Çingeneler zamanı

Efsaneye göre ölümsüzlüğe erişmiş peygamber Hızır Baba'nın, binlerce renkte çiçeklerden örülmüş bir cüppesi vardır ki, bununla dünyaya baharı taşır.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

EDİRNE - Efsaneye göre ölümsüzlüğe erişmiş peygamber Hızır Baba'nın, binlerce renkte çiçeklerden örülmüş bir cüppesi vardır ki, bununla dünyaya baharı taşır. Peki, baharı, yani Hızır Baba'yı en keyifli kim karşılar? Tereddütsüz Romanlar. Romanlar, Edirne Belediyesi'nin 'resmi bayram' havasına büründürme çabasına karşın, bu yıl da bayramlarını coşkuyla kutladı. 5 Mayıs'taki resmi törenden sıkılan Romanlar mahallelerine döndüklerinde eğlence geleneklerini yaşattı. Gece sabaha varırken, artık 'Çingeneler zamanı'ydı.
Romanlar güneş batarken, belediyenin 10. Geleneksel Hıdrellez Şenliği'nin yapıldığı Sarayiçi'nden klarnet ve darbuka eşliğinde mahallelerine dönmeye başladı. Bu mahallelerden en büyüğü, Kemikçiler ya da yaygın adıyla Araplar Mahallesi. Hıdrellez günü mahalle, bir masal diyarı gibi. Her evin önünde yanan ateşlerin etrafında gelinlikleriyle aşırı makyajlı genç kızlar, 'çitile, çalkala, yandan, çatlat' bağırışlarıyla dans ediyor.
Darbuka ve klarnet çalan iki Roman, sanatçı olmanın ciddiyetini elden bırakmıyor. Takım elbiseler ütülü, saçlar briyantinli.
Dişsiz ağzında sigarasıyla Fatma nine, elinde bir kâseyle gezmeye başlıyor. Ateş başında durmaksızın dans eden kadınlar, onu görünce duruyor. Parmaklarından yüzükleri çıkarıp, kâsenin içine atıyorlar. Sonra yüzüklerini okunmuş ve kötülüklerden
arınmış olarak geri alacak, dilekleriyle birlikte parmaklarına takacaklar.
Gece ilerlerken mahallenin neşe kaynağı Şeker Ali, gelinlikle sokağa çıkıyor. Kapı önlerindeki eğlenceleri coşturan 17 yaşındaki Şeker Ali'nin son durağı âşık olduğu 15 yaşındaki Hasret'in evi. İşsiz olduğu için kendisine Hasret'i layık görmeyen 'kaynanasına' bir çift sözü var; "Bir şopar sevdim vermediler, Bir çadoloz kaynanam var, dünyada görmediler".
Tunca yolunda dans
Gün ağarırken 'Çingenelerin zamanı' başlıyor. Çocuklar sokaklarda teneke çalınca dansa ara veren Romanlar, Tunca Nehri'nin yolunu tutuyor. Önlerde atlara binmiş çocuklar, arkalarda gelinlik giymiş kızlar, en arkada yaşlılar, dansla yol alan uzun bir konvoy. Sağanağa kimse aldırmıyor. Gün aydınlanıp, nehrin üstünde dumanlar tütmeye başladığında, genç erkekler nehirde yüzüyor. Kadınlar ise suda ellerini ve yüzlerini yıkıyor. Ağaçlardan kopardıkları yeşillenmiş dallarla birbirlerine vurarak hastalıkları kovuyorlar. Gökyüzü ağırırken bir ellerinde nehirden doldurdukları şişe ve bidonları, diğer ellerinde evlerinin kapılarına asacakları yeşil ağaç dallarıyla danslarını sürdürüyorlar. Bu sırada biri şu hikâyeyi anlatıyor: "Tanrı insanı yaratmak için büyük bir fırın yapmış ve yoğurduğu üç hamuru içine atmış. Beyaz olanları az, zencileri ise çok piştiği için beğenmemiş. Sonuncu hamuru fırından çıkartığında 'İşte bu tam kıvamında oldu' demiş; İşte o insan
'Çingene'ymiş".