Çocuğu olmayan kadını öldüren töreniz batsın

17'sinde evlendirildi, 30'unda kurşuna dizildi

Polise sığındı
Birgül 17, Resul Batak 16 yaşındayken evlendirildiler. Çocukları olmadı. Dayak ve hakaretten bezen Birgül, İstanbul'daki evinden kaçtı, gidecek yer bulamayıp polise sığındı, "Beni öldürecekler" dedi. Polis onu akrabalarına teslim etti. Aşireti, kocasına "Töreyi uygula" diye baskıya başladı. Resul, boş bir araziye götürdüğü eşine kıyamadı.
İkinci duruşma
Bataklar, Birgül'ün canına karşı ailesinden para ve 'doğurabilecek kız' istedi. Pazarlık sürerken Birgül öldürüldü. 30 yaşındaydı. Suçu Resul üstlendi. Birgül'ün babası ikinci duruşmada konuştu: "Katil Resul değil. Aşiret reisi Musa Batak'la iki kişi kızımı öldürdü. Ben ve ailem de tehdit altındayız."
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - İhtişamlı Atatürk Olimpiyat Stadı'nın yakınındaki bir kuytuda Resul Batak, silahı karısı Birgül Batak'a doğrultmuştu. Resul'ün arkasındaki karanlık yüzler, 'Öldür onu', 'Töre', 'Namus' diyordu. Birgül'ün tek suçu koca dayağı nedeniyle evinden kaçmasıydı. Kocası bunu biliyordu. Silahı indirdi. Ağlıyordu, 'Yapamam' dedi. Aşağılanarak yoksul hayatlarına geri götürüldüler. Kaçmayı düşünüyorlardı. Ölüm emrini veren aile meclisi, daha sonra Birgül'ün hayatı karşılığında para, silah ve yeni bir kız istedi. Umutlandılar. Birgül'ün yoksul babası parayı bulmaya çalışırken 16 Ağustos 2006 akşamı İkitelli'de otoyolun kenarında dört el silah patladı. 30 yaşındaki Birgül, yüzlerce aracın geçtiği yolun kenarında öldü. Sadece bir ay önce bir karakolda, öldürüleceğini söylemiş ama korunmamıştı.
İkisinin yaşamı da bir göç öyküsünün içinde başladı. Birgül doğduğunda ailesi İstanbul'a yeni göç etmişti. Okula bile gidemediği bir yoksulluğun içinde büyüdü. 13 yaşındayken ağabeylerinin turizm sektöründe çalışması için Aydın'ın Söke İlçesi'ne göç ettiler. Birgül tatil için gelen özgür kadınların hayatlarını sadece izleyebildi. Onun için dünyanın kurallarının çok farklı olduğu öğretilerek büyüdü.
Evlenirken söz hakları yoktu
17 yaşına geldiğinde babası Birgül'ü karşısına alıp konuştu. Birgül ne söyleyeceğini ve söz hakkının olmadığını biliyordu. Babası, "Batakların oğlu, Resul'le evleneceksin" dedi. Bataklar Ağrı'da kalabalık bir aşiretti. Evlendirileceği Resul, 16 yaşındaydı. O da evleneceğini, babasından öğrenmişti. O da Ağrı'dan göç eden kalabalık bir ailenin oğluydu. Onun da söz söyleme hakkı yoktu.
Baba evine dönüş yok
Yıllar geçti, çocukları olmadı. Doktordan Birgül'ün çocuğunun olamayacağını öğrendiler. Artık istenilmiyordu. Resul'ün ailesi, kuma alması için baskı yapıyordu. Buna direndiler. Üç yıl önce İstanbul'a gelerek İkitelli 'de tek oda bir gecekondu kiraladılar. Resul, evlerinin yakınında bir ayakkabı atölyesinde iş buldu. Ailenin kuma baskısı arttıkça çiftin huzuru bozuluyordu. İki yıl önce gecenin karanlığında, yoksul gecekondudan Birgül'ün çığlıkları yükseliyordu. Resul, onu döverken 'çocuğun olmuyor', 'kuma' bağırışları duyuluyordu. Defalarca evine sadece 300 metre uzaktaki babasının evine kaçtı. Törenin kuralları açıktı, kadının baba evine dönüşü yoktu. Kocasına gönderildi. 15 Temmuz 2006 günü artık dayanamadığını düşündü. Önceki gece yine dövülmüştü. Yoksul odalarında bütün değerli eşyalarını sığdırdıkları çeyiz sandığını açtı. Biraz para alıp kaçtı.
