Çizgilerle işkence

Zülfikar Tak, 1980 yılının 27 Temmuz'unda, insanın hayal gücünü zorlayan işkencelerin yapıldığı Diyarbakır Cezaevi'ne girdiğinde 17 yaşında bir gençti. O genç yaşına rağmen, 'bölücü örgüt kurmak, adam öldürmek, asker öldürmek ve eylemlere katılmak'la suçlanıyordu.
Haber: HATİCE YAŞAR / Arşivi

İSTANBUL - Zülfikar Tak, 1980 yılının 27 Temmuz'unda, insanın hayal gücünü zorlayan işkencelerin yapıldığı Diyarbakır Cezaevi'ne girdiğinde 17 yaşında bir gençti. O genç yaşına rağmen, 'bölücü örgüt kurmak, adam öldürmek, asker öldürmek ve eylemlere katılmak'la suçlanıyordu. Bu suçlamalarla 3 yıl Diyarbakır Cezaevi'nde kaldı. Toplam 19 yıllık cezaevi hayatının 8 yılını ise hücrede geçirdi. Tak, ne kendi yaşadıklarını ne de o dönemde cezaevinde kalanların yaşadıklarını unutmadı ve gülünemeyecek karikatürlere yansıttı. 'Diyarbakır Cezaevi'nde İşkence Çeşitleri' adını verdiği bir karikatür kitabı çıkaran Tak, "Duyguları tahrik eden, kışkırtan bir çalışma. Ama ben artık bu tür çalışmaların yayımlanmamasını, orada yaşananların unutulmasını istiyorum" dedi.
Dayakla hoş geldin merasimi
Tak'ın çıkardığı kitap daha önce Avrupa'da Almanca ve İngilizce yayımlandı. Her iki halkın anlayabilmesi için Türkiye'deki baskıda Türkçe ve Kürtçe açıklamalara da yer verdiğini söyleyen Tak, cezaevindeki tüm işkenceleri tasvir etti. 1989'da çizimlere başlayan Tak, cezaevine ilk girişte başlayan 'hoş geldin karşılama töreni'nden, makata cop, sigara sokmaya, tutuklulara yiyecek niyetine çöp yedirmeye, falakaya, mahkeme salonlarına ve idam provalarına kadar yaşananları çizgiyle betimliyor.
Kitabın çevrilen sayfalarında kâh o dönem cezaevine giren tüm tutukluların tanıdığı, işkenceleri kadar, köpeği Co'ya itaat ettirilmesiyle de bilinen Binbaşı Esat Oktay Yıldıran, kâh işkence eden cezaevi görevlileri çıkıyor. Görevlilerin ellerindeki copların büyüklüğü ve üzerindeki yazılar da dikkat çekiyor; 'Okşa beni', 'Kara bela', 'Haydar erkeksen kaytar', 'Kuzu', 'Koçum', 'Yavrum ye beni.' Bugüne kadar cezaevinde kalan tutukluların anlatamadığı bir 'uygulama' da kitapta göze çarpıyor. Görevlilerin gözetiminde çırılçıplak soyulan tutuklulardan güçlü olanı ayakta bekletiliyor. Diğer çıplak tutuklu ise yere uzanıyor. Güçlü olan yerdekini cinsel organından tutarak kaldırıyor. Görevlilerin uygulamaya verdiği isim ise 'kantar'.
'Güzel şeyler çizmek isterdim'
Türkiye tarihindeki kara leke niteliğindeki Diyarbakır Cezaevi'yle ilgili pek çok tutuklu yaşadıklarını anlatmasına rağmen, Zülfikar Tak'ın çizgileri çok fazla şey söylüyor. Tak, söze gerek bırakmayan, söze dökülse bile yüzlerce sayfada anlatılması gerekenleri tek bir ka-rede ifade eiyor. Yine de Tak, açlık grevleri, ölüm oruçları, belleklerden silinmeyen etkilerine karşın Diyarbakır Cezaevi'ni unutmaktan yana. Bunların düşmanlık getirdiğini düşünen Tak, "Kendi yaşadıklarımın yanı sıra arkadaşlarımın da aktarımlarıyla çizdim. İlkokul üçüncü sınıftan beri çizmeye ilgim vardı. Ama ben bunların yerine daha güzel şeyleri çizmeyi tercih ederdim. Hiç aklımdan geçmezdi günün birinde böyle şeyleri çizeğim" diye konuştu.