaset, gergin ip üstünde yürüyen cambazın o andaki durumudur' diyor.
Eğer Baykal bu politikasıyla seçimleri kazanamayacağını biliyorsa, neyi kazanmak için ordu yanlısı gözüken bir politika izliyor?
CHP 1993'te yeniden açılmadan önce Baykal, İsmail Cem'le birlikte 'Yeni Sol' diye bir kitap yazdı. Baykal'ın, Yeni Sol kitabında anlattığı politikayla ve tarif ettiği partiyle, 1993' ten beri başında bulunduğu CHP arasında hiçbir benzerlik yok. Oysa CHP başka bir yöne gidebilirdi. Ama 1993' te Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin ardından, Baykal, İslam karşıtı bir hareketin ve siyasal kutuplaşmanın toplumda çok yükseleceğini ve o dalganın üstüne oturmanın kendisini ileriye sıçratacağını düşündü ve partiyi hızla geleneksel çizgisine çekti. CHP' yi, milliyetçi, devletçi, bürokrasi ve orduyla doğrudan ideolojik özdeşleşimi olan bir parti haline getirdi.
Devlet partisi görüntülü politika sadece Baykal'ın politikası mı? Yoksa CHP'nin de politikası mı?
İkisinin birden. CHP'nin bir genetik yapısı var. O genetik yapı, ordu ve devlet yanlısı politikayı canlandırmaya çok yatkın. Ama Baykal da kişisel olarak bunu ayrıca kullanıp, tahrik ediyor.
Birkaç yıla kadar cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Baykal kendi cumhurbaşkanlığı için devletten destek almaya çalışıyor olabilir mi? Daha net sorayım, Baykal cumhurbaşkanlığı hesapları yapıyor mu sizce?
Baykal cumhurbaşkanlığı hesapları muhakkak yapıyordur. Birkaç yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü adayı olmak gibi bir düşüncesi yüzde yüz mevcuttur. Nitekim devletin en güvenilir insanı olmak, ordu katında cumhurbaşkanlığı konusunda ortaya çıkan arayışlara bir cevap olabilmek için, bu politikaları hırsla ve şiddetle sürdürüyor. Çünkü ordu, bürokrasi ve seçkinlerden oluşan tarihsel blok, kendi içinden, kendi güvendiği birinin cumhurbaşkanı olmasını ister.
Önümüzde bir yerel seçim var. Anketler, CHP'nin muhalefette oy kaybettiğini gösteriyor. Siz CHP' nin oy kaybedeceğini düşünüyor musunuz?
Anketlere göre, CHP'nin oyu diyelim ki yüzde 19'dan 15'e, 13'e düşecek.
CHP oy kaybederse partide nasıl bir hareket yaratır bu?
Eğer CHP son seçimde aldığı yüzde 19 oydan bir puan aşağıda oy alırsa, büyük kriz çıkacak. CHP'nin bütün hedefi yüzde 19'un bir puan üstüne çıkıp yüzde 20 oy almak ve 'oyumu artırdım' demek. Yoksa oy kaybederse CHP'yi seçimden sonra önemli sarsıntılar bekliyor. Genel başkanlığa dönük ciddi bir arayış var. Baykal bundan çok tedirgin. CHP bu seçimleri kaybederse, Kemal Derviş ve Hurşit Güneş genel başkanlık yarışına girecek. Ben CHP' de bir çözülmenin, paniğin başladığını görüyorum zaten Deniz Baykal'da bir endişenin başladığını da seziyorum. Çünkü küçülen bir partiyi hiç kimse bir arada tutamaz. Kimse Baykal'ın gözünün yaşına bakmaz.
Kemal Derviş'in 25 arkadaşıyla birlikte partiden ayrılacağı da söyleniyor.
Bu haberler tamamen yanlış. Derviş büyük bir stratejist. 2002 Ağustos'unda yaşananları hatırlayın. Solu birleştireceğim diye bir rüzgâr estirdi. Ardından DSP ve İsmail Cem kanatları çöktü. Derviş gitti, CHP'ye girdi. Derviş asla CHP'den ayrılmayacak. Yeni bir partiyle bu işi yapmayacak. CHP'de kalarak partinin başına geçmek için çaba gösterecek. Bu arada, CHP'nin bu seçimde uğrayacağı muhtemel bir ağır yenilgi, Türkiye'de siyasi hayatı yeniden canlandıracak. CHP dışında kalan partilerde de yeni bir arayış olacak.
Eğer CHP bu seçimde oy kaybederse, bu yenilgiyi atlatıp yeniden gürbüzleşebilir mi yoksa bu sonun başlangıcı mı olur?
Ortaya çıkacak programa bağlı. Sosyal demokrat bir temele oturursa, toplumun yeni talepleriyle kendini özdeşleştirirse gürbüzleşebilir. Yoksa CHP için seçim kaybı sonun başlangıcı olur. Yok oluşa gider. CHP yok oluşa gitmeyi bir kere yaşadı. Yüzde 10'un altında kaldı, barajı geçemedi. 2002 seçimlerinde kendine verilen fırsatı ise şimdi kötü değerlendiriyor. Ama Türkiye'de halkın siyasal bilinci yabana atılamaz.
Niye?
İnsanlar bir partiyi, kendi ihtiyaçlarına cevap veriyorsa ayakta tutar. Türkiye DYP'yi, ANAP'ı bitirdi. CHP'yi bitirmemesi için hiçbir neden yok. Son seçimlerde halk diğer partileri tasfiye etmek için CHP'ye ve AKP'ye bu kadar çok oy verdi. Yoksa CHP'nin oyu yüzde 10, 12'den daha ileriye gitmiyor. CHP bu seçimlerde söylendiği gibi yüzde 10, 12 civarında bir oy alırsa, CHP'nin Baykal ve ekibini başta tutması mümkün değil. Yeni ekip gelir, ona bir fırsat verilir. Eğer o da talebi karşılamazsa, CHP ilk seçimlerde biter.