Aile meclisi toplandı
Birgül'den bir hafta haber alınamadığında artık törenin kurallarından dönüş yoktu. Dedikodu kısa sürede yayılmış, Ağrı'daki köylerine ulaşmıştı. Kalabalık Batak aşiretinin reisleri, daha önce adını bile duymadıkları Birgül'ün kaderini belirleyecekti. İstanbul'a gittiler. Onlarca kişiden oluşan aile meclisi, Gaziosmanpaşa Karabekir Mahallesi ve Sarıgazi'de toplandı. Birgül'ün ailesi de meclisini toplamıştı. Namusun temizlenmesini onların içinde de söyleyenler vardı. Ama Birgül'ün babası, kardeşleri karşı çıktı. Resul aşiretinin adamları defalarca evlerine geldi. "Ya babası öldürecek ya da kardeşlerinden biri" dediler. Öldürmeleri için onları tehdit ediyorlardı.
'Ailesi gereğini yapacak'
Bu süre içerisinde Resul, işine gitmedi. Patronu çağırdığında iş arkadaşlarının, patronunun yüzüne hiç bakmadı. Yanında akrabası olduğunu söylediği karanlık yüzler vardı. Patronu Ömer Yıldırım, yaşadıklarını duymuştu, elini kana bulamamasını söyledi. Resul sadece "Ölmesi gerek, ben insan içine çıkamaz oldum. Ama kendi ailesi gereğini yapacak" dedi.
Polise yalvardılar
Törenin cezası için sabırsızlananlar, Birgül'ü arıyordu. Resul Batak, 24 Temmuz 2006 günü Şehit Ziya Kaya Polis Merkezi'ne karısının kayıp olduğunu söyleyerek başvurdu. Üç gün sonra Birgül, aynı karakoldaydı. İki gün mahalledeki elma bahçelerinin kuytusunda yatmıştı. Uzaklara gidebilmek umuduyla otogardan rastgele bir otobüsle Denizli'ye gitmiş, parası tükenince dönmüştü. Tek güveneceği insan ablasıydı. Onun yanına gitti. Ancak eniştesi, tehlikenin farkındaydı. Onu İkitelli'deki Şehit Ziya Kaya Polis Merkezi'ne götürdü. "Bu kızı öldürecekler. En azından bir süre burada kalsın" diye yalvarıyordu. Oradaki 27 Temmuz 2006 tarihli tutanakta Birgül şunları söylüyordu: "Kocamla çocuğumuz olmadı, bunun için hep beni dövüyordu. Dayanamadım, evden kaçtım. Namusumu kirletmedim. Beni kocama, babama vermeyin. Can güvenliğim yok, beni öldürürler..."
Kocası tetiği çekemedi
Saklanacağı yer yoktu. Polis de ona başka bir seçenek sunmadı. Polis, okuma yazma bilmeyen eniştesine Birgül'ü karakoldan aldığına ilişkin bir tutanak imzalattı. İsminin açıklanmasını istemeyen yakınlarının ifadelerine göre polis, Birgül'ü 'yediemin' olarak belirlediği akrabalarına verdi. Artık törenin elindeydi. Bir arabayla gece karanlığında ıssızlığa götürülürken yanında kocası ve kocasının iki akrabası vardı. Olimpiyat stadının yakınındaki bir boş arazide Resul, karısına doğrulttuğu silahın tetiğini çekemedi. Namuslarına sövülerek Birgül'ün ablasının evine götürüldüler. Burada her şeyi arkalarında bırakarak kaçmayı konuştular. Ertesi gün kapı çalındı. Yine Resul'ün akrabalarıydı. Onları bu kez Arnavutköy'deki ormanlık bir alana götürdüler. Sabaha karşı Resul ve Birgül gözleri yaşlı, yine evin kapısındaydı. Resul tetiği çekmemişti. Karısını sevdiğini, öldürmeyeceğini anlatıyordu.
Boş arazide öldürüldü
Bu sırada başka aşiret reislerinin araya girmesiyle pazarlıklar başladı. Bataklar, Birgül'ün öldürülmemesi karşılığında para, Resul'e genç bir kız almalarını ve silah istediler. Memleketlerinde yine söz söyleme hakkı olmayan bir kız bulmuşlardı.
Pazarlıklar sürerken Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan TEM otoyulunun İkitelli Ayazma Mevkii'ndeki boş arazide dört el silah patladı. Yüzlerce aracın geçtiği yolun gürültüsünde kurşun sesleri kayboldu. 30 yaşındaki Birgül Batak kanlar içinde yerde yatıyordu. Birkaç saat sonra Birgül'ün can güvenliğinin olmadığını söylediği Şehit Ziya Kaya Polis Merkezi'nin kapısına Resul Batak geldi. 'Karımı öldürdüm' dedi. Tehdit edilen ailesi kızların cenazesine bile sahip çıkmadı. Batak aşiretinde cinayete karşı olan biri cenaze işlemlerini yaptı.
Aşiret adliyede
Resul Batak, polisteki ve çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza mahkemesinde susma hakkını kullandı. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde çıkarıldığı davanın ilk duruşmasında konuştu. Karısıyla çocuğunun olmamasından dolayı iki yıldır huzurlarının kalmadığını, sürekli kavga ettiklerini anlattıktan sonra cinayette ağır tahrik indirimi sağlayacak şekilde ifade verdi. Karısını evinin yakınında bir adamla gördüğünü, adamın kaçtığını, kendisine hakaretler eden karısını öldürdüğünü anlattı. Duruşmada Birgül'ün babası Abdulbari Kızılkaya da davacı olmadığını söyledi.
Tehdit edildi
Davanın ikinci duruşması 19 Nisan 2007 günüydü. Duruşma salonunun önünde kalabalık birikmişti. Sabahın erken saatlerinden itibaren orada volta atıyorlardı. Yaklaşık 20 kişiydiler. Birgül'ün babası davacı olmaya karar vermiş ve mahkemeye gelmişti. Etrafını saran Batak aşiretinin mensuplarınca tehdit edildi. Avukatı Mehmet Bayram, duruşma salonuna giderken biri koluna girdi. Bayram yaşadıklarını şöyle anlattı: "Beni, 'Neye bulaştığını bilmiyorsun. Bu davadan vazgeç' diyerek tehdit etti. Maalesef meslektaşım Batakların avukatı da müvekkilimi davadan vazgeçmesi için tehdit etti."
Duruşmada söz sırası gelen Abdulbari Kızılkaya, sanık sandalyesindeki damadına baktı. 'Kızımı bu öldürmedi' dedi. Kızını öldürdüğünü düşündüğü insanlar, sadece birkaç adım uzağında, mahkeme salonunun önündeydi. Dilekçesini avukatı mahkemeye sundu. Dilekçede, kızını öldürmeme karşılığında kendisinden para, silah ve kız istendiğini anlatıyor ve şöyle devam ediyordu: '... Aşiret reisi Musa Batak, Resul'ün akrabaları Mehmet Çağatay ve Nedim Erik, damadımın evinden Resul ve Birgül'ü alarak İkitelli'ye götürüp, öldürdüler. Benim kızımı Resul Batak öldürmemiştir. Öldüren şahıs Musa Batak'tır. Ondan ve ona yardım eden Mehmet Çağatay, Nedim Erik'ten şikayetçiyim. Ben ve ailem şu an büyük tehdit altındayız..' yazıyordu